İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi kaderine terk edildi

6 ay önce açılan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'nin kurulmasına öncülük eden Prof. Dr. Fuat Sezgin ilgisizlikten şikayetçi...

Eklenme: 09 Aralık 2008, 12:31 / Güncelleme: 09 Aralık 2008, 12:31 / 4,369 Okunma / 3 Yorum

İslam bilginlerinin tarihin tozlu sayfalarında kalan buluşlarını gün yüzüne çıkaran ve 6 ay önce açılan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'nin kurulmasına öncülük eden Prof. Dr. Fuat Sezgin, müzenin halen istediği seviyeye gelmediğini ifade ederek ''Kimseyi şikayet etmek istemiyorum ama binanın mimari onarımını üzerine alan mimar, müzenin bir çok işini kötü yola soktu, durdurdu, keyfi olarak aksattı'' dedi.

Ömrünü İslam Bilimleri Tarihi'ne adayan ve çalışmalarını kurduğu Goethe Üniversitesi Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nde direktör olarak sürdüren Prof. Dr. Fuat Sezgin (84), AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Akademik çalışmalarına İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde başlayan, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sırasında üniversiteden uzaklaştırılınca Almanya'ya giden Sezgin, Frankfurt Üniversitesi'nde 1965'de profesör unvanı aldı. Bilimsel çalışmalarının ağırlık noktasını, Arap-İslam kültürü çevresinde bilimler tarihi alanı oluşturan Sezgin,  1982'de Goethe Üniversitesi'ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nü ve 1983'te de Müslüman bilginler tarafından yapılan aletlerin ve bilimsel araç ve gereçlerin yazılı kaynaklara dayanarak yaptırdığı numunelerini sergilediği bir müze kurdu. Sezgin, müzenin kuruluşunu şöyle anlattı:

''Müslümanlar, ilimler tarihindeki muazzam yerlerini bilmedikleri için veya yanlış bildikleri için Avrupalılar karşısında büyük bir aşağılık duygusu içindeler.

Benim amacım onlara atalarının ilimler tarihindeki muazzam yerini öğretmektir. Goethe Üniversitesi'nde uzun yıllar süren çalışmalardan sonra İslam bilginlerini bilimler tarihinde keşfettiği aletleri tanıdım. Kaybolan bu aletlerin modellerini yaparak bir müze kurmaya karar verdim. Başlangıçta 'Acaba 20 aleti bulabilir miyim, onların modelini yapabilir miyim' diye düşünüyordum. Frankfurt'taki müzede şimdi 800-900 alet var. Bu muhteşem bir müze oldu.''

Bu müzenin benzerini İstanbul gibi bir şehirde hayata geçirmenin daha doğru olacağı fikrinden hareketle çalışmalara başladığını bildiren Sezgin, 3 yıl önce Kültür ve Turizm Bakanlığı ile temasa geçilerek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin de Gülhane Parkı içindeki Has Ahırlar Binası'nı müze için tahsis etmesiyle, ''İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi'' 24 Mayıs 2008 tarihinde açıldığını bildirdi.

Müzenin hala istediği seviyeye gelmediğini ama kurulmasının bile önemli bir aşama olduğunu söyleyen Sezgin, müzeyi gören Türklerin, Arapların hatta Avrupalıların hayran olduğunu ifade ederek, ''Benim istediğim düzeye gelince müzenin insanlar üzerindeki tesiri çok daha kuvvetli olacak'' dedi.

-''MİMAR BİR ÇOK ŞEYİ EKSİK BIRAKTI''-

Fuat Sezgin, müze binasının onarımını üstlenen firmanın yetersiz olduğunu ve birçok şeyi eksik bıraktığını savunarak, ''Açılalı 6 ay oldu ama müzenin Gülhane Parkı'nın içinde olduğunu gösteren bir yazı yok. Işıklandırma hiç iyi değil'' diye konuştu.

Müzede yer alan aletlerin tarihlerini, nasıl çalıştıklarını ve ne işe yaradıklarını anlatan 200 kadar levha hazırladığını anlatan Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Müzeye, Almanca, İngilizce, Fransızca, Arapça ve Türkçe olarak hazırladığımız 200 kadar levha gönderdik. Bu levhalar Bilimler Tarihi'nin duvarı olacaktı. Müzeyi gezenler bu levhalarda İslam Bilimler Tarihi'nin evrensel bilimler tarihindeki yerini göreceklerdi. Levhalarda, büyük oranda İslam Bilimler Tarihi'nin yerini dünyaya tanıtmak için büyük çabalar harcayan Avrupalı alimler ve büyük oryantalistleri konuşturdum. Mesela 'İslam'ın bilimlerin gelişmesindeki yeri nedir?' Bunu, Amerikalı büyük bir oryantaliste söyletiyorum. 'Bilimi ilk defa ilim olarak kullanan kültür dünyası neresidir?' Bunu bir Alman bilim adamına söyletiyorum. Bazı şeyleri ben söylersem 'Fuat Sezgin Müslüman'dır söylüyor' derler. Ben levhalarda bunları Avrupalılara söyletiyorum.''

Dünyada 5 dilli bir başka müze bulunmadığını vurgulayan Sezgin, ''Ancak bu levhalar hala basılmadı ve asılmadı. Bunlar olmadan bu müze sağır ve dilsiz. Bu müzeyi konuşturmak lazım. Levhaları yapmak çok zordu. Kimseyi şikayet etmek istemiyorum ama binanın mimari onarımını üzerine alan mimar, sadece levha değil, müzenin bir çok işini kötü yola soktu, durdurdu, keyfi olarak aksattı. Bunun mesulü, binanın onarımını üzerine alan mimardır'' görüşünü dile getirdi.

-''NEW YORK'TAN DAVET ALDIM''-

Sezgin, New York'taki bir tabiat müzesinden davet aldığını belirterek, ''(Gelecek sene müzedeki aletlerle bir sergi yapabilir miyiz?) diye sordular. Orada olmamız gerekiyor. Çok meşhur bir müze. Kendimizi tanıtmamız lazım'' dedi.

Sezgin, müzede yer alan aletlerden bir kısmını, aleti kendisinden önce bulan Avrupalı oryantalistlerden faydalanarak, büyük bir kısmını da Arapça, Farsça, Türkçe, Latince, İbranice, İtalyanca ve İspanyolca yazma eserlerden yola çıkarak yaptığını anlattı.

Avrupa'ya genelde resimli yazmaların intikal ettiğini bildiren Sezgin, ''Bizimkiler onların değerini bilmemişler. Avrupalılar makine, araç-gereç resimlerini görünce götürmüşler, tercüme etmişler. Ben bunlardan aldım. Alınca anlamanız lazım, çaba göstermeniz lazım. Bunları anlayınca görüntülerini çizmeye başladım'' diye konuştu.

İstanbul İslam ve Bilim Tarihi Müzesi'nin 142 eser ile kurulduğunu, müzede şu anda 517 alet bulunduğunu bildiren Sezgin, bu sayının giderek artacağını söyledi.

-İLK DÜNYA HARİTASI VE SAAT DE SERGİLENİYOR-

Bilim tarihçisi Sezgin, İslam bilim adamlarının 8. ve 16. yüzyıllar arasında gerçekleştirdikleri alet ve cihazların örnekleri, kurdukları kimyasal düzenekler ile rasathane, hastane, üniversite gibi kurumsal eserlerin de görsel olarak yer aldığı müzede yer alan ilginç eserlerden de örnekler vererek, sözlerine şöyle devam etti:

''Müzede bir yer küresi var. Bu yer küre çok mühim. Bu, dünyada yapıldığı bilinen fakat kaldığı bilinmeyen bir alet. 9. yüzyılın başlarında Abbasi Halifesi Mem'un'un 70 coğrafyacı ve astronoma dağıtarak 30 senede hazırlattığı dünya haritası. O dünya haritası kaybolmuştu, bilinmiyordu, onu keşfettik. Keşfettikten sonra bastık ve küre haline getirdik. Bu insanların tasavvurlarını allak bullak ediyor.

Bir de Müslümanlar tarafından icat edilen bir saat var. Yunanlılar'da ancak günün 1 saatini ölçmeye yarayan saatler vardı. Müslümanlar bunu yarım saate indirdiler. 11. yüzyılın sonlarına doğru dakikaları ölçen saatler yaptılar, bunu bilimler tarihi bilmez. Bir astronomi tarihçisine 'İnsanlar ne zamandan beri dakikaları ölçen saatler yaptı?' diye sorsanız, bilmez. Ben bu saati 10 sene evvel bir kütüphanedeki yazmada buldum ve yaptım.''

-''BAŞARDIKLARININ KÜÇÜK BİR KISMINI BİLİYORUZ''-

Prof. Dr. Sezgin, bilimlerin İslam dünyasında ulaştığı yaratıcılık safhasının, bazı alanlarda 8. yüzyılın ikinci yarısına, bazı sahalarda ise 9. yüzyılın ortalarına doğru gerçekleştiğini, bu yaratıcılık safhasının 16. yüzyılın sonlarına kadar devam ettiğini kaydetti. Sezgin, şunları söyledi:

''Onların başardıklarının bugün küçük bir kısmını biliyoruz. Onlar diğer kültür dünyalarından, özellikle Yunanlılardan aldıkları bilimleri geliştirdiler; yeni bilimleri ortaya koydular, önderlik durumuna geçecek kültür dünyasında ortaya çıkacak bazı bilimlerin yollarını döşediler. 'Büyük' ve 'yaratıcı' diye vasıflandırdığımız bilimin 800 yıl kadar süren bu safhasında, Müslümanların Arapça yazan Hristiyan ve Yahudi vatandaşlarının katkısı az olmadı. Bilimler tarihine bu yaratıcı safhada nelerin kazandırıldığının hepsini veya büyük bir kısmını bilmekten henüz çok uzak bulunuyoruz, tamamını tanımak belki hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Ama bugün bildiklerimiz, bilimler tarihinin en büyük birkaç safhasından biri karşısında bulunduğumuzu duymamıza yetiyor.''

Sezgin, bilim ve teknolojinin İslam dünyasından Avrupa'ya ulaşma safhasının en azından 500 yıl sürdüğünü, 16. yüzyılın ikinci yarısında İslam dünyasında bilimlerin duraklamasının başladığını, 17. yüzyılın başlarında ise Avrupalıların bilimde önderlik durumuna geçtiğini belirtti.

Latin kültür dünyasının Arap-İslam kaynaklarından alma işinin, Müslümanların Yunanca kaynaklardan alışındaki kadar açıklıkla olmadığını anlatan Sezgin, bunun sonucu olarak Avrupalıların 17. yüzyılda önderlik durumuna nasıl geldiklerini bilmediklerini kaydetti. Fuat Sezgin, 19. yüzyılın ikinci yarısının, İslam bilimlerinin tanıtılması yönünde çok önemli gayretlere sahne olduğunu dile getirdi.

Katip Çelebi'nin yazdığı coğrafya kitabında ''Müslümanlarda coğrafya bilgisi olmadığı, gelişmediği'' yönünde bilgiler yer aldığını belirten Prof. Dr. Fuat Sezgin, ''Avrupalılar haritalar yaptı. Avrupalılar'ın elindeki haritaların hepsi Müslümanların haritalarının kopyasıydı. Bunu Katip Çelebi gibi bir insan bile bilmiyordu'' görüşünü dile getirdi.

Kaynak : AA

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri