'Efendimiz' şimdi Radyo Tiyatrosu

Dr. Reşit Haylamaz'ın Türkiye'nin en çok satılan siyer kitabı olan "Efendimiz" adlı eseri şimdi Radyo Tiyatrosu olarak yayınlandı.

Eklenme: 27 Nisan 2012 17:02 / Güncelleme: 27 Nisan 2012 17:02 / 4,438 Okunma / 1 Yorum

Dr. Reşit Haylamaz'ın, Hz. Muhammed'in hayatını anlatan 'Efendimiz' kitabı Türkiye'nin en çok okunan siyerlerinden biri. Dr. Haylamaz, Kur'an'ın en iyi tefsirinin Hz. Muhammed'in hayatı olduğuna dikkat çekiyor.

Dr. Reşit Haylamaz'ın kaleme aldığı ve Siret-i Nebevi'nin en Munis Örneklerinden "Gönül tahtımızın Eşsiz Sultanı: Efendimiz" adlı eserin şimdi radyo uyarlaması da Nil Production ve Burç FM işbirliği ile kitap okumak yerine bu eşssiz eseri dinlemeyi tercih edenler için hizmete sunuldu.

Nil Producion'dan temin edilebilecek eser, 8 CD'ye sığdırılmış 175 bölümlük radyo tiyatrosundan oluşuyor.

Ünlü Müzisyen Ömer Tunçbilek ve Brian Keane tarafından ortak hazırlanan radylo uyarlamasının satışa çıktığı şu günlerde Zaman gazetesinden Gülizar Baki, Dr. Reşit Haylamaz ile anlamlı bir sohbet gerçekleştirdi.

İşte o doyumsuz sohbet:

Gülizar Baki'nin röportajı:

"O'nun hayatını bilmek Kur'an-ı Kerim'i anlamak anlamına gelir" diyor ve herkesi siyer okumaya davet ediyor. Ona göre, Efendimiz'in hayatında modern insanın sorunlarının hepsine çözüm var.

Türkiye'de en çok satan siyer kitaplarından Efendimiz'in yazarı Reşit Haylamaz, aslında tefsir doktoru. Kaynak Kültür Yayınları'nın başında olan Haylamaz, uzun yıllar ajans ve gazete yöneticiliği yaptı. Kitabındaki akıcı ve anlaşılır dilinde bu dönemin etkisi olduğunu söylüyor. Haylamaz, yeni nesil okuyucunun, olayların merkezde olduğu ve dili sade metinleri okuduğuna dikkat çekiyor. Haylamaz'la, Peygamber Efendimiz'in hayatından günümüz insanının çıkartabileceği dersleri konuştuk. Hz. Muhammed, zorluklarla nasıl mücadele etmiş, önyargıları, yaftalamaları nasıl aşmış?

Tefsir doktorusunuz ama siyer yazdınız. Bu alana yönelmeniz nasıl oldu?

Belli dönemlerde çok çetin şartlarda çalışmak zorunda kaldık. Elinizdeki imkanlarla üstesinden gelemeyeceğiniz problemler arasında boğulmamak için bizden daha fazla problemle karşılaşıp onları aşan örnekler üzerinde yoğunlaşmıştım; nefes alabilmek için sahabe hayatlarını okuyordum. Sonra bazılarını not alarak okumaya başladım. Notlarımı bazı arkadaşlarla paylaştığımda onların da benzer tepkiler verdiğini gördüm. Anladım ki sahabe hayatı, terapi etkisi yapıyor! Daha sonra da onlardan bazılarını makaleye dönüştürdüm. Bu makaleler yayınevinin dikkatini çekmiş olmalı ki o dönemde benden Efendimiz'in hayatını yazmamı talep ettiler. Ne kadar büyük bir işe giriştiğimi, işe başlayınca anladım ama o saatten sonra dönüşü olmadı. Tabii olarak Efendimiz'le ilgili kaynakları taramaya başladım, okumalar yaptım ve notlar aldım. Kitabı hazırlarken şöyle bir hedefim vardı: Sahabeyi ve Efendimiz'i dün yaşamış tarihi şahsiyetler olarak değil de aslında günümüzdeki insanlara örnek olacak şahsiyetler olarak anlatmak. Rol model olduklarını vurgulamak. Anlatımımı ve üslubumu da bugünün insanına göre kurgulamaya, olayların üzerinden Efendimiz'i anlatmaya gayret ettim. Herhalde okurun da damak tadına uygun olan üslup bu olmalı ki, kitaba talep artarak devam ediyor.

Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz (S.A.V) 1-2Aslında en iyi tefsiri yapan Peygamber Efendimiz. O'nu tanımak, tefsiri de anlamak anlamına gelir mi?

Hz. Ayşe validemiz, Efendimiz'in "Yaşayan Kur'an" olduğunu vurguluyor. Kur'an'ın ilk muhatabı, uygulamalarıyla Kur'an'ı Kerim'i ilk tefsir eden O. Doktorayı Tefsir ilminden yapmış olmak, Efendimiz'in hareketleriyle Kur'an'ı bütünleştirmede biraz daha işimizi kolaylaştırmış olabilir. Aslında ilimler bir bütünün farklı parçaları. Birbirlerinden bağımsız hale getirildiğinde istifade alanları daralıyor. Halbuki bir alandaki parça bilginin başka bir alan için hayati değeri olabiliyor, farklı gibi duran ilim dalları birbiriyle beraber ele alındığında müthiş bir zenginlik ortaya çıkıyor. Başka yerdeki bilinmezi bilinir hale getiriyorsunuz. İnsanımız, tefsir ve hadis alanında çok okumalar yapmıyor. Bugün Efendimiz ve sahabenin hayatı, tefsir ve hadis kitaplarından daha çok okunuyor. Aslında biz, bu iki alanı da Efendimiz'in hayatının içine yedirerek anlatabilirsek İslâm'ı bütüncül olarak okutma imkanı da sağlamış oluruz. Bunu kitapta kısmen yapmaya çalıştık. Ancak bu, başlı başına üzerinde durulması gereken bir konu ve bununla ilgili olarak bir grup arkadaşla birlikte işin bir yanından hecelemeye başladığımızı söyleyebilirim.

Önemli bir tespitte bulundunuz; tefsir ve hadis okunmuyoruz dediniz. İlmihal de okunmuyor değil mi?

Aslında okunsa da mutlak ayet veya hadisle karşılaşan bir insan, alt yapısı, usül bilgisi yoksa okuduklarını yanlış anlama ihtimali var. Zira Kur'an ve hadisi anlamak için belli bir birikimin olması gerekiyor. Şayet bu birikim yoksa herkes okuduğundan kendince birşeyler anlar ve gelinen sonuçlar çoğu zaman sağlıklı olmaktan çıkar. Benlikler kabarır ve hakikat benliklerin gölgesinde kalır. Hakikate ulaşabilmek için Efendimiz ve sahabenin hayatına, onların meseleyi nasıl algıladıklarına bakmak lazım.

Siyer okumaları için yöntem önerisinde de bulunuyorsunuz. Efendimiz'in hayatına dair okumalar yaparken kendi hayatımızdaki izdüşümlerini düşünmek ve sıkıntılara getirdiği çözümler göz önünde bulundurmalı mı diyorsunuz?

Gündelik problemlere bugünkü birikimimize göre çözüm ürettiğimizde üç adım sonra tıkandığımızı görüyoruz. Halbuki önümüzde neticeye ulaşmış bir tecrübe var ve Efendimiz'in ürettiği çözümlere göre adım atabilsek kalıcı çözüme ulaşacağız. Efendimiz'in hayatını ana hedeflerini yakalayarak okumak gerekiyor. O'nun 23 yıllık peygamberlik hayatı kıyamete kadarki bütün problemleri çözecek mahiyette. Dopdolu yaşanmış bir hayat bu. Efendimiz, ne kadar yakından tanınırsa, problemlerin çözümü o kadar seri olur. İnsanın olduğu her yerde problemler benzerlik arz ediyor. O gün de benzeri problemler vardı ve bugünkünden az değildi. Efendimiz, problemlerle dolu bir toplumun içinde dünyaya geldi; ancak 23 yıl gibi bir sürede bunların hepsi mazi oldu. O kadar ki sürekli problem üretenleri bile problemleri çözen beyinler haline getirdi. Arkada, problemsiz bir toplum bıraktı. Bugün Müslümanlar olarak biz, biraz işin hamaset tarafındayız, popülizm yapıyor ve toptancılıkla meşgul oluyoruz. Halbuki Peygamber Efendimiz'in hayatında işin edebiyatını yapmak yoktu. O, iğneyle kuyu kazarcasına kalıcı olanın peşine düştü. Sessizdi, ama neticeye götüren kalıcı adımlar bu sessizliğin ardından geldi.

Nasıl doktor hastalığı teşhis eder, tedavi yolu izler, reçete yazar ve sonrasında da onu takip ederse Efendimiz'in yöntemi de öyleydi; zaten böyle olduğu için kesin neticelere ulaştı. Her probleme veya her problemliye, kendisine has bir tedavi süreci tatbik etti ve kazanmadığı gönül kalmadı. Gönlüne girilemeyecek insanın olmadığını bize fiilen gösterdi. Elindeki bütün imkanları bu istikamette seferber etti. Kin ve nefretle üzerine geldikleri dömende bile onların elinden tuttu, şefkatle muamele etti. İhtiyaçlarının olduğunu gördü, aynî ve nakdî yardım gönderdi. Kabul etmediler, ticarete benzeterek onurlarını zedelemeden yeniden gönderdi. Borç aldı, borç verdi. Oluşan duvarları aşıp şartlanmışlıklarından arındırabilmek için hayatı boyunca çırpındı. Problemli insanlarla akrabalık bağları kurarak konuşma zeminleri aradı ve attığı bütün adımlarının semeresini aldı. Ebu Süfyan'ın kızıyla evlendiği gün Mekke fethi müthiş bir ivme kazandı. O âna kadar astığı astık, kestiği kestik ve şahin gibi hareket eden Ebû Süfyân, çok geçmeden farklı bir kimliğe büründü. Neden? Çünkü Efendimiz'in evine rahat gidip gelebiliyordu ve bu süre içinde gördü ki Mekke'de söylenenler meğer hep yalanmış!

Bugün de bunlar var ve bugün de bizler, benzeri problemleri aşmak istiyorsak Efendimiz'in ve sahabenin hayatını bu nazarla, gündelik problemlerimizi çözme niyetiyle okumak zorundayız.

Hz. Muhammed, kendisine ve Müslümanlara dair oluşan önyargıları, korkuları yıkmak için ne yapmış?

Önyargılar Mekke fethine kadar çözülemiyor. Hep bu şartlanmışlık var. Toplumla Efendimiz arasında kalın duvarlar örülmüş! Fetih günü işinin bittiğini düşünenler, onun için memleketi terk etmek isteyenler var. Diyorlar ki, "Tamam bizim kelleler gitti". Yanıldıklarını anlamak uzun sürmüyor. Zira Efendimiz hiç beklemedikleri adımlar atıyor, ölümü bekleyenlere onurlu bir hayat bahşediyor! Şok tedavi. Hatta kaçanların arkasından koşuşturma başlıyor. İntikam duygusundan eser yok. Dünün hesabını sorma yok. Bakışlarda bile dünün olumsuzluklarını hatırlatmayı yasaklayan bir Peygamber var. Kimse mahrum kalmasın, herkes gelsin diye ayaklarının altına kırmızı halılar serercesine bir muamele var. İşte bu muamele, aradaki şartlanmışlıkları kaldırıyor ve dünkü kin ve nefretin temsilcilerini yarınların kardeşleri haline getiriyor.

Hayatın içinde olmazsanız çözüm üretemezsiniz

Hayırlı işlerin çok muzır manileri oluyor. Mesela cep telefonumu vurup kırmak istediğim çok zamanlar olmuştur. Bazen bir odaya kapanayım sadece kitaplar olsun, kapı bile kapalı olsun, yemeği kapının altından versinler diyordum. Ama hayattan koparak yazdığınız şeylerin hayatta karşılığı olmuyor. Yazılanların karşılık bulmasının en önemli sebebi, yazarının hayatın içinde olması, toplumla aynı ızdırap ve sıkıntıları yaşaması. Nasrettin Hoca'nın bir misali var ya, "Damdan düşen gelsin". Bugünkü problemlerin sıkıntısını hissedip yaşamayanlar, yarınki çözümlerin parçası olamazlar!

Efendimiz'in hayatını anlatan kitaplar çok satıyor diye bu alanda yazan sayısı arttı

Efendimiz'in hayatı farklı boyutlarla anlatılabilir. Ama son dönemlerde prim yapıyor diye meselenin ticarileştirildiği de bir gerçek. Niteliksiz, emeksiz ve sıradan ürünler de var. Kapakla, ebatla, kağıtla, hatta kokuyla açık kapatılmak isteniyor. Onların ayıklanması lazım. Şekil bizi yanıltıyor. Halbuki işin ruhuna ihtiyacımız var.

Kutlu Doğum programlarında muhteva önemsenmeli

Kutlu Doğum programları çok güzel. Toplumun bunları benimsemesi sevindirici. Ancak bu programları organize edenlerin muhtevaya da dikkat etmesi gerekiyor. Bazen folklorik görüntülerle zaman geçiştirilebiliyor. İnsanlar, Efendimiz için bir araya geliyor ama bir gösteri izletilip yapmamız gerekeni yaptık kanaatiyle insanlar salondan ayrılıyor. Halbuki bu programlar heyecan aşılamalı, ayrılıp giderken insanlar, omuzlarına bir vazife almış olmanın şuuruyla ayrılmalı. Gelişiyle dönüşü arasında fark olmalı. Programlar, gönül eğlendirme yeri değil, gönülleri harekete geçirme zemini olmalı.

(Zaman Cuma)

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri