Ahmet Erhan'dan 'Sahibinden Satılık' şiirler

Bir kuşağın hayal kırıklığının ve alkole sığınmışlığının abidesi olan Ahmet Erhan, Sahibinden Satılık ile bu yılın Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü aldı.

Ahmet Erhan'dan 'Sahibinden Satılık' şiirler
Ahmet Erhan'dan 'Sahibinden Satılık' şiirler
GİRİŞ 27.06.2008 15:29 GÜNCELLEME 27.06.2008 15:29

İhsan Tevfik'in eleştiri yazısı 

Kitap başlığıyla da çok farklı bir şeyi imlemiyor aslında. Diğer kitap adlarıyla ve oradaki şiirlerin ruhuyla bakılabilir bu başlığa. Sıradanmış gibi duran ama çarpan bir başlık. Kitabın son şiiri Büyük İlan’da veriyor satılık ilanını şair. Sitem, ironi, her şeyden önemlisi kendiyle hesaplaşma yüklü şiirler...

Sahibinden Satılık, Ahmet Erhan’ın -düzyazı kitapları, seçme şiirler ve toplu şiirler de dahil edilirse- 20. kitabı. Everest’ten çıkan “Buz Üstünde Yürür Gibi” adlı seçme şiirleri,(2006) “Bugün de Ölmedim Anne” (2001) başlığıyla bir araya getirilmiş ilk üç kitabının toplubasımını ve yıllar önce Can’dan çıkan -ilk 6 kitabın toplubasımını içeren- “Kuş Kanadı Kalem Olsa” adlı kitapları dahil edersek 18 şiir kitabı ediyor. (Çocuk kitapları hariç)Şairin kitaplarına koyduğu adlar, onun şiirsel yolculuğunu çok iyi veren kilometre taşlarıdır. Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi’nde, “Yenilginin bütün kazı sonuçları elimde duruyor” deyip kitap boyunca o bireysel ve toplumsal yenilginin kazı sonuçlarını veriyordu.Şair, İstanbul’da yazdığı ilk kitabına “Ne Balık Ne de Kuş” adını vermişti. John Fante’den esinlenerek söylemişti o dizeyi: “Ne balık ne de kuş olabildim şu dünyada” diyordu şair ve İstanbul içinde kendini konumluyordu. Sonra Silivri’de yazdığı kitaplar geldi peş peşe: “Kaybolmuş Bir Köpek İlanı” ve “Şehirde Yılkı Atı.” Bu adlandırmalar, birilerinin sandığı gibi ‘yenilgiye güzelleme’ olmadı; varsa bir yenilgi ortada -ki vardı- bu hem bireyin hem toplumun yenilgisiydi. Ahmet Erhan, bunu ta Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi’nde ironik bir dille söylemişti: “Koro halinde yenildik, herkes haklı çıktı / Onlar kaptan oldular, ben sarhoş oldum.(…) Herkes yenildi, dağlar denizden geri istiyor ırmaklarını” Hem bireysel hem toplumsal bir yenilgide herkes kendi payına düşeni elbette almalıdır. Herkesi kendine gösteren bir aynadır Ahmet Erhan’ın şiiri.

BÜYÜK İLAN

Ahmet Erhan, Sahibinden Satılık başlığıyla da çok farklı bir şeyi imlemiyor aslında. Diğer kitap adlarıyla ve oradaki şiirlerin ruhuyla bakılabilir bu başlığa. Sıradanmış gibi duran ama çarpan bir başlık. Kitabın son şiiri Büyük İlan’da veriyor satılık ilanını şair. Sitem, ironi, her şeyden önemlisi kendiyle hesaplaşma yüklü şiirler... Birileri, bal gibi biliyorum bu şiire yine yanlış bakacak. Sevgili şairin ne alkolikliğini ne yenilmişliğini bırakacak. Biz şiire bakalım. Herkes iç hesaplaşmasını tamam etmiş olsa bu kadar zırva olmaz.“Sahibinden satılık/hasarlı/bir hayat/1958 model/kaçıncı el olduğu bilinmiyor/bana geldiğinde bundan beterdi/yedirdim içirdim giydirdim/alkolle çalışır ÖTV hariç/…İçi temiz olmasa dağlarda bırakırdım/…Amerikalı değil, sanki dünya kırması/Uçurumdan atarım, üstüme kayıtlı/devlet malına zarar vermekten filan/korktum açıkçası/üçe beşe bakmam/hasarlı bir hayat-1958 model/sahibinden satılık/ alacaksan/ al, artık”“Alkolü masanın üstünden içerim.” diyerek bir duruş sergileyen, sadece bunu değil şiirlerinde her şeyi açık eden, etmek isteyen bir insan için bu hesaplaşmadan doğal ne olabilir? Ahmet Erhan, 30 küsur yıldır şiiriyle, kendiyle ve toplumla hesaplaşmasını sürdürmekte olan bir şairdir. Gerektiğinde kendine de acımasız davranır. İroni, bazen yüzeyde bazen derinde; ama hep vardır. Kendine söyler gibi yapıp topluma söyler, topluma söyler gibi yapıp kendiyle cebelleşir. Bunun kanıtı dizeler çoktur onda. “Dangalaklar, fay hatları çoktan kırıldı kalbimin doğusunda/Kalbim kaldıysa…” (Yanlış Coğrafya 1, s.16)

‘ÖLMEYECEK KADAR YARALIYIM...’

65 sayfada 54 şiirle selamlamış okuru Ahmet Erhan. Önceki kitaplarında bölümleme vardı şairin, bu kitapta yapılmamış. Kitabın başında -Mahmut Turgut’un Tüyap’ta çektiği- şairin bir fotoğrafı yer almış. O fotoğraf sanki şöyle diyor: “Öyle bir ömür yaşadık ki oğlum, hayat değil, ömür/Nereden baksan uzun görünür.” (Ömür, s.23) ‘İçindekiler’ bölümünden önce Tomris Uyar’dan bir alıntı başa çekilmiş. Kitabın başlığı gibi Uyar’ın sözü de kitabın ruhunu çok nefis bir şekilde veriyor: “Ölmeyecek kadar yaralıyım…” Bu sözde Ahmet Erhan var, bu sözde saldırgan bir yaşamın tazyiki altında kalmış narin bedenler ve ruhlar var. Bu sözde biz varız, bu sözde Türkiye var.

BEN KENDİMİ ‘TÜRKİYE’ SANIRDIM HACER...

Ahmet Erhan şiirinin temel izlekleri pek değişmedi. İlk kitabından bu yana hangi kanala girip çıksa ülkenin gidişatına benzer bir yapı gözüktü. Bazen iyimser, bazen kötümser ama sevgili ülkesinin macerasını kişisel bir maceraymış gibi yaşadı. Eh, şairden de ne beklenir aslında. Bunu anlayamayanlar onu bireysellikle suçladılar. Yüz yıllık tartışmalar üzerinden (bireyci-toplumcu) ona yüklenmek için sebepler icat ettiler. A. Erhan, ülkenin acılarını, sevinçlerini tabii ki daha çok acılarını (Çok mu mutluyuz şu sıralar yoksa?) iliklerine kadar yaşamakla kalmayıp bazı kitaplarında bunun karamizahını yaptı. Hem de çarpıcı bir biçim ve biçemle. Ülkesi zor günlerden geçerken üzüldü, içi yarıldı ama bayrakları indirmedi. “Türkiye Ayağa Kalk!” demeyi bildi. Ama şairin de defalarca vurguladığı gibi; A. Erhan şiirine dokunanlar -birkaç isim istisna- kitabındaki bu bölümü görmezden geldiler. Milletin “Türkiye” sözcüğünü ağzına almaya çekindiği günlerde, avurtlarını şişire şişire “Yurdum, Ülkem, Türkiye’m…” dedi şair. “Sanrı” şiirinde diyor ki şair: “Eli öpülesi nineler tabutları öpüyor/Toprak delik deşik çocuk ölülerinden/…Giderayak asker yolu bekliyoruz/Ben kendimi ‘Türkiye’ sanırdım Hacer” Sancılı bir yurt sevgisi, acı bir tablo… O kendini ‘Türkiye’ sanıyor da biz ne sanıyoruz sormak lazım. Demek geldiğimiz nokta, yaşadığımız ülkenin adını dikkatli anmayı gerektiriyor. Vay şaire, vay şiire…Kategorize etmeyi sevenler, onu da ‘bilmem neciler’ familyasına yamamaya çalıştılar. Ahmet Erhan şiiri, bir bütün olarak bu kafalara itiraz olarak da okunabilir. Okunmalıdır.

‘ÜLKE BİLİNCİ’ OLMADAN EDEBİYAT YAPMAK

Ahmet Erhan şiiri güncelin uzağına düşmedi hiç, ama tuzağına da düşmedi. Güncelden kalıcı olanı çıkarmayı bildi. “Kel kalmış dağlarımızı türbanla filan/Örtemiyoruz bana kalırsa/…Şairler yalaka şiirler umarsız/Dilimizde şikâyet denen o yarasa/Kime, neye ve niye –onu da bilmiyoruz”(Yanlış Coğrafya 1)Şu dizelerden bir Türkiye tablosu ve günceli çıkmıyor mu? Kendi gayya kuyumuzda sebepsiz ve sonuçsuz şikâyetlerle baş başa kalışımız... Yine “Eskiden de böyle miydi, bence böyleydi/Çekirdek çitler gibi mayın döşüyorlar yollara” derken Türkiye’nin geçtiği yolların nasıl mayınlandığını söylemiyor mu? Bir şair kendi vicdanının ve ülke vicdanının sesini daha nasıl duyursun? Ne beklemeliyiz şairden, aynı sözleri bir de amuda kalkıp söylemesini mi? Onurlu bir insanın, candan bir yurtseverin söyleyeceği neler varsa, ne bir eksik ne bir fazla bu kitapta hepsi var. Kendini Türkiye sanan, sayan bir şair için de bundan doğal ne olabilir ki? Öküz dergisinin 72. sayısında (Mayıs 2000) diyordu ki: “Bütün kitaplarımda, bir Türkiye dekoru olduğunu ve o dekorun aslında şiirlerdeki kahramanın belirleyicisi olduğunu görmüyorlar. Haritaya bak, dünyaya bir yara bandı gibi uzanan bu canım ülke, henüz kendi yaralarını sağaltma konusunda aciz. Nihat, (Genç) sapına kadar haklı, ‘bizden ülkemizi sakladılar.’ derken; dahası çok gördüler. Alçaklık bu! Bu devletin ve tabiatın ortasında ülke bilinci olmadan edebiyat yapmaya kalkışmak, bu alçaklığa ortak olmaktır! Ne yani, o bandı gözlerimizi kapamak için mi kullanacağız.”

BEN ŞİİRİ ÇOKTAN BIRAKTIM

Şair, böyle dedi siz de başlığa bakıp inandınız mı yoksa? Ama devamı şöyle: “Ben şiiri çoktan bıraktım, bunu gölgem yazıyor.” Bu dize de, A. Erhan’ın hep aynı şiiri yazdığını, kendini yenilemediğini söyleyenlere bir ithafiye gibi. O baştan beri tabii ki bir şiirin peşinde. Yine bir söyleşide: “Hep tek bir şiiri yazdığıma inandım.” diyordu. Onun için bir büyük şiiri evire-çevire dokuyor, eğiriyor, damıtıyor şair. Hep ‘aynı’ şiiri yazmakla, bir büyük şiirin ömür boyu peşine düşmek aynı şey değil. Zaman zaman geçmişe döner bir şair; ama şairin hiçbir kitabını yazıldığı dönemden, koşullardan ayrı okumalarla değerlendiremeyiz. Bu kitap 2008’de çıkmış olsa da özellikle 2002’den sonra oluşan bireysel ve toplumsal panoramanın bir göstergesi olarak okunabilir.

YAZABİLDİĞİN YERE KADAR GİT

“Sevildikçe eksilirim ben, sevdikçe çoğalırım.” (Acı Kavun, s.6) “Bak hele, çiçeklerle sarmaş oldum bu gece/Hayat tırnağımda bile büyür/Ben ölsem de ölmesem de” (Sayıklamalar, s.33) Hayat sevgisi, her şeye rağmen yine de böyle ağır basan şaire teşekkür borçluyuz. Umut ve şiir adına… Asım Bezirci, Mayıs 1985’te Varlık’ta yazdığı yazıda Alacakaranlıktaki Ülke şairi için şunları söylüyordu: “Bunca genç bir şairin daha ilk kitabında böylesine rahat bir deyiş tutturması insanı şaşırtıyor. Okurken dizeler su gibi akıp gidiyor. Dilin doğallığı ve temizliği de buna yardım ediyor.” İşte Asım Bezirci’nin övdüğü bu tavrı, A. Erhan geliştirerek sürdürdü. Sözü damıtmada daha da ustalaştı. Değil mi ki: “Yazabildiğin yere kadar git!” diyen de kendisidir, o halde gitmelidir. Yengeç Öldü’de diyor ki: “Yazılan yazıldı çoktan, okuyan okudu.” (s.54)Sen yaz, sevgili şairim;Mihrican değmesin, gülün solmasın.

Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarına görmek için bu linki kullanabilirsiniz

(Cumhuriyet Kitap)

YAZDIR
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
İbrahim Kalın'dan Fetullah Gülen açıklaması!
81 yaşındaki kadın adada tek başına yaşıyor!