23 Şubat 2012 08:43
- 12 Yorum
- 11,564 Okunma
Kaddafi’nin âkıbeti ortada iken neden ders alınmaz bundan? Suriye’deki bilinçsiz yönetim daha ne kadar sürdürecek vatandaşa zulmünü?
Yusuf Has Hacip’in
Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi/Kutlu Bilgi) kitabında bahsettiği dört önemli ölçütten biri
âkıbet kavramıdır. Âkıbet, yani işin sonu. Her ne iş olursa olsun, bir sonu vardır. Sonsuzluk inancı, sonluluk bilincinin oluşmasıyla güçlenir. Âkıbet, basit bir
sonlanma, sona erme durumu değildir. Başlangıcın ve zaman içerisinde sürdürülen
tarzın şekillendirdiği bir son(uç)tur.
Yaşanılan hayatın son uç noktasıdır
âkıbet. Tercihlerimizin, eylemlerimizin filizlenip çiçeklenmesi, ardından da olgunlaşmış bir meyve gibi kendini bırakması…İşte her birimizin âkıbeti…
Aldatıcı ve aldanan insan
Bu anlamda âkıbet, mutlak son değildir;
sonsuzluğa geçiş evresidir. Sonsuzluğun kavranılmadığı durumlarda o tarihsel süreçte gözlemle sabit olan ve tekrarlanan bir doğal son, bir bitiş, bir tükeniş olarak görülür.
Başlangıç ve
bitiş arasındaki zorunlu ilişki dikkatten kaçar o zaman. Bu bir aldanmadır.
Birey, toplum ve siyaset bağlamında âkıbet bilinci oluşmamışsa, sıklıkla yaşanılır böylesi aldanmalar. Aldanan insan,
aldatıcının farkında değilse, sürekli tekrar eder aldanması. Oysa bir arayıştır onu peşi sıra sürükleyen. Bir umuttur seraptan seraba taşan ruhundaki.
İnsanın doğası (fıtrat), aslında, güzelin ve iyinin aranılmasına eğimlidir; çirkinlik ve kötülük de insana özgü olan, ama arızî bir haldir. Bu arızî hâl süreklilik arzederse, insanın âkıbeti kötü olur.
Herkesin âkıbeti kendince
Kutadgu Bilig’de bahsedilen dört değerden ilki,
doğruluk ve
adalettir. Hükümdar, doğruluğu ve adaleti temsil eder. Yönetiminden sorumlu olduğu halkına karşı
anlayışlı olmak zorundadır. Aynı zamanda da
bilgili.
İkinci sırada ise
devleti ve
mutluluğu temsil eden
Vezir gelir. Üçüncü olarak
akıldan bahsedilir. Akıl, bilgiye barınak sağlayan ve onu muhafaza eden saray hükmündedir
Bilgi, kimyaya benzetilir. Kimya denildiğinde, değişkenlik ve değerlilik gelir akla. Kimya gibi, yani kıymetli ve değişken. Bilgili olmak, bir değer ifade eder. Aynı zamanda da değişime açık olmak demektir.
Âkıbet, dördüncü kavramdır. İşin sonuna, her şeyin bir sonu olduğuna işaret eder. Ne var ki bu son, yukarıda değinildiği gibi, başlangıç ve iradeden bağımsız, herkes için aynı ölçüde geçerli bir sona erme değildir. Herkesin âkıbeti kendincedir.
Kökleri 11. yüzyılda olan bu devlet ve yönetim felsefesi bugün o kültürün mensuplarınca ne derecede içselleştirilerek uygulanmaktadır? Kültürel kodlarında böyle bir kaynağa sahip olmadığı halde, Avrupa Birliği, Temel Haklar Şartı diye bir belge kabul ederek, vatandaşların
iyi yönetilme hakkı olduğunu belirtip bu vesileyle Türkiye’ye bir norm dayatmasında bulunması ne demektir?
Nereden nereye…
Doğruluk ve
adalet temelinde bir siyaset marifetiyle devleti güçlü, vatandaşı mutlu ve memnun kılacak bir yönetim modelinin asgarî şartı,
değişime kapı açacak bilgi ve
anlayıştır. Böyle bir kültür mirasına ve tecrübeye sahibiz.
Ama heyhat! Ne görüyoruz etrafımızda uzunca bir süredir?
Kaddafi’nin âkıbeti ortada iken neden ders alınmaz bundan? Suriye’deki bilinçsiz yönetim daha ne kadar sürdürecek vatandaşa zulmünü?
Suriye’de yönetimin babadan oğla el değiştirmesi, zihniyet değişimi için yeterli olmamıştır. Esas değişim, yukarıda sözünü ettiğimiz bilgi ve anlayış sayesinde olur. Tabii ki bir de âkıbet bilinci gerekli.
Ne kötüdür akılsız başın ceremesi
Şimdi yavaş yavaş görünüyor yolun sonu. Beşar Esad’ın âkıbeti. Ey oğul Esat, insan olduğun için, evet, sadece insan olarak yaratılmış olduğun için, senin âkıbetini düşünüp buna üzülüyor insan. Ama insanın bu yönü de var işte. Zalim ve nankör de olur insan. Sen zalim ve nankör olan insanlar arasında yerini aldın. En büyük kötülüğün ülkene, ailene, halkına ve kendine.
Ne kötü oluyor
akılsız başın ceremesi.
Çölde sakladığı yirmi ton altın Kaddafi’yi kurtardı mı? Sende de feraset yok belli ki, feraseti olmayan kişi bataklığa saplanmaya mahkûmdur… Ferasetsiz ve âkıbet bilincinden uzakta gideceğin yer bellidir. Artık tüm dünya görüyor bunu. Bundan sonra sen görsen de bir görmesen de.
Son günlerde Türkiye’de haber kanallarında Suriye’deki iç savaşa pek yer verilmese de, daha önce devlet zafiyetinin muhtemel kötü sonuçlarına dikkat çektiğimiz türden dehşet verici hadiseler devam etmektedir. İşin kötüsü, bunların (haber ajanslarının da etkisiyle) sıradanlaşmasıdır. Buna izin verilmemelidir.
Suriye’nin Dostları adıyla bir grup ülkenin Tunus’da gerçekleştireceği toplantı da Türkiye ve dünya gündeminde fazla yer edinmedi. Buna rağmen Türkiye, kamuoyu ve hükümet düzeyinde gerekli hassasiyeti göstererek, komşu Suriye’de alevlenen ateşin tahrip edici bir yangına dönüşmesini engellemeye çalışmalıdır. İzansız oğul Esat yönetiminin bilinçli olarak ya da devlet zafiyetinden dolayı PKK teröristlerine sınırın öte yakasında manevra alanı yaratarak, Türkiye’ye karşı bunu bir baskı unsuru olarak kullanmak istediği anlaşılmaktadır. Bu, akıllıca bir tercih değildir.
Mütekabiliyet
Mevcut koşullarda Suriyeli muhaliflerin belirli ölçülerde kurumsallaşmalarının yolunu açmak, ileriye yönelik olarak Türkiye’nin çıkarınadır. Böylelikle, hem ülkede devlet erkini kullanarak insan hakkı ihlâlinde bulunan mevcut Esat zihniyetine karşı Türkiye halk iradesinden yana tavrını ortaya koyacak, hem de bir anlamda kendisine yönelmiş bulunan muhaliflere sığınma hakkı tanımanın ötesinde bunlara stratejik destek sağlayarak, komşuda uyumlu ve demokratik bir yönetimin oluşmasına katkıda bulunacaktır.
Türkiye’den beklenen budur. Bunu herkes bilir. Ama dışarıda kimileri buna mani olmaya çalışır, kimileri de içeride bunun farkında olmayacak derecede basit politika oyunlarıyla meşguldür.
İbrahim S.Canbolat / Haber 7
icanbol@hotmail.com
Twitter.com/icanbol