İyiliğin sıcak sesi

İman ve İslam iyiliğin hem iyi oluş anlamında hem iyi davranış anlamında ta kendisidir. Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, bu durumun farkında olan ve gereğini yapmaya çalışan insanlardan biridir. Onun hayatını ve tecrübelerini yansıtan “Pervari’den Paris’e adlı kitabını heyecanla karşıladım.

İyiliğin sıcak sesi
İyiliğin sıcak sesi
GİRİŞ 11.04.2018 15:36 GÜNCELLEME 12.04.2018 07:14

İBRAHİM DEMİRCİ

Yazımın başlığını “İmanın Samimi Sadâsı” yahut “İslâmın Seçkin Sesi” de koyabilirdim ve bence bunlar aynı yahut birbirini tazammun eden anlamlara gelirdi. Dünyada maalesef “iman” ve “İslam” ile “iyilik” arasındaki tetabuk yok edilmek isteniyor ve Müslümanlık iddiasındaki pek çok kişi ve oluşum da bu yok edicilerin değirmenine su taşımaktan geri durmuyor. Oysa iman ve İslam iyiliğin hem iyi oluş anlamında hem iyi davranış anlamında ta kendisidir. Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, bu durumun farkında olan ve gereğini yapmaya çalışan insanlardan biridir. Onun hayatını ve tecrübelerini yansıtan kitabı heyecanla karşıladım.

 

 

BEN VARIM BUYUM

Kitabın 1. sayfasındaki iki fotoğraftan vesikalık olanı, Gazali oğlu İhsan’ı 1956 yılında ortaokul öğrencisi olarak gösteriyor. İrice gözleri pek güzel, duruşu güçlü ve güvenli, gülümsemesinin ardında sanki biraz muziplik saklı.İkinci fotoğraf 60 yıl sonra, 2016’da çekilmiş. İhsan Süreyya Hoca daha sivil, gözlüklü, hafif sakallı, sol eliyle önündeki kitabı bir ucundan açık tutuyor, sağ elindeki kalem mi açacak mı olduğunu seçemediğim nesnenin ucu da kitaba doğru uzanmış. Gözler yine parıltılı ama muzip gülümsemeye sanki biraz da kaygı karışmış. İki fotoğrafta da “Ben varım, buyum, buradayım ve size söyleyeceklerim var!” diyen bir eda. Kitabın kimlik bilgilerini ve iç kapağı geçtikten sonraki sayfada iki beyit karşılıyor bizi. Muhammed İkbal imzalı. İslamın evrenselliğini vurgulayan bu sözlerin anlamı belirtilmemiş. Neden? Merak edenler araştırıp öğrensin diye. “İhsan Süreyya Hocamız, bedavacıları sevmez!” diyorum. Nitekim internette manzumenin bestelenmiş şekli için hazırlanmış çeşitli videolar var, onlardan bazılarını dinliyor ve izliyorum. Hocanın söyleşiyi yapan öğrencisi Adnan Demircan, Sunuş’ta gözlem, deneyim ve değerlendirmelerini özetlemiş. “Kendisiyle aynı siyasî görüşü savunmayan öğrencilerin zihninde de ciddi bir saygınlığı vardı (s. 13).” dedikten sonra “... çok farklı görüşlere sahip öğrencilerinin saygınlığını kazanmıştır (s. 14).” diyebilmesine şaştım, keşke “saygısını kazanmıştır” deseydi!

HALASI ALLAH’ IN İHSANI DEMİŞ

Bu kitabın oluşmasında Necdet Subaşı’nın rolüne de değinen Demircan, “hayatını Allah’ın rızasını kazanmaya adayan Hocamın izinden gitmeyi niyaz ediyorum.” duasıyla sunuşunu bitirmiş. Her Müslümanın amin diyeceği bir duadır bu. Kendisinden önce doğan kardeşi birkaç aylıkken öldüğü için, halası, onun “Allah’ın İhsanı” olduğunu söyleyip adının “İhsan” olmasını teklif etmiş, kaymakam bey de buna “Süreyya”yı eklemiş. Böylece baba tarafından Kürt, anne tarafından Arap olarak doğan İhsan Süreyya, Pervari’de Türkçe ile ancak okula başladığında tanışabilmiş. Irkçılıkla milliyetçilik arasında fark görmeyen, İslamı ve Müslümanlığı hayatın manası, merkezi ve gayesi sayan İhsan Süreyya’nın yaşadıklarını, gördüklerini, yaptıklarını ve yapmadıklarını ve bütün bunlara ilişkin değerlendirme ve yorumlarını okurken yüreğimin kabardığı da oldu, içimin sızladığı da. Bazen şaşkınlık hissettim, bazen dehşete düştüm. “Allahu ekber!” diye haykırasım da geldi, “Lanet olsun!” diye tüküresim de. Gülmekten kendimi tutamadığım da oldu, öfkeden dudaklarımı ısırdığım da. İzzet ve haysiyet karşısında hürmetle dolduğum sahneler de gördüm, zillet ve denaet karşısında nefretle sövdüğüm davranışlara da rastladım.

DÜRÜSTLÜK DESTANI

Bu kitabı tanımlamak için uygun kelimeler ararken bulduğum ifadelerden biri şu oldu: Dürüstlük destanı. Evet, Ziya Paşa’nın şu beytini doğrulayan bir destan:

İnsana sadakat yaraşır görse de ikrâh

Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah

Yakın ve uzak tarihimizin pek çok olayı, yakın ve uzak coğrafyaların pek çok zenginliği, çeşitli toplumların türlü hususiyetleri; Fransa, Avusturya, Amerika, Avustralya, Kanada, Çin, Mısır, Suriye, Lübnan, Cezayir, Irak, Suudi Arabistan, Tunus, Güney Afrika, Polonya... gibi ülkelerden değişik gözlemler, ilginç deneyimler.Gerek İslam dünyasından gerekse Batıdan çok sayıda ilim insanının -başta merhum Muhammed Hamidullah olmak üzere- şahsiyetlerine ışık tutan müşâhede ve hatıralar.

Akademik hayatın güzel ve çirkin, gülünç ve acıklı gerçekleri. Yoksulluğun ve zenginliğin yürek burkan yahut gönül ferahlatan görünüşleri. Dostluğun ve arkadaşlığın güzelliği, fedakârlığın yüceliği, kabulün ve reddin anlamı ve gerekliliği, öğrenme ve öğretme aşkının gücü, aile ilişkileri, siyaset ve siyasetçiler, yüksek ve alçak bürokratlar; dinimizin ve ülkemizin maruz kaldığı ihanetler, beklenmedik lütuflar...

Kitabı okurken Hazret-i Hüseyin Efendimize izafe edilen “Hayat iman ve cihaddır” sözünü hatırladım. İhsan Süreyya Sırma’nın kendi hayatı da gönüldaşlarının hayatları da bu sözü doğrulayan örneklerle dolu.“Hacı Aziz [Akkaya], bir gün marul almak için tarlaya gitmiş. Tarla sahibi bir kadınmış. Kadına ‘Marul alacağım.’ demiş. Kadın kaç tane alacağını sormuş. ’20-30’ adet demiş. Tabi bu kadar çok marul almak isteyince kadının tuhafına gitmiş. Kadın, ‘Ne yapacaksın, lokantan mı var?’ diye sormuş. Hacı Aziz, ‘Hayır... Türkiye’den kızlar geldi. Başörtülü oldukları için Türkiye’de okula gitmelerine müsaade edilmiyor, okumak için buraya geldiler. Onlar için alıyorum.’ demiş. Kadın, ‘Öyle şey olur mu?’ diye tepki göstermiş. -Türkiye’deki felaketi kimse anlayamıyor.- Kadın gitmiş bıçak getirmiş. ‘Al bu bıçağı... Şöyle keseceksin diye tarif etmiş. İstediğin kadar kes, o kızlara götür, ver. Para da istemiyorum.’ demiş. Bakın, Türkiye’de güya Türk, güya Müslüman olanlar onlara hayat hakkı tanımıyor, ama Avusturyalı bir kadın böyle bir güzellikte bulunuyor... (s. 371)”

Adnan Demircan’ın “Müslümanlar buradan nasıl çıkabilir?” sorusuna hocanın verdiği cevap şöyle başlar: “Uzun yola gidileceği zaman araba gözden geçirilir, eksiklikleri giderilir. Müslümanlar olarak Müslümanlığımızı gözden geçirmemiz lazım. Acaba Kur’an’ın ve Sünnetin tarif ettiği Müslüman kişiliğine sahip miyiz diye kendimizi gözden geçirip karar vermemiz lazım. Yoksa Allah’a hesap veremeyiz ve Batı’nın köleleri olarak yaşamaya devam ederiz (s. 524-525).”

KAYNAK: YENİŞAFAK
YAZDIR
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
ABD basını: Erdoğan baskı kurdu Kaşıkçı olayını çözdü
Yaptığı işi öğrenince... İnanılır gibi değil!