Osmanlı Devleti'ni öne sürdüler! Türkiye'den koparılıyorlar - YAZDIR

Haber7 yazarı Taha Dağlı, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın Osmanlı için söylediği sözleri "Maruni Başrahibi Osmanlıcı çıktı, Peki Lübnan'ı bizden kim, neden uzaklaştırıyor?" adlı köşe yazısında kaleme aldı. Dağlı yazısında, Libya ve Mısır'ın, Batılı ülkeler aracılığıyla Doğu Akdeniz'de nasıl Türkiye'den koparıldığını belirterek, Avn eliyle aynı sürecin Lübnan'da da işletildiğini yazdı.

  • GİRİŞ11.09.2019 12:49
  • GÜNCELLEME11.09.2019 17:44
  • KAYNAKHABER7

İşte Taha Dağlı'nın o yazısı;

 

 

Lübnan’ın Maruni asıllı Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın Osmanlı’ya yönelik asılsız iddialarına Lübnan’daki Maruni kilisesinin başrahiplerinden olan Antoine Daou’dan sert tepki geldi.

Başrahip Daou, Cumhurbaşkanlarının sözlerine kesinlikle katılmadığını vurguladı, “onların yaptıkları için gerçekten çok üzüldüm. Maruni kilisesi ve Maruni cemaati Osmanlı Devleti'nin hakimiyetindeyken huzur ve güven içindeydi. Bu konunun böyle gündeme gelmesinden dolayı çok üzgünüm. Tarih onların yazdıklarından bambaşka onlar bizim Osmanlı ile nasıl bir ilişkimiz olduğunu bilemezler. Osmanlı devleti sevgi imparatorluğuydu ve Osmanlı hakimiyeti altında siyasi, dini, iktisadi, toplumsal ve kültürel olarak bir çok gelişim gösterdik, bunları kimse inkar edemez” dedi.

 

 

Mişel Avn’ın iddia ettiği gibi 100 yıl önce Lübnan’daki Marunilerin Osmanlı ile hiçbir dertlerinin olmadığı ortada.

Bugün ise bazı Maruni’ler farklı düşünüyor, tıpkı Lübnan’ın zengin etnik yapısında yer alan başka gruplar gibi onlar da Osmanlı üzerinden Türkiye ile bir hesaplaşmaya gitmeye kalkışıyorlar ya da kalkıştırılıyorlar.

Peki neden?

Tam da BAE ve Suudi Arabistan’ın tarihi gerçekleri saptırarak Osmanlı’yı kötüleyen politikalarla Arap halklarını Türkiye’ye karşı kışkırttığı, Arap kamuoyuna “Türkiye’den uzak durun” mesajları verdiği bir dönemde Lübnan Cumhurbaşkanı neden bu kampanyaya dahil oldu?

Lübnan’da Marunilerin genel anlamda Türkiye ile problemleri yok.

Dürzilerin de öyle.

Lübnan siyasetinin önemli isimlerinden olan Dürzi lider Velit Canbulat her fırsatta Türkiye vurgusu yapmaktan geri kalmaz.

Trablusşam tarafındaki sünniler zaten Lübnan genelinde Türkiye’ye yönelik en ufak eylemde ellerinde Türk bayraklarıyla sokağa dökülüp, tepki gösteriyorlar.

Lübnan’ın başbakanı Saad Hariri, Sünni Arap.

Babası Refik Hariri’nin öldürülmesinden dolayı Hizbullah suçlandığında 2010’da koalisyon hükümeti sallanmıştı, Hariri o tarihte soluğu Ankara’da alıp, Erdoğan ile fikir alışverişinde bulunacak kadar Türkiye’ye yakın bir isimdi.

2011’e kadar yani Arap Baharı sürecine kadar Türkiye’nin, Suriye-Ürdün-Lübnan üçlüsüyle ortak bakanlar kurulu toplantıları gerçekleştirdiğini hatırlamakta da fayda var.

Gelelim Lübnan’daki Türkiye karşıtlarına.

Ermenileri örnek verebiliriz mesela.

2011 sonrası Hizbullah’ı da ekleyebiliriz.

Ve tabi ki Cumhurbaşkanı Mişel Avn.

Mişel Avn Cumhurbaşkanlığını çok istiyordu. Fransa’nın Avn’a destek çıktığını biliyoruz ama Cumhurbaşkanı olmasında en büyük pay Hizbullah’a aitti.

Şu an Mişel Avn ile Hizbullah’ın geldiği çizgi de Türkiye karşıtı.

Doğu Akdeniz’deki doğalgaz denkleminin üç kilit ülkesi var. Libya, Mısır ve Lübnan, bu üçünü kendi hizasına çekebilen taraf, doğalgaz masasını tek taraflı kurabiliyor.

Libya’da darbeci Hafter’in arkasında durup, Girit üzerinden Libya’nın Akdeniz’deki sınırlarını Yunanistan’a oradan da İsrail’e katan bir güç var.

Türkiye bu gücün karşısına dikildi, Hafter’in darbe girişimini püskürttü.

Mısır’da Mursi, Mübarek döneminde İsrail’e verilen Doğu Akdeniz haklarını Türkiye’den yana kullanmıştı, darbeyle indirildi, yerine gelen Sisi ise o hakları tekrar İsrail’in hizmetine sundu.

Lübnan 2017’ye kadar İsrail’le Doğu Akdeniz konusunda çatışma noktasına doğru gidiyordu. İsrail açık şekilde Lübnan’ın doğalgaz haklarını gasp ediyordu.

Başbakan Saad Hariri Kasım 2017’de Riyad’da alıkonulduktan sonra Fransa’nın devreye girmesiyle Lübnan’a geri getirilmiş ve ardından Lübnan’ın Doğu Akdeniz’deki doğalgaz faaliyetleri Fransız Total firmasına verilmişti.

O andan itibaren İsrail-Lübnan arasındaki Doğu Akdeniz gerginliği bıçak gibi kesilmişti.

Mısır halkının doğalgaz hakları nasıl Sisi eliyle gasp edildiyse Lübnan halkının hakları da başta Mişel Avn ve BAE ile Muhammed bin Selman’ın Hariri’ye uyguladığı baskı sonucu gasp ediliyor.

Tabi İsrail’le Suriye konusunda didişen Hizbullah’ın, Lübnan’daki silahlı yapısı ve siyasi etkisine rağmen İsrail’in Lübnan gazına çöreklenmesine sessiz kalması da ayrı bir soru işareti.

Türkiye doğalgaz konusunda denklemleri bozabilecek hamleler yapabiliyor. Mesela Yunanistan, Arnavutluk’un karasularını ihlal ettiğinde Türkiye Arnavutluk’u uyarmış, Yunanistan geri çekilmek zorunda kalmıştı.

Yarın öbür gün Libya’da merkezi yönetim de Yunanistan’ın Girit adası üzerinden Libya’nın Akdeniz sınırlarını ihlal etmesine tepki gösterecek. Türkiye bu konuda bir süreç başlattı ve o süreç devam ediyor.

Birileri Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin halklarına ait hakları gasp edip, baskı altında tuttukları ya da darbeyle başa getirdikleri yöneticiler üzerinden tek taraflı masalar kurarken, Türkiye o masaları dağıtabilecek potansiyel hamleler üretebiliyor.

Bu anlamda Mısır Türkiye’yle yakınlaşınca cezalandırıldı, Libya yakınlaşınca Libya’ya da sopa gösterildi, Lübnan ise ısrarla Türkiye’den uzak tutulmaya zorlanıyor.