Halayı çeken, Semahı dönen okuyabilir

Aynur Haşhaş, "halayları kimse artık orijinal haliyle oynamıyor ve okuyamıyor. Şehirde asıl kaynağındaki gibi halay çekemiyorlar. Çünkü insan halay çekerken koşamaz! Koşarak halay mı çekilir yahu!" diyor..

Eklenme: 28 Temmuz 2010, 15:30 / Güncelleme: 28 Temmuz 2010, 15:30 / 21,302 Okunma / 5 Yorum

Yaşar İliksiz'in röportajı

Transborders Project adlı albümden haraketle Süha Yavuz, Faik Kestek ve Aynur Haşhaş ile müzik dünyası yaptığımız uzun söyleşinin son bölümünde ağırlıklı olarak  Türk Halk Müziğinin özgür ruhlu kızının görüşleri yer alıyor. Haşhaş, albümden hareketle Halk Müziğinin sancıyan yanlarını dile getiriyor...

***

Peki, Aynur Haşhaş, sizinle devam edelim... Transborders Project için size teklif yapıldığında neler hissettiniz, neden kabul ettiniz?

Nasıl ki müzik birikimim, yorumculuğum ve akademisyen bilgilerimle Türkü okumakla yetinmeyip derlemeciliğe yöneldiysem, bu teklif bana yapıldığı günlerde de Türkiye’de türkü okumakla yetinmeyip, dünyaya Türkülerimizi nasıl sevdirebilirim düşüncesi içindeydim. Dünyadaki çalışmaların çoğunu dinlemiştim ve dinliyordum. Bu projeye sıcak bakmamı sağladı.

Öte yandan Türküleri ölçülere sığdırmanın doğru olup olmayacağı noktasında endişelerim vardı. Süha beyin teklifinde türküleri özgür okuyabilmem sağlandığı için daha çok sevindim. Türküleri ölçülerin içine sığdırmadan, özgür okuyabilmenin keyfini yaşayacağım için kabul ettim.

"TEK ŞARTIM AŞK İLE OKUYABİLECEĞİM TÜRKÜLERİ SEÇMEK"

Faik ve Süha projeyi o kadar coşkulu, keyifli ve içten anlattılar ki evet derken ‘’Sadık dinleyicilerim, beni böyle sevenler ne düşünür? Şöyle mi olur? Böyle mi olur?” kaygısını bile hiç yaşamadım. Kaygısız ve çok keyifli şekilde repertuarımdan uygun olduğunu düşündüğüm parçaları seçtim.

kullan

"Türküleri seçtim, stüdyoya girdim ve kafama göre okudum"

Kapris yapıp, hiç şart öne sürmedin mi yani?

Bütün albümlerinde olduğu gibi tek bir şartım oldu. Benim gönlümde doğan, oluşan türküleri, aşk ile okuyacağım türküleri seçmek. Bu ilk albümden bugüne koştuğum tek şart. Bir türkü söyleyeceğim zaman, “acaba bu türkü tutar mı? Tutmaz mı? Şöyle olur mu?” diye düşünmem. Ben tamamen pazarlamanın dışında birisiyim. Sadece duygularımla hareket ediyorum. Tüm albümlerde de böyleydi.

UZUN HAVALARI SEÇTİM... UZUN HAVA ÖZGÜRLÜKTÜR

Pazarlama zaten Süha Beyin işi! Siz anladığım kadarıyla albümün müzikal altyapısının sesinizin üstüne kurulmasından endişe etmediniz ve bilakis rahat davrandınız. Peki, eyinizi kulağınıza atıp, çıplak sesle türküleri okurken, albüm bittiğinde okuduklarınızın nasıl bir şekle bürüneceğini aşağı yukarı tahmin edebiliyor muydunuz?

Tam olarak değil tema tahmin edebiliyordum. O yüzden projenin yapısına uygun olarak olarak genelde uzun havaları seçtim. Uzun havalar sesi işlemede ve duyguyu ifade etmede çok daha etkilidir. Süha da zaten, “Uzun hava senin için aslında özgürlüktür, Çoğu sanatçı için zor olsa da senin için hem özgürlük alanı hem de kendini en iyi ifade edebilme yöntemidir” diyerek doğrusunu bu olduğunu onayladı. Çok iyi seslendirdiğim uzun havaları seçmeye çalıştım. Albümde iki tane deyiş var. Biri tanesi Melâmet Hırkası diğeri Dervişlik Hali… “Bu Dünya’nın Ağalığı Beyliği’’ iç sorgulama diyelim. Onun dışındakilerin hepsi sevda türküleri.  Sözler sevdaya ve aşka dair. Aşan bilir karlı dağın ardını”, “Tutam Yar Elinden’’, “Yastadır ey deli gönül yastadır”, “tutam yar elinden”,  “Sevdiğim” vs… “Issız Ada’’ keza yine sevda ve serzeniş üzerine…

Senin bir özelliğin de her albümünde bütün türküleri severek ve birbirinden ayırmadan okuman ama halkın hangi türküleri seveceğini doğru tahmin etmen. Bu albümü okurken  dinleyenler özellikle bunları sever dediğin parçalar hangisiydi?

Derviş ve Aşan bilir sevilir diye düşünmüştüm. Melamet Hırkası zaten her zaman sevilen bir türkü. Ama şu günlerde nereye gitsem birilerinin “sevdiğimi” mırıldandığını görüyorum. Mesela geçen gün bir dinleyicimle karşılaştım. Ağlayarak konuştuğundan ben onun direk ‘’Sevdiğim’’ türküsünden bahsettiğini anladım. Daha konuya girmeden gözleri dolarak gelip ‘’Bu türkünüz beni çok yaralıyor, dinlendikçe içim parçalanıyor’’ dediğinde, ‘’Sevdiğim mi?’ dedim.  O dört türkü çok özel oldu benim için, kendim de dinlediğimde onlara yoğunlaşıyorum açıkçası. Velhasıl böyle oldu. Seçtim, stüdyoya girdim ve kafama göre okudum.

DEDELERİN GIRTLAK HANÇERESİNİ ÖRNEK ALIP SESİMİ GELİŞTİRMEYE ÇALIŞTIM

Diyebiliriz ki ortaya çıkan albüm alıştığımız tarzın çok dışında bir şey olsa da sonuçta senin için değişen bir şey yoktu, sen yine bildiğini okudun!

Evet, ben yine bildiğimi okudum, duygularıma hareket ettim. Ha, şunu yaptım; Serbestlik söz konusu olunca ben de duygularımla sesimin sınırlarını aşmayı denedim. Bu işin tekniğini bilmekle alakalı! Yani sonuçta Aynur Haşhaş oturup kendi keyfince bir yorum ortaya çıkartmadı. Türkü derlemeleri yaparken köylerde, dedelerin gırtlak hançeresini alıp, eğitimci bir sesin şancı yorumunu birleştirerek bir yorum ortaya çıkardım.

Birileri gelip bana şu türküyü okuyacaksın dediklerinde, o türküyü okuyamıyorum. Sizin güzel bulup, sevileceğine inandığınız, ‘’Aynur bunu okur, tutar’’ dediğiniz bir türküyü ben okuduğumda ortaya iyi bir yapım çıkmıyor. Bu tamamen benim duygularımla ilgili. O türkü bende duygu oluşmuyorsa zaten okuyamıyorum. Bu konuda hiç yetenekli değilim.

Albümün adıyla ilgili ne düşünüyorsun? Transborders Project ya da Türkçe ifadesiyle Sınır Ötesi iddialı bir isim. Gerçekten albümün sınır ötesi olduğuna inanıyor musun? Tepkiler nasıldı….

Ben inanıyorum. Ama kişilerin görmesiyle alakalı durum bu aslında. Mesela sen de öyle olmuş ve iyi olmuş diyorsun? Birileri buna kötü de diyebiliyor. Ben şahsen sınırları geçtiğine inanıyorum. (Gülerek) Hatta bu yüzden albümün kapağına resmimi koymamalarına bile bir şey demedim. Belki de bu yüzden pek tepki almadım.

"... birlikte artarak yürüyoruz. 'Artsın, eksilmesin' diyorum her programımda. Bizim Kızılbaş deyimi bu. Hakikatten de öyle oluyor ’Artsın, eksilmesin’ misali artarak yürüyoruz"
kullan

Aynur Haşhaş kült bir sanatçı. Resme ihtiyacı yok ki! Tamam herkesin tanıdığı son derece  popüler biri değil ama onu tanıyan hatırı sayılır bir hayran kitlesi var ve biliyoruz ki o kitle hep Aynur Haşhaş’ın arkasında. Aynur Haşhaş bugün bir albüm çıkardığı zaman, hiç reklamsız kaç kişinin onu satın alacağını bilme şansına sahip. Popüler görünenlerin öyle bir şansı da yok. Reklamları kadar satışları oluyor.

Haklısınız, dinleyicimle benim aramda enteresan bir bağ var. Dediğiniz gibi onlar beni  bırakmıyorlar. Hatta albümün yokken bile çoğalarak geldiler. Aynur Haşhaş bir şey yaparsa bir nedeni vardır ve doğrudur diye saygı duyuyorlar ya da benim sesime ve yorumuma odaklanıyorlar.  Onlarla birlikte artarak yürüyoruz. ’Artsın, eksilmesin’’ diyorum her programımda. Bizim Kızılbaş deyimi bu. Hakikatten de öyle oluyor ‘’Artsın, eksilmesin’’ misali artarak yürüyoruz…

Albümün isime falan ben hiç karışmadım. Neden karışmadım çünkü bu projenin Süha Yavuz projesi olduğunu baştan kabul ettim. “Siz okuyacaksınız biz sizin duygunuza ve türkülerinize karışmayacağız. Ama sonra siz de bizim işimize karışmayacaksınız demişlerdi. Onlar karışmadı ama ben bir kaç yerde yine de karıştım. Küçük çaplı karışmalar yaptım.

HADDİMİ BİLEREK, AKILLA HAREKET EDEREK TÜRKÜ OKUYORUM

Ne kadar küçük çaplı?

Şöyle oldu mesela; Bir iki mısra vardı, onları tekrar etmemişlerdi. “Ya olur mu Süha? O mısra orada gerekiyor” tarzında itirazım oldu. Ya da mesela kıtaların yeri değişmişti. Ben aman kıtaların yeri değişmesin, o türkü yakılırken bir anlam üzerine yakılıyor filan gibi… Ve oralarda da sağ olsun Süha pek direniş göstermedi, değiştirdi.

Aynur Haşhaş denildiğinde genelde hep dokunaklı, içli, acılı… Dinleyenin içini parçalayan türküler geliyor. Sadece birkaç parçada bunun dışına çıktın. Onların dışında hep hüzünlü, içe kapanık, efkarlı türkülerle yüreğimizi sızlatıp durdun. Bu neden kaynaklanıyor?

Haddimi bilerek, akılla hareket ederek türkü okumayı tercih ediyorum. Akılla gönülün birleştiği yerde doğdum. Bir yerlere geldiysem de haddini bilerek geldiğimi düşünüyorum. Şunu biliyorum ki benim sesim oyun havalarına uyan renk ve tonda değil. Ben oyun havaları okuduğumda da hüzünleniyorum. Okuduğum da oldu. Herkes oynayıp zıplarken ben oyun havası okudum ve ortam bir anda hüzünlü hale dönüştü. O tarz parçaları okumam yönünde de çok istek alıyorum. Fakat söyleyemiyorum. Nedenini ben de bilmiyorum ama şunu biliyorum; insan duygularıyla uçabilir. Duygu olmadan, hoplamaya, zıplamaya başladığında yama gibi kalıyorsun ve ortaya çıkan hal seni ifade etmiyor.  Benim albümlerinde sevgi türküleri var, nefesler var. Ben nefes okuduğumda başka ruhum başka bir hale dönüşüyor. Sevda türküsü okuduğumda da tamamen başka bir mekana göçüyorum. Ama başka bir sevdayı okuduğumda orada cilveleşeceksem de kendim o cilveleşmeyi anında hissedebiliyorum. Yani türküleri duygularımın yüküyle okuyorum.

OYUN HAVALARI VE KARADENİZ TÜRKÜLERİNİ SESİMLE ÖZDEŞLEŞTİREMİYORUM

"Aslında kendim iyi halay çekerim. Halk oyunlarını o kadar iyi oynamama ve sevmeme rağmen artık halaylar enstrümantal olarak çalsın deme noktasındayım. Çünkü bu konuda çok ama çok çalışma ve araştırma yaptım.  Derlemeler yaparken fark ettim ki halayları kimse artık orijinal haliyle oynamıyor ve okuyamıyor. Şehirde de asıl kaynağındaki gibi halay çekemiyorlar. Çünkü insan halay çekerken koşamaz!
kullan

Açıkçası oyun havası dediğimiz tarz ya da ne bileyim Karadeniz’in türkülerini kendi sesimle özdeşleştirmiyorum ve ben ne olursa okurum, güzel olur iddiasını da sevmiyorum. Yok, zaten böyle bir şey! Sesimin yetkin olması ya da benim müziği iyi bilmem dahi bunu sağlamıyor.  Bilgi biraz kendini bilmektedir. Şu albümden önce karar vermiştim zaten oyun havası okumaya ama bu albümde daha da netleşti.

Mesela ben bundan sonra albümlerimde halay okumayı da düşünmüyorum. Hani büyüklerimizden alıştık ya, “iki tane nefes koy, iki tane sevda türküsü, iki tane de halay koy!” Albümü dinlerken ard arda tokat yemiş gibi oluyor dinleyici böyle olunca.  Halbuki müzik  aşk işi! Aşkta bu kadar sertlik olmaz! Yumruk atmazsın!  O yüzden karar aldım, bundan sonraki albümlerimde de hiç halay okumayacağım ya da okursam bile mutlaka farklı bir şekilde yorumlayacağım.

HALAYIN RUHUNA UYUM SAĞLAMAK LAZIM

Aslında kendim iyi halay çekerim. Halk oyunlarını o kadar iyi oynamama ve sevmeme rağmen artık halaylar enstrümantal olarak çalsın deme noktasındayım. Çünkü bu konuda çok ama çok çalışma ve araştırma yaptım.  Derlemeler yaparken fark ettim ki halayları kimse artık orijinal haliyle oynamıyor ve okuyamıyor. Şehirde de asıl kaynağındaki gibi halay çekemiyorlar. Çünkü insan halay çekerken koşamaz! Koşarak halay mı çekilir yahu! Halayın ruhuna uyum sağlamak lazım. Adımını, zamanını doğru ayarlayarak atmak lazım! Çalgıcılar öyle çaldırıyor ki altyapıda artık koşmam gerekiyor… Hâlbuki halay çekerken koşarsam düşerim. Yani halay çekerken hiçbir şey insanoğlunu uçuramaz!

Önemli bir nokta burası. Bu konuyu biraz deşeyim ben. Diyorsunuz ki otantik olarak köylerde derlediğimde görüyorum ki insanlar halaya öyle bir ruhu veriyor ki şehirdeki insanlar bu ruhu oyunlarına yansıtıyorlar ve biz halayların sözlerini bıraktık otantik halini, ruhuna yakışır tarzda bile okuyamıyoruz ve oyun da adam gibi oynayamıyoruz.

Kesinlikle öyle. Sadece halayda değil. Sevda ve Aşk türkülerinde de öyle. Ya ben bir aşk türküsünü nasıl gülerek okuyabilirim? “Öldüm, bittim, eridim, kih, kih, kih” yapamazsın ki. Ölüp bitiyorsak ölüp bitmemiz lazım! Köydeki adam kendi duyularıyla alay edildiğini sanır bu yorumu görünce. Kendi doğalarıyla yaşayanlar müziğinin özünün nasıl olduğunu biliyor. Çünkü kendisinde olan hali yansıtıyor. Şehirde o ruh halini duyumsamadan türkülerdeki acıyı, hüznü, sevinci yansıtamazsınız.  Mesela, Semah söyleyen bir sanatçı semah dönmeyi bilmiyorsa nasıl özünü yansıtacak şekilde okuyacak? Semahın özünü hissettirebilmek için semah dönmeyi bilmem lazım ki Semahı okuyabileyim. Kendi adımıma göre sözleri oturtabileyim. Onun için bu alanda maalesef bir yozlaşma almış başını gidiyor.

SEMAHI HİSSETTİRMEK İÇİN SEMAH DÖNMEK ZORUNDAYIM

Günümüz sanatçılarına örtülü gönderme mi yapıyorsunuz?

Gönderme değil yorum yapıyorum. Bir şeyin bilgisinden bahsediyorum, buna gönderme ya da taşlama denmez.

Ama bugün piyasada Semah okumayan, halay söylemeyen isim yok gibi…

Ben kendimden bahsediyorum, herkes kendisini bilir. Ben okuyacağım semahı hissettirebilmek için iyi semah dönmek zorunda olduğumu anlatıyorum. Nasıl semah dönersem, öyle okurum. İyi Semah döndüğümü düşünüyorum, iyi semah okuyorum. Öte yandan iyi halay oynarım ama artık halayları okumayacağım diyorum. Yani en azından artık hoplayıp, zıplayarak halay okumayacağım.

"Halay da tıpkı su ve hava gibi şişeleyip şehre getirdiğiniz zaman, insanlar aslında onu doğal hali ile değil başka bir ruh haliyle tüketiyorlar. O zaman da oynuyorlar işte yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar diye türkü söylenirken... ...Biz o ruhu, şişeleyerek paketlediğimiz zaman yanlış olmuş!... "
kullan

Yaşar: Vallahi ben işin o kısmını bilmem ama yıllardır düğünlerde yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar türküsünü insanların nasıl el çırparak, sevinç içinde oynayarak söylediklerinin sırrını çok merak ediyorum…

HALAY HOPLAYIP ZIPLANARAK OYNANMAZ

Süha: Kaynağında da böyle değil mi halay, hoplanıp, zıplanarak oynanmıyor mu?

Aynur: Hayır değil.

Süha: O zaman tıpkı su ve hava gibi şişeleyip şehre getirdiğiniz zaman, insanlar  aslında onu doğal hali ile değil başka bir ruh haliyle tüketiyorlar. O zaman da oynuyorlar işte yüksek yüksek tepelere diye türkü söylenirken.... Ama o türküyü yakan teyze türküyü acılarını melodilere dökerek yapmış. Biz o ruhu, şişeleyerek paketlediğimiz zaman yanlış olmuş! Yanlış tüketiliyor. Oemek ki Aynur gibi duyarlı akademisyenlerin duyumsayıp söylemesi gerekiyor ki insanlar asıl ruhu kaybetmeden koruyabilsinler…

Aynur: Korumak için ehil kişilerin derlemesi, ehil kişilerin bestelemesi ve okuması gerekir. Derlerken, yorumlarken doğru düşünülmesi, doğru yapılması lazım ki doğru pazarlanabilsin.  Ama bu doğruluktan çok yaşanmışlıkta ve duyumsayabilmekle alakalı. Sonuçta, bir yorumcuya da bir pazarlamacıya da ihtiyaç var. Ama her ikisi de o türkünün anlattığını duyumsayabilse ve yaşayabilse her şey çok daha doğru olacak…

Yaşar: Biliyorum bu alanda bana söz söylemek düşmez ama doğru yolla pazarlandığı zaman müşterisi az oluyorsa ve çarpıtılmış haliyle pazarlandığında müşterisinin fazla olduğu görülüyorsa, Yorum ve pazarlama özellikle öyle yapılıyor olamaz mı?

Aynur: Aynur Haşhaş’ın bu zamana kadar geldiği yerde pazarlama alanının payı var mı?

"Aynur Haşhaş’ın şöhretini onu dinleyen insanlar yarattı sadece. Sen yarattın, o yarattı, biz beraber yarattık. Öyle olmadı mı?"
kullan

Yaşar: İllaki ki vardır. Tamam Aynur Haşhaş çok popüler bir sanatçı değildir ama iyi sanatçıdır ve hatırı sayılır şöhrete sahiptir. Ve şöhretini reklamla değil sanatının gücü ile sağlamıştır. Ama dürüst olalım. Şu an hatır gönül ilişkisi olmaksızın devlet kanalları dışında para vermeden klibini her hangi bir kanalda yayınlatabiliyor musun? Ki orada bile pek hatır gönül ilişkisi ile de yayınlandığını sanmıyorum artık…

Aynur: Vallahi benim türkülerimi devlet televizyonu parasız yayınladılar. Gerçi sen de o hariç dedin ama pek öyle hatır gönül ilişkim de var denemez… Ben pazarlama harikası değilim bunu söyleyeyim. Sadece türkülerin doğal kaynağından alındığı gibi doğal haliyle söylenmesi ve ruhunun yansıtılmasının da talep gördüğünün kanıtı olabilir şöhretim sadece. Beni dinleyen kitle, türkülerin otantik hali ve ruhu ile söylendiğinde rağbet gösteren ve takdir gösteren kitle.  Pazarlamadan söz edeceksek onların beni pazarlamasından söz edebiliriz. Aynur Haşhaş’ın şöhretini onu dinleyen insanlar yarattı sadece. Sen yarattın, o yarattı, biz beraber yarattık. Öyle olmadı mı?

Süha: Yok, anladığım kadarıyla genel anlamda soruyor. Evet, bugün artık maalesef para vermeden sanatçıların klipleri televizyonlarda ve radyolarda yayınlanamıyor.

Yaşar: İşte hal böyleyken nasıl pazarlamadan bahsedilemez ki?

Aynur: Ama ben kendi adıma Aynur Haşhaş olarak bu işle birlikte bu kadar profesyonael anlamla ilk kez bir çalışmanın içindeyim biliyorsunuz ve bunu her zaman söylüyorum. Ben projenin okuma dışında hiç bir şeyine karışmadım.

SÜHA YAVUZ: POPU O KADAR KÜÇÜMSEMEYELİM

Süha: Senin yaptığın işin sanatsal tarafı. Meta haline gelmesi mastırın yapımcıya teslim edilmesiyle başlayan süreç. Meta tarafıyla ilgili kısım senin iraden dışında belirlenmiş yöntemler içeriyor ve albümün tanıtımı için bu yöntemlerin dışında alternatif hiç bir şey yok. Yaşar da galiba meseleyi oraya getirmeye çalışıyor…

Yaşar: Aslında şu an konuyu hiçbir yere getirmeye çalışmıyorum. Gazetecilik adetlerine uygun olarak, muhatabımı tahrik edecek hassa noktayı buldum, orayı kaşıyorum! Zaten Aynur’un sanatını, seninin gücünü ve şöhretini tartışmaya gerek yok. Dediğim kült bir sanatçı ve yeni bir albüm çıkarttığında üç aşağı beş yukarı minimum satış rakamı bellidir. Bu bindir, 3 bindir,  5 bindir, 10 bindir, 70 bindir 100 bindir çok önemli değil. Ama özellikle pop sanatçılar için öyle değil. Artık sağır sultan bile biliyor ki TV’lerde klipler para ile dönüyor ve kliplerin dönüşü durduğu anda satışlar da duruyor. İstediği kadar ünlü olsun, adı isterse Teoman olsun, İster Gülben hiç fark etmiyor. Klibin dönmesi bitiyor, sanatçının albüm satışları da bitiyor. Satıp satmadığı da tartışma konusu ya neyse… Senin farkını bu anlamda olumlu olarak ifade ediyorum ben…  

Süha: Ama Popu da bu kadar küçümsemeyelim. Pop malum sabun köpüğünün çıkardığı sestir. Bir bakarsın bir köpük var ışıl ışıl, hoşuna gider, ilgini çeker, dokunursun pop diye bir ses çıkar ve yok olur…  Doğası böyle bunda eleştirilecek bir yön yok.  Bir sabun köpüğünü ne kadar eleştirirseniz pop kültürü de o kadar eleştirebilirsiniz. Sonuçta biz uzaylı değiliz, sabun köpükleri bize hoş görünür, var olduğu sürece de onu severiz. 

Hangi insan bir sabun köpüğünün karşına oturup da, “Sen iğrenç bir sabun köpüğüsün, bizi kandırdın, için boşmuş, meğer füzeliğin gelip geçiciymiş” der! Oysa hep küçümsenir bu insanlar. Magazinsel bir şey “Aaa, bunlar popçu!’’ filan diye burun kıvrılır!  Adamın işi bu, sabun köpüğü olmak! Bu da bir sektör!

"AYNUR'UN SESİNİ UZAYLI DİNLESE ONUN DA TÜYLERİ DİKEN DİKEN OLUR"

Yaşar: Pop tüketici olmayıp bunu söyleyene lafım ama hem pop tüketip hem bunu söyleyenlere söyleyecek çok sözüm olabilir…  

"Aşkı bir bütün görüyorum. Aşkın inançlı birisiyim. Tasavvufta doğayla insanı iç içe görüyorum, yani asla insanı doğanın dışında veya üstünde bir şey olarak görmüyorum… "
kullan

Süha: Sonuçta herkesin bir tercihi var. Ama Aynur Haşhaş’ın sesi ve yorumu pop bir ses ve yorum değil. Her zaman her yerde kalitesini ve farkını ortaya koyar. Dünyanın neresine giderse gitsin Aynur’un sesi kendisine insanları hayran bırakır. Hatta şu uzaya gönderilen kapsüle sesler yüklüyorlar ya, onlara koysunlar Aynur’un sesini, kapsülün kahısın bir gün bir uzaylı açsın, dinlesin. Onun da tüyleri diken diken olur! Daha önce de demiştim ya, biz bunu dinlettik iki japon’a onların da tüyleri diken diken oldu!

(Kahkahalar)

MEYHANECİYİ SÖYLERKEN SERSERİLİĞİM TUTMUŞTU

Sesinizin dinleyeni diken diken etmesi önemli ayrıntı. Niye Aynur sesini dinleyenlerin tüyleri diken diken oluyor? Şarkıları hissederek söylemek mi, ses rengi mi?

İnanıyorum, inanarak yapıyorum! Mesela bu albümde Sevdiğim türküsünü söylerken birisini koyuyordum oraya. Bazen türkülerimi dinleyenler diyorlar ki ‘’Sanki benim için söylemişsiniz zannediyorum’’ Samimiyet var. Mesela ’’Meyhaneciyi’ söylerken o gün serseriliğim tutmuştu. Serseri derviş yanlarım var… Durağanlığı seven birisi değilim. Ruhumda da bu var. Transa geçiyorum türkü söylerken. Sevdiğimi söylerken de aşkın transına geçebiliyorum.



"AŞKIN MERKEZİNE SEVGİ VE RIZAYI KOYUYORUM"

Peki, Tasavvufî türküleri söylerken nasıl bu kadar konsantre olabiliyorsun? İnsani aşk kolay; neticede sevmişsindir birisini, canlandırırsın gözünün önünde… Diğerinde…

Ama ben aşkı bir bütün görüyorum. Aşkın inançlı birisiyim. Tasavvufta doğayla insanı iç içe görüyorum, yani asla insanı doğanın dışında veya üstünde bir şey olarak görmüyorum…

Aşk her şeydir, her şey aşktır diyorsun yani

Evet, öyle! Onun dışında bir görüşüm yok. Aşkın merkezinde sevgi ve rızayı koyuyorum. Rızalı olma ve sevgi. Çünkü rüzgârın tersine gidemem ben. Yüzüme rüzgar çarptığında ben onunla inatlaşmışım gibi gelir bana. Bir rızasızlık gibi algılarım. Ama yan döndüğümde rüzgârla aramızda bir sevgi oluşur gibi gelir.  Türküleri okumaya başladığımda dervişane ve doğaya dönük bir yaşantım oldu. Yani türküleri okurken; suyun, denizin dalgalarının kayalara çarpma hızından, rüzgârın dalı okşamasından, güneşin kızgınlığından etkilenirim. En çok etkilendiğim şey de ayın bende yansımasıdır. Ay, beni çok etkiler. Yağmurlu havada uzun hava nasıl okunur bilir misin? Sevgiliyi okuduğumda toprağa yüzün koyun uzanıp ciğerlerim onun kokusuyla dolana kadar derin nefes aldım. Toprağın kızgınlığını hissetmek için yalınayak yürüdüm onun üstünde… Çıplak ayaklarla yağmurda, güneşte dans ettim! Kendi yolculuğumu yaptım yani! Dolayısıyla çıktığım yolculukta inandığım şeylerle buluştum. Deyiş okuduğum da bu buluşmalarım çok etkiler beni...

TÜRKÜ SÖYLERKEN SAÇININ MİKROFONA ÇARPIŞI SİLİNMEDİ

"Serseri ruhlu biriyim. Mesela ben saçımı topladığımda türkü söylemem. Bazen bana saçını topla derler ama topladığımda bir şey beni boğan sanki sıkar ve kasar… Kasılırım…
kullan

Sanatçı duyarlılığı açısından yaptığın her türlü çılgınlığı anlarım ama bir insana yağmurun altında yürürken uzun hava söyletecek kadar aşkınlık veren hali merak ettim? Nasıl bir dürtü veya ilhamla bu denli coşabiliyorsun?

Doğayı seyrettiğimde bir güç bana iç dünyamda ‘’Kalk!” diyor. Ve ben ömrüm boyunca iç dünyamdaki seslere hep kulak verdim. Bu benim hayatımın her alanında böyle. Yaşamımda da böyle, türkü söylememde de böyle. Hep bir şey eksik geliyor bana o sese kulak vermediğimde. Sonra yürümeye başladığımda diyorum ki “Ha, evet bu türküyü söylediğimde yağmurun ıslaklığını, gecenin gizemini hissetmemişim’’ diyorum. Mesela o an dönüp kafamı aya çevirdiğimde de başka bir sürü duygu oluşuyor…

Serseri ruhlu biriyim. Mesela ben saçımı topladığımda türkü söylemem. Bazen bana saçını topla derler ama topladığımda bir şey beni boğan sanki sıkar ve kasar… Kasılırım…

Süha: Bazı parçaları dinlerken dikkat ederseniz Aynur’un saçını mikrofona vurma sesi vardır. Silmedik onları mesela. Öyle bıraktık…

Aynur: Stüdyoda saçım yüzüme değdiğinde ve rüzgarla hareket ettiğinde, o daracık alan benim için geniş bir dünya olur… Ovalar, bayırlar canlanır gözümün önünde. Dağları ve dağların tepesindeki kaynaklardan akan su sesini hissederim. Bazen de şelale serinliğini hissederim. Doğaya dönük bir yaşamım oldu benim bu yüzden, gittim, gördüm ben oraları! Betonda yaşayamadım. Beton beni yaktı, neredeyse boğulacaktım, boğulmak istemedim! Onun için doğaya dönük yaşadım.

Tasavvufi anlamda, insan, sevgi ve rızalık üçgeni içerisinde yaşıyorum. Ve Hakk’ın insandaki tecellisine kesinlikle inanıyorum…

O zaman sohbeti bu sözlerle noktalıyorum… Sürçü lisan ettikçe affola diyor herkese teşekkür ediyorum...

(Haber 7)

SÖYLEŞİNİN İLK BÖLÜMLERİ

Sınırötesi projenin dervişleri - DİNLE

Müslüm'e Paramparça'yı ben söylettim

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri