22 Şubat 2012 09:32
- 3 Yorum
- 7,502 Okunma
Fidel Castro ile yaptığı röportajla tanınan gazetecinin evine Che Guevara'ya benzetilen lider gelir ama tanımayıp arkasını döner. Aradaki farka gelince...
Gazeteci Leyla Umar
anlatıyor:
“Bir akşam Müjde Ar telefon etti; “Leyla birisini getireceğim sana ama kusura bakmazsan seni tanımak istiyor” dedi. Karı-koca geldiler... Bir bey yanlarında, kısa boylu, efendi, burada da oturdu. Konuşuyoruz ama adam hiç konuşmuyor. Ben de baktım ki, konuşmuyor, sırtımı döndüm Müjde ile konuştum. Oğlum da geldi, bir adam misafir geliyor diye. Ama tanımıyoruz gelen kişiyi. Oğlum bana “Git konuş” şeklinde bakış atıyor ama adam öyle oturdu. Meğer şimdiki CHP Başkanı Kılıçdaroğlu imiş. Ama hiç konuşmadı. Nasıl şaşırdım. Oğlum, “Bunu nasıl yaparsın anne?” dedi, yaptım işte...“
Yukarıdaki satırları Hülya Okur’un Aralık ayında gazeteci Leyla Umar’la gerçekleştirdiği röportajdan iktibas ettim.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu eşiyle birlikte Leyla Umar’ın Ortaköy’deki evine ne zaman gitmişti, bu ziyaret ne zaman gerçekleşmişti bilemem.
Dün CHP grup toplantısını izlerken, 2 ay evvel okuyup bir kenara not ettiğim yukarıdaki satırları geldi aklıma...
Partisinin grup toplantısında her zamanki gibi esip esip gürleyen, ağza alınmayacak sert ifadelerle Cumhurbaşkanı Gül’ü, Başbakan Erdoğan’ı ve hükümeti eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 2 ay evvel okuduğum yukarıdaki röportajda anlatılan hali ile şimdiki geldiği nokta arasındaki fark beni hayrete düşürdü.
Tahmin ederim ki, Leyla Umar’a yaptığı ziyaret CHP’ye genel başkan olmasından öncedir...
İnsan 40’ından sonra değişmez, o vakte kadar ne ise ondan sonra da odur derler ama, bir insan bu kadar mı değişir?
İnsan yanında ağzını açamayacak kadar sakin tabiatlı kendi halinde bir devlet memuru emeklisi nasıl oldu da bu kadar agresifleşti, diline hakim olamayıp birbiri ardına sıraladığı ağır kelimelerle devletin zirvesindeki isimlere laf saydırır hale geldi, hakikaten inanılır gibi değil.
Siyasetçileri ne değiştiriyor?
Siyasi hırslar, koltuğun çekim gücü bir insanın alışkanlıklarını, kişiliğini, davranış biçimini bu kadar mı değiştirir?
Yoksa Kılıçdaroğlu’nun gerçek hali buydu da, partiye lider oluncaya kadar perdelemeyi mi başardı?
Kılıçdaroğlu’nun sakin kişiliğinin altında bir içten pazarlılık var mıdır bilemem.
Ama CHP gibi köklü bir partinin başına gökten zenbille inerken bile ya zenbilin ipinin bir ucunu tutacak kadar, ya da zenbilin içinde oturmayı göze alacak kadar bir temas trafiği olmaması da düşünülemez.
Dünkü grup konuşmasında Başbakan’ın ruh sağlığını sorgulayıp doktora gitmesini tavsiye ederken ki halinden hicap duydum.
Eleştirinin de bir adabı, üslubu, haddi ve seviyesi olmalı.
Üstelik eleştirdiğiniz kişi, tüm dünyanın yakından izlediği bir liderse...
O zaman söylediğiniz lafın muhakkak bir ağırlığı da olmalı.
Emin olun hiç konuşmasa, Leyma Umar’ın evinde yaptığı gibi yeri geldiğinde susmanın erdemiyle hareket etse, Leyla Umar o gün kendisine arkasını dönmüş olsa da, seçmende oluşturduğu ağırlıkla şimdikine göre 3-5 puan daha fazla oy da alabilir.
Sayın Kılıçdaroğlu 2010 yılı Mayı ayında CHP’ye genel başkan seçildikten sonra yapılan ilk Parti Meclisi (PM)
toplantısında hemen sağında oturan isim olan İstanbul kurultay delegesi Korkmaz Karaca, geçtiğimiz günlerde Kemal Kılıçdaroğlu’na gönderdiği mektupta,
“Sizin Türkiye’de eksikliği çok hissedilen ‘’ KALİTELİ ve ETKİN’’ muhalefet ihtiyacını gidereceğinize tüm kalbimle inanmıştım. İnandığım doğrultuda sizi destekledim. 23 Mayıs 2010 Pazar günü listenizden 1107 oyla CHP Parti Meclisine giren en genç üyelerden biri olma onuruna eriştim. Ne yazık ki sizinle ilgili hayallerim daha o gece yıkıldı” cümleleri ile başlayan satırlarını...
“Yazılacak o kadar çok çelişkiniz ve ‘’ÇARKLARINIZ’’ oldu ki ben yazmaya utanıyorum. ’TAVŞANA KAÇ TAZIYA TUT’’ anlayışı ile genel başkan olabilirsiniz. Birilerinin zamanında yaptığı gibi delege oyunları ile genel başkan da kalabilirsiniz. Fakat partiyi iktidar kendinizide başbakan yapamazsınız. Sizin ve arkadaşlarınızın çarklarından yorulduk..” dedikten sonra, “
Sizinle bu partinin gideceği hiçbir yer olmadığına inandığım için sizin ‘’KENDİN ÇAL KENDİN OYNA’’ kurultayınıza katılmayacağımı şimdiden bildiririm” satırlarıyla bitirmiş.
Bu yazı, hafta sonunda yapılacak CHP kurultayından önce bu köşedeki son yazı.
Parti içi muhalefetin ağır baskısı altında kalan CHP yönetimi bakalım ikinci kurultaya gerek kalmadan ilk günkü kurultayda sonuç alabilecek mi?
Bakalım kurultaya katılmama eğilimindeki muhalifler Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’yi sarsabilecek mi? Kengi gündemlerini dayatabilecek mi?
Yoksa Kılıçdaroğlu kısa vadede kurultaydan daha da güçlenmiş olarak mı çıkacak?
Yapılacak kurultayın sonucu ne olursa olsun, 2014 yerel seçimlerine Kılıçdaroğlu’suz gidileceğinde kuşku yoktur.
Liderlikten ayrıldıktan sonra duayen gazeteci Leyla Umar’ı yeniden ziyareti söz konusu olursa, bu defa suskun kalmayıp hiç olmazsa genel başkanlığa nasıl geldiğinin hikayesini anlatırsa memnun oluruz.
Leyla Umar için bu durum, hiç kuşkusuz Fidel Kastro röportajı kadar ilgi çekici olacaktır...
Hem kime benzettikleri pankart
açmışlardı Sayın Kılıçdaroğlu için 2010 yılı Aralık ayında yapılan ikinci kurultayda; Che Guevara’ya...
Böylece Leyla Umar, Che Guevara Kemal’le Fidel arasındaki farkı da yakından test etme imkanı bulur.
Çok ironik bir durum belki ama, inanın CHP’li delegelerin Kılıçdaroğlu’ndan Che Guevara çıkarması kadar da anlamsız değil. Ne dersiniz?
Prof. Dr. Osman Özsoy – Haber 7
www.osmanozsoy.com.tr
www.twitter.com/ozsoyyazilar