Gelecek korkusuyla bize neler yedirecekler - YAZDIR

Yenişafak gazetesi yazarı Yaşar Süngü, artan nüfus, iklim değişikliği, ekilebilir alanların şehirleşme ve erozyon gibi nedenlerle kaybı ve dünyanın dönüşümü ile insanoğlunun 20 yıl sonraki besin tercihleriyle ilgili önüne sunulabilecek olanları köşe yazısına taşıdı.

  • GİRİŞ19.06.2019 19:36
  • GÜNCELLEME19.06.2019 19:36

Yaşar Süngü, dünya üzerindeki artan nüfusun insan hayatını besin konusunda nasıl etkileyebileceği konusunda bir yazı kaleme aldı.

 

 

Süngü'nün konuyla ilgili o yazısı:

Artan nüfus, iklim değişikliği, ekilebilir alanların şehirleşme ve erozyon gibi nedenlerle kaybı ve dünyanın dönüşümü ile insanoğlunun 20 yıl sonraki besin tercihlerinin ne olacağını merak etmeyen yoktur.

 

 

Uzmanlar artan nüfus, iklim değişikliği, ekilebilir alan kaybıyla insanlığınbesin tercihlerini radikal bir şekilde değiştireceğini iddia ediyorlar.

Yakın gelecekte insanoğlunun laboratuvar ortamında kök hücreden üretilen et ve kazein (süt proteini) üreten bakterilerce üretilen süt ile başta çekirge olmak üzere arı, hamamböceği ve salyangoz gibi böcekler ile kırmızı deniz yosunu, mikro ve makro algler gibi deniz kaynaklı mahsuller ile besleneceğini söylüyorlar.

Yani uzmanlara göre alternatif gıdalardan kaçış yok.

**

Avrupa’da hayvanların kök hücresi kullanılarak laboratuvar ortamında et ve genetiği değiştirilmiş bakterilerin ürettiği kazein ile elde edilen süt üretimi başlamış.

Yakın gelecekte arı, yusufçuk, karınca, çekirge ve salyangoz gibi böceklerin larvaları başlıca protein kaynakları olacak.

Hatta bu böcekleri, tıpkı saksıda domates yetiştirdiğimiz gibi evimizde yetiştireceğimiz söyleniyor.

Başta ABD ve Hollanda olmak üzere birçok ülkede laboratuvar ortamında et ve süt üretimi bugün başlamış durumda.

Ancak ‘yapay’ kelimesi bu çalışma için pek uygun değil.

Zira laboratuvar ortamında et üretimi, çiftlik hayvanların kök hücreleri, süt üretimi ise kazein sentezleyen bakteriler kullanılarak yapılıyor.

Üstelik doğal üretilen et ve sütteki kimi sakıncalar bu ürünlerde olmuyormuş.

**

Yakın gelecekte kıvamlı bazı besinlerin 3D yazıcı teknolojisiyle de üretileceği söyleniyor.

Malzeme üretimi alanında ilk olarak ortaya çıkan bu teknoloji, gıda alanında da kullanım alanı bulmuş.

Özellikle çikolata, sos, hamur ve püre gibi malzemeler yakın gelecekte 3D yazıcılarla üretilebilecekmiş.

Bunun yanında vejetaryen ve vegan beslenme için de 3D yazıcı teknolojisinin kullanılacağı söyleniyor.

Uzmanlara göre, bir zaman sonra restoranda verdiğimiz sipariş içeride 3D yazıcılardan çıkartılıp öyle önümüze gelecekmiş.

Değişim deniz ürünlerine de yansıyacakmış.

Bahsedilen balık değil.

Uzak Doğu’da halen tüketimi yaygın olan yosun ve alg gibi canlılar.

2030-2040 yılları civarında yosunlar artık alışılagelmiş salata ve yemeklerin içinde yer alacakmış.

**

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre her dokuz kişiden biri yatağa aç giriyor.

Yine FAO verilerine göre 2040 yılında 9 milyara çıkacak olan dünya nüfusunu beslemek için mevcut gıda üretiminin iki katına çıkarılmasıgerekiyor.

Hızla kirlenen ve küresel ısınmanın etkisi altına giren dünyamızda, tarım alanlarının daralması nedeniyle, gıda konusunda sorun yaşanacağını herkes tahmin ediyor.

Yani mevcut üretim gelecekte insanlara yetmeyecekmiş!

**

FAO’nun gözardı ettiği ya da görmezden geldiği şey; Dünyadaki israf.

İsraf o kadar büyük ki sadece israfın önlenmesi ile mevcut gıda tüm insanlığa yetiyor aslında.

Ancak israfın azalması dünyayı pazara çeviren gıda üreticilerinin işine gelmiyor.

Neden?

Çünkü israfın azalması onların kazançlarının da azalması anlamına geliyor.

Ne kadar israf varsa o kadar açlık, yokluk ve gelir adaletsizliği vardır.

Yeşil ve beton
Ağaçlandırmanın yapıldığı şehirlerde;
- Depresyon ve stres yüzde 42 azalıyor,
- Yerel sakinlerin genel ruh sağlığı yüzde 63 gelişiyor,
- Şiddet olayları yüzde 29 azalıyor,
- Sağlık harcamaları düşüyor,
- Obezite seviyesi iniyor,
-Ve bağışıklık sistemi güçleniyormuş.
Tercih bizim…

Önce devlet bilinçli olacak

Her bayram önce vatandaşlar sahte ve kalitesiz şekerler konusunda şöyle uyarılıyor;

‘Merdiven altı ürünlerden uzak durun!

Şekere tekstil boyası, yumuşak şekere domuz jelatini ve tekstil boyası, çikolataya da ise soya sosu katıyorlar.

Vatandaşlarımız bilinçli olsun ve ne yediğini bilsin!’

Peki, ama bu vatandaşın değil, önce devletin görevi değil mi?

Vatandaşa sağlıklı gıdayı ulaştırmak, sağlıksız gıdayı da engellemek devletin görevi değil mi?

Sağlıksız şeker yemeyelim tamam ama kaliteli diye pahalı şeker de yemeyelim.