Dersim'den Diyarbakır'a zorbalık tarihi

‘Diktatör', ‘zorba', ‘baskıcı' kelimelerini fütursuzca kullananlar var ülkenin başbakanı için. ancak diktatör arayışında olanların gerilere dönüp bakmasında fayda var: mesela Diyarbakır cezaevine, mesela Dersim'e…

Dersim'den Diyarbakır'a zorbalık tarihi
Dersim'den Diyarbakır'a zorbalık tarihi
GİRİŞ 13.06.2013 14:48 GÜNCELLEME 13.06.2013 14:48

Yakın tarihi bilmeyenler için geçen son on yıl, yapılan tüm iyi niyetli demokratikleşme çabalarına, farklı etnik ve inanç mensubiyetine sahip vatandaşların taleplerine kulak verilen açılımlara ve askeri vesayetle yapılan mücadeleye rağmen üzerine ahkam kesilebilecek, dünyanın bütün günahlarının hesabı sorulabilecek bir zaman dilimi.

Dile dolanan üç beş yasal düzenleme 'yaşam hakkı'nı ihlal olarak dolaşıma sokuluyor. Uzun yıllardır sürdürülen Kemalist hegemonyanın sona erdirilip toplumun geniş kesimlerinin Beyaz Türkler kadar hak ve özgürlüklere sahip olması elbette belli çevrelerin kolay hazmedebileceği bir durum değildi. Bu yüzden 'Diktatör', 'Zorba', 'baskıcı' kelimeleri fütursuzca kullanılabiliyor ülkeyi kendi istedikleri gibi yönetmeyen bir başbakan için. 28 Şubat yaşanmamış gibi davrananlar, Susurluk olmamış gibi başını kuma gömenler, Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs darbelerinde lal kesilip, Dersim'i duymazdan gelenler bugün yaşanan gerilimler üzerinden ülke yanıyormuş izlenimi vermeye çalışıyorlar. Bu yüzden olup biteni daha net görebilmek için geçmişe tekrar tekrar bakmak ve yakın tarih okumaları yapmakta fayda var. Özellikle 1990'larda doğan, X ve Y kuşağındaki gençlerin ezbere bilgiler yerine yakın tarihe ilişkin tanıklıkların kayıt altına alındığı kitapları okuması zihin açıcı olacaktır. Zira yakın tarihi bilmeyenler için ortalığın toz dumana karıştığı şu günlerde 'darbe' sözcüğü bile kulağa hoş gelir oldu. Bu anlamda İletişim Yayınları'ndan çıkan Bayram Bozyel'in, yaşadığı cezaevi günlerini anlattığı Diyarbakır 5 No.Lu adlı kitap, gençlerin sadece adını duydukları 12 Eylül darbesinin insanlara nasıl ağır bedeller ödettiğini öğrenmesi açısından büyük önem taşıyor.

DİYARBAKIR CEZAEVİ İŞKENCELER İNCE İNCE DÜŞÜNÜLMÜŞTÜ

Diyarbakır Askeri Hapishanesi'nde yapılan işkenceleri gün yüzüne çıkaran kitapta Bayram Bozyel, 1982'den 1986'ya kadar hapishanede yaşadıklarını günü gününe okura aktarıyor. "Türkiye'de estirilen terör ve vahşetin içinde cezaevleri bir doruksa, 5 No.lu'ya özel bir yer vermek gerektiğine kuşku yoktur. Tüm ultra işkence teorileri burada denendi. Bu nedenle, bu dönemde cezaevlerinde yapılanları genel olarak toplu katliam olarak niteleyen insanlar 5 No.lu'da yaşananları isimlendirmeye güçlük çekiyorlar" diyen Bozyel, "5 No.lu'ya yapılan özel muamelenin sebebi buradaki insanların ulusal karakteri idi elbet./.../Faşizmin hüküm sürdüğü ülkelerde cezaevleri faşist güçler için laboratuar işlevi görüyorsa, Diyarbakır'daki 5 No.lu Cezaevi'nin bu sistem içinde özel bir yer tuttuğunun altı çizilmelidir" ifadeleriyle de 12 Eylül darbesinin Kürtler üzerinde uyguladığı politikaya işaret ediyor. İşkencenin sistematik olarak uygulandığı Diyarbakır'da yapılanların büyük bir planın parçası olduğunu ise şöyle anlatıyor Bozyel, "Cezaevindeki uygulamalar kesinlikle şu ya da bu yöneticinin, herhangi bir subayın ya da başka bir görevlinin keyfine ve tutumuna bağlı değildi. Bir rastlantı ürünü de değildi. Her şey, cezaevinden sıkıyönetim komutanlıklarına, MİT mercilerine, hükümete, faşist generallere, CIA'ya ve 'dost ülkeler' için işkence uzmanı yetiştiren Amerikan kurumlarına kadar uzanan bir ağ içinde, ince ince düşünülmüştü, sistemli idi. Programlar sosyal, siyasal, psikolojik gözlem ve deneyimlerin ışığında bilimsel verilerle hazırlanmıştı!"

DERSİM'İ YAPAN DİKTATÖRÜ TANIR MI CHP?

Tek Parti iktidarı döneminde gerçekleştirilen Dersim katliamı üzerine son yıllarda birbiri ardına yayınlar yapılıyor. Kimi edebi nitelik taşıyor, kimi tanıklıkları gün ışığına çıkarıyor. Emirali Yağan'ın Beyaz Dağ'da Bir Gün Dersim Defterleri adlı çalışması da yığınsal kıyımın en yoğun olarak yaşandığı 15 Ağustos 1938'de Beyaz Dağ ekseninde yaşananları kayıt altına alıyor. Yağan, 1938 Tertele tanıklıklarının dehşet verici hikâyelerini ortaya çıkarmakla kalmıyor, aynı zamanda Dersim'in çoğul kültürünü, sosyal, kültürel dokusunu, diller ve inanç havzasını tanımamızı sağlayacak ipuçlarını da ortaya çıkarıyor.

Sadece devletin Dersimlilerle kurduğu ilişkinin otoriter ve dışlayıcı niteliğini değil, yanı sıra farklı etnik gruplar ve birer toplumsal küme olarak aşiretlerden oluşan Dersimlilerin kendi aralarında kurdukları ilişkileri, uzlaşmaları, gerilimleri, dayanışmayı, paylaşmayı izlemek de bu çalışma aracılığıyla mümkün. Ama kitabın asıl önemi dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün emriyle Şark Islahat Planı çerçevesinde Dersim'de çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden yapılan katliama dair tanıklıklar... Zira bu katliam resmi kayıtlara 'Dersim İsyanı' diye geçirilerek uzun yıllar gizlendi. Beyaz Dağda Bir Gün işte bu gizli tarihin sayfaların aralıyor. 1938 yılında Koçuşağı aşiretinden Elif Atalay'ın yaşadığı 'cehennem'den farksız tablo Dersim'de nasıl vahşice bir kıyım yapıldığının örneklerinden biri. Atalay şöyle anlatıyor yaşadıklarını: "Qulte denilen tarafta alay karargah kurmuştu; seçtikleri kadınları, kızları oraya götürdüler. Erkekleri dere kıyısında birbirlerine bağladılar. Üzerlerine gaz serpip kibriti çaktılar. Çıtır, çıtır yandılar kül oldular. Askerler dereden çekildiklerinde biz Bozan tarafına geçtik. Yakınlarda çayırlık dedikleri bir yer var. Orada kadınların süngülenip üst üste atıldıkları haberi geldi. Annem ve birkaç yaşlı kadınla ölülere bakmaya gittik. /.../ Ölülerin arasında kızcağızın biri sağ kalmış meğer. Kadınların dövünmelerini duyunca hareketlenmeye başladı. Üzerine yıkılmış cesetleri devirip ayağa kalktı. Hortladığını sandık. Kızın görüntüsü korkunçtu! Tepeden tırnağa kana boyanmıştı." Dersim'de masum köylülerin yaşadığı vahşet, askerden kaçarken yakalanmamak için kendi evlatlarını elleriyle boğmaya kadar uzanıyor. Ben yaptım oldu diyen bir Başbakan, 'Şark Islahat Planı' diye bir düzenlemeyi hayata geçirmek için Dersim'de yüzlerce kişiyi katletmekte sakınca görmüyor. Hasılı diktatör arayışında olanların biraz gerilere dönüp bakmasında fayda var...

KAYNAK: STAR
YORUMLAR 1
  • ibrahim 12 yıl önce Şikayet Et
    tek yanlı bu tip yayınlar kağıt zaiyatıdır . ortada hiçbir sebep yokken sırf ingilizler sözde bağımsız devlet kuracaz ve baştaki kansız aşiret reisini kral ilan edip olayların başladığı iki günde sebepsiz 100 e yakın askeri katletip baş kaldıran çapılcu teröristlrin peşinden gidenlere gülmü takılacaktı bu kitabı yazan sözde provakatör .tarih hiç birşeyi saklamaz .bu vatan evlatları hainleri hiç unutmayacaktır
    Cevapla
DİĞER HABERLER
4 bin saatlik kayıt çözüldü: Mezdeke üyesi cinayetinden yeni görüntü
Türkiye ve Suudi Arabistan imzaları attı: Demiryolu bağlantısı kuruluyor