Ruanda halk pazarında bir Türk Bakan - YAZDIR

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Afrika turu kapsamında geldiği Ruanda'nın başkenti Kigali'de önce Soykırım Müzesi'ni gezdi, daha sonra halk çarşısını dolaştı.

  • GİRİŞ04.07.2012 08:03
  • GÜNCELLEME04.07.2012 08:13
  • KAYNAKAA

Atalay, Kigali'deki üst düzey temaslarını tamamladıktan sonra programının son bölümünde Ruanda Soykırım Müzesi'ni ziyaret etti. 1994 yılında 100 gün içerisinde yaklaşık 800 bin Tutsi'nin Hutular tarafından palalarla öldürüldüğü olayı konu alan müzeyi gezdikten sonra Başbakan Yardımcısı Atalay, AA'ya değerlendirmelerde bulundu.

Yaşanan olayı; ''çok acı ve dramatik'' olarak niteleyen Atalay, uzun süre Almanya ve Belçika sömürgesinde kalan Ruanda'da ırk ayrımcılığının adeta ''işlendiğini'' belirtti. Yaşanan olayları özetlerken Atalay, ''Resmi rakamlara göre 250 bin ama genelde uluslararası bilgilerde 800 bin kişinin öldürüldüğü bir soykırım. Özellikle çocuk filan denmemiş. Acımasızca ve vahşice birşey'' diye konuştu.

Atalay, o dönemde Birleşmiş Milletler'in (BM) de çok fazla aktif davranmadığını, olaylara çok gecikmeli müdahale edildiğini anımsattı. Yaralarını hızlı bir biçimde sarmaya başlayan Ruanda'da 'Hutu' ve 'Tutsi' gibi ayrımların kalktığını söyleyen Atalay, ''Güzel bir Ruanda devleti doğmuş. O yaşanan acılar da burada ibret alınsın diye sergileniyor. Bu müze o açıdan çok önemli. O yanlışları kendileri de görmüş oluyor. İşin en önemli boyutu da bu müzede; sömürgecilerin hangi rolü, kilisenin hangi rolü oynadığını açık açık sergilemişler. Doğrusu çok gerçekçi ve çok faydalı bir müze olarak gördüm'' şeklinde konuştu.

Atalay, ziyaretin ardından programında olmadığı halde Kigali halk pazarına uğradı. Beraberindekilerle pazarın tropikal meyve ve balık satılan bölümlerinde bir süre dolaşan Atalay, Ruandalılarla ayaküstü sohbet etti. Yerel halkın şaşkınlık içinde izlediği Atalay, ziyaret sonunda pazarın girişinde toplanan kalabalıkla bir araya geldi, onlarla fotoğraf çektirdi.

Afrika'nın merkezindeki Avrupalı: Ruanda

18 yıl önce meydana gelen ve o günkü nüfusün yüzde 10'luk bölümünün öldürüldüğü, yüzde 40'lık bölümünün ise doğrudan etkilendiği olayların ardından Ruanda bugün ziyaretçileri şaşkına çeviren bir görüntü sergiliyor. İngiltere'nin eski Başbakanı Tony Blair'in son 10 yıldır danışmanlığını yaptığı ülke, güvenlik sorununu aşmakla kalmayıp bir çok alanda devrim niteliğinde atılımlar gerçekleştirmiş vaziyette.

Kurallara azami ölçüde riayet eden Ruandalılar, hemen yanı başlarındaki komşularının aksine 'sukunet' içinde yaşantılarını sürdürüyor. Yaşanan olaylar sonrasında Fransızcayı 'resmi dil' statüsünden çıkaran ülke, şimdi İngiliz sistemine adapte olmaya çalışıyor.

Okul önlerinde gönüllü trafik polislerinin öğrencilerin güvenliğini sağladığı ülke bir 'Avrupalı' portresi çiziyor. Bu yıl içinde Ruanda'da bir de Türk okulunun açılması planlanıyor.     

Afrika kültürünün sembollerinden sayılan 'yalın ayak' dolaşmanın yasak olduğu ülkede ayakkabısız tek bir çocuk bile görmek mümkün değil. Ruandalılar giydikleri ayakkabıların temizliğine de azami özen gösteriyor.

Motosiklet kullanımının oldukça yaygın olduğu Ruanda'da sürücülerin yanı sıra yolcular da kask takmadan trafiğe çıkamıyor.

Yerli halk arasında sigara tüketiminin neredeyse 'yok' denecek düzeyde olduğu ülkede açık alanda sigara içmek de yasaklanmış durumda.

Ülkede yere çöp atmanın cezası 100 dolar, Ruandalılar aksini yapanları polise teslim edip ceza almasını sağlıyor.

Plastik sokmanın yasak olduğu Afrika ülkesinde adeta bir 'organik bahçe' yapılmaya çalışılıyor. Devletin kilit görevlerine yurt dışında eğitim görmüş Ruandalıların getirildiği ülke her alanda geleceğin parlayacak yıldızları arasında gösteriliyor.

Ruanda'nın en ilginç yönlerinden birisi de her ayın son Cuma günü ilan edilen 'Temizlik Günü'. Yabancıların 07.00 ile 14.00 saatleri arasında sokağa çıkmadığı Ruanda'da tüm yerli halk adeta 'mıntıka temizliği' yapıyor ve ülke baştan sonra temizleniyor. Yollarında atılmış tek bir çöp görmenin mümkün olmadığı ülke, birçok alanda dünyanın ileri kültürlerine taş çıkartıyor.