Akdağ'ın sofrasındaki olmazsa olmaz

Sağlık Bakanı Akdağ, sağlıklı beslenme yöntemlerini açıklarken oruç tutacaklara tavsiyelerde bulundu. "Ben de çocuklarıma kutu süt içiriyorum" diyen Akdağ, sofrasındaki olmazsa olmazı da açıkladı.

Eklenme: 11 Temmuz 2012 12:19 / Güncelleme: 11 Temmuz 2012 14:54 / 6,244 Okunma / 1 Yorum

Mine Şenocaklı'nın röportajı

Hanımla yoğurt konusunda anlaşamıyoruz! O tabii yoğurt yemeyi seviyor, bense endüstriyel yoğurdun tadını seviyorum! O hususlarda aşırı hassas değilim...

Endüstriyel sütler son derece sağlıklı sütlerdir. Ben de çocuğuma endüstriyel süt içiriyorum. Eğer taze bulursam çiftlik sütünü de alıyorum. Tabii eğer çocuk tat olarak tercih ederse içiyor...

- Sofranızdaki olmazsa olmazlar neler?

Yoğurt ve salata. Sabahları da peynir. Beyaz peynir özellikle.

- Peki tam yeri geldi... Bu yıl kaymağı olmayan sütleri ve ekşimeyen yoğurtları çok tartıştık. Ne içtiğimiz sütten eminiz ne yediğimiz yoğurttan. Tarım ve Sağlık bakanlıklarının ortak bir çalışma yapması düşünülüyor mu? Açıkçası ben sağlıklı beslenme açısından bunun çok faydalı olacağını düşünüyorum...

Bir şey söyleyeyim size; toplum olarak kendimize haksızlık yapmayalım. Bu toplumda gıdayla ilgili kurallar ve standartlar uluslararası kurallara, uluslararası kurallardan da öte Avrupa Birliği'nin direktiflerine uygun üretiliyor. Avrupa Birliği sürecinin bize böyle yararları oldu. Türkiye'deki bütün gıda kodeksi, gıdayla ilgili bütün kurallar, standartlar, Avrupa Birliği standartları içersinde. Yani bizim için ekşiyen yoğurt, biraz daha tabii yoğurt, organik ürünler daha iyi olabilir ama bu diğer ürünlerin sağlıksız olduğu anlamına gelmiyor. Yani birtakım endüstriyel ürünler standartlara göre üretilmişse, onları sağlıklı kabul etmek durumundayız. Onları sağlıksız kabul etmeyelim. Ama, "Efendim ben organik ürün tüketirim, yoğurdu evimde yaparım" derseniz, yapın, ne güzel, gayet güzel... Siz bu hususta biraz daha hassas davranmış oluyorsunuz ama normalde şu anda Türkiye'de endüstriyel anlamda üretilen ürünler, süt dahil, peynir dahil, bunlar hep güvenilir ürünlerdir.

Benim babam yoğurtçuydu, ben de yoğurt imal ettim

- Ama şu da hep söyleniyor ya, bir ürünün raf ömrünü uzattığınız zaman sizin raf ömrünüz azalıyor. Çünkü ürünün raf ömrünü uzatmak için öyle katkı maddeleri katılıyor ki içine, yediğiniz o ürün bırakın faydayı, zarar veriyor...

Bu bir varsayım ama...

- Varsayım diyorsunuz ama bunlar bilimsel olarak kanıtlanıyor da...

Kanıtlandığı anda, onlar zaten ürünlere konulamıyor artık. Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde böyle, Türkiye'de de böyle.

- Mesela siz "Yoğurt yiyorum" dediniz. Peki endüstriyel yoğurt mu yiyorsunuz, yoksa ev yoğurdu mu?

Ben endüstriyel yoğurt yiyorum, çok da seviyorum açıkçası. Mesela hanımla orada anlaşamıyoruz. O biraz daha tabii yoğurt yemeyi seviyor, bense endüstriyel yoğurt yemeyi seviyorum. O hususlarda aşırı hassas değilim.

- Sanırım sizin aileniz de yoğurtçuydu...

Evet. Benim babam Erzurum'da yoğurtçuydu. Ben de bizzat yoğurt imal ettim. Biz gelelim şu süt meselesine; süt konusunda da çok tartışma yapıldı. Endüstriyel sütler son derece de sağlıklı sütlerdir.

- Yani UHT sütler, kutu sütler?

Evet. UHT sütler de sağlıklı sütlerdir.

- Siz başta "Türkiye'de endüstriyel anlamda üretilen ürünler, süt, peynir de dahil, hep güvenilir ürünlerdir" dediniz ama okul sütü kampanyasında birkaç yerde çocuklara dağıtılan sütlerin bozuk, sağlıksız olduğu ortaya çıktı, çocuklar zehirlendi...

Milyonlarca kutu süt dağıtıyorsunuz, bu olabilir. Ama temelde teknolojiler gelişirken pastörizasyon diye bir şey bulunmuş. Sütü belli bir sıcaklığa getiriyorsunuz, ondan sonra soğutuyorsunuz. Ani yapıyorsunuz bu işlemi, sütteki mikroplar ölüyor. Sokak sütünde ne oluyor? Getiriyorsun, evde kaynatıyorsun değil mi? Kaynatmadan içemezsin. Zaten biraz sonra çürür.

- Kesilir yani?

Evet. Bizim oralarda, Erzurum'da çürür denir...

- Çok ilginç, ilk kez duyuyorum...

Biz yine kesiliyor diyelim... Süt niye kesiliyor? Çünkü süt o kadar iyi bir besi yeridir ki içine bir mikrop attığınızda, bakteri anında müthiş şekilde çoğalır. İşte sokak sütünün böyle büyük bir riski var. Şimdi onu getiriyoruz, kaynatıyoruz, kaynattığımız zaman besin değerinin öldüğünü düşünmüyoruz da, modern bir teknolojiyle içindeki mikroplar temizlendiği zaman onun besin değerinin öldüğüne ya da zararlı olduğuna inanıyoruz. Bu doğru bir şey değil ki!

- Bu konuyu siz Sağlık Bakanı olarak enine boyuna araştırdınız mı? Çünkü insanlar da güvenmek istiyor... Sonuçta siz iyi niyetle bir adım attınız, bir kampanya başlattınız. Sizin de 6 çocuğunuz var. Bunun böyle olduğundan gerçekten emin misiniz?

Bakın ben size çok net bir şey söyleyeyim mi? Ben çocuğuma endüstriyel süt içiriyorum. Eğer taze bulabilirsem çiftlik sütünü de alıyorum. Tabii eğer çocuk tat olarak tercih ederse içiyor onu. Ama orada da pastörizasyon var biliyorsunuz. Ankara'daki çiftlik sütünü alırsanız o da pastörize edilmiştir... Sağlık Bakanlığı olarak biz herhangi bir gıdayla ilgili olarak en ufak bir tereddüdümüz olsa bunu Tarım Bakanlığı'na bildiririz. "Standartlara bunu koyun, vatandaş bundan zarar görebilir" diye... Ama birtakım varsayımlar ya da dedikodular üzerine insanları endüstriyel anlamda tertemiz üretilen gıdalardan mahrum edersek onlara haksızlık etmiş oluruz.

- Peki şu da çok tartışıldı, süt yerine neden ayran dağıtılmıyor? Buna yanıt olarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Metabolizma Bölüm Başkanı Prof. Ahmet Aydın, "Çünkü yoğurdu, ayranı kaliteli sütten yapmak gerekir" demişti. Ayranın bizim ırkımızın özelliklerine de daha uygun olduğu söyleniyor...

Onu söyledik; süte karşı intoleransı olan çocuklar genellikle ayrana, yoğurda karşı aynı intoleransı göstermeyebilirler. Aslında onlara bile gösteren olabilir... Süt içemeyen çocuklara ayran verilebilir. Genelde bu çocuklara dağıtılan sütler, UHT sütler... Teknolojik açıdan bilimin sütü en temiz biçimde insanlara sunabildiği son noktayı gösteriyor.

- Bir sütçünün oğlu ve Sağlık Bakanı olarak bunu söylüyorsanız eğer size güvenmeliyiz...

Ben şimdi size bir şey söyleyeyim; biliyorsunuz peynir Anadolu'da tabii olarak yapılır. Mayalanır... Erzurum'da endüstriyel anlamda peyniri ilk defa yapan babamdı. Kaşar peyniri, beyaz peynir, yoğurt... Şimdi bunu çok daha hijyenik ortamda yapıyorsunuz. Yani süt geliyor, birtakım aletlerden geçiriliyor, tertemiz bir hal alıyor. Sağlıklı süte başka şeyler karışabiliyor çünkü. Ondan sonra onları herkesin elinin ayağının, üstünün başının tertemiz olduğu, tamamen hijyenik bir ortamda üretiyorsunuz, süt, ayran, peynir, yoğurt yapıyorsunuz... Siz şimdi madem bu konulara ilgi duymuşsunuz, Tarım Bakanlığımızdan da destek alarak, almayarak da olabilir, gidin Türkiye'de endüstriyel üretim yapan gıda iş yerlerini gezin, pırıl pırıldır.

- Pırıl pırıl olmasına bir diyeceğim yok, benim söylediğim üretilirken sütün süt olmaktan, yoğurdun yoğurt olmaktan çıkması...

İçine koydukları katkı maddeleri de her neyse normalde, söylediğim gibi gelişmiş dünyanın ortaya koyduğu, bilimsel veriler çerçevesindeki katkı maddeleridir. Bunların içinde zarar verebileceğini düşündüğümüz hiçbir şeye biz müsaade etmeyiz. Böyle bir şey tespit edilmişse biz ona asla müsaade etmeyiz... Bakın burada bir husus daha var; toplumu bir paranoyanın içine sürüklememeliyiz. Bu yanlış olur.

- Paronayaya sürüklememek lazım tamam ama sağlıklı gıdalar tükettiğimizden emin olmak da sorgulamakla mümkün olur...

Burada yapılması gereken şey şudur; uzmanlarıyla oturup konuşmak gerekiyor.

Pide harika bir şey, aman fazla kaçırmayın!

- Ramazan yaklaşıyor, oruç tutacaklara ne önerirsiniz?

Ramazan'da yavaş yenmesini, ölçülü yenmesini ve asla fazla kaçırılmamasını öneriyorum.

- Günler çok uzun ve çok sıcak biliyorsunuz. O açıdan ne önerirsiniz?

Açlıktan çok, en önemli sorun susuzluktur. Onun için mümkün mertebe su kaybetmemeye dikkat etmek gerekir.

- Pide konusunda uyarınız var mı?

Harika bir şey. Aman çok kaçırmayalım.

- Ramazanda sadece pide, peynir, zeytin bir de çay olsun... Yeter...

Hele pidenin üstüne bir de susam atılmışsa, yumurta da sürülmüşse...

- (Gülüyoruz) Tabii... Pidenin kalorisi kaç bilmiyorum. Ama biz bütün aile ramazanda pide yüzünden kilo alıyoruz.

Şimdi bu mide şöyle bir şey; acıkmadan masaya oturmamak, yememek lazım. Doymadan da kalkmak gerekiyor. Ve yavaş yerseniz kolay doyuyorsunuz. Dikkat edin şişmanlara, genelde hızlı yerler. Ben bir sofraya oturduğumda hekim olarak bakıyorum, kilo fazlası olanlar, hele hele obez olanlar hiç yemek gelmeden ellerini ekmeğe uzatıyorlar. Böyle enteresan bir alışkanlıkları var. Zayıf bir insan elini hiçbir şeye uzatmıyor, sabırla yemeği bekliyor. Öyle alışmış, yeme biçimini o şekilde oluşturmuş. Bir de şöyle emme basma tulumba gibi bir kilo verip bir kilo almak da iyi bir şey değil.

- Ne yapıyor bu?

Her seferinde metabolizmanızı zorlamış oluyorsunuz sonuçta. Her kilo alışınızda bir zorluyorsunuz. Ya da zayıflamak için çok abartılı diyetler uygulanıyor. Onlar da doğru değil.

Ben Erzurumlu'yum çayı kıtlama içerim

- Daha çok ne içiyorsunuz?

Açık çay ve su.

- Çayı şekersiz içiyorsunuz değil mi?

Genelde şekersiz, arada da kıtlama içiyorum. Biz Erzurum'da kıtlama çay içeriz.

- Kıtlama şekeriyle mi?

Genelde onunla değil... Küçük, kalorisi düşük bonbon şekerleri, akide şekerleri var. Onlarla içiyorum. (Cebinden küçücük bir bonbon şekeri çıkarıp gösteriyor...) Ben bu bir tek bonbon şekeriyle üç bardak çay içiyorum.

Şişmanlık demek, hastalık demek, yaşlanmak demek!

- "Bir yılda bir milyon insanı zayıflatacağız" dediniz. Şişmanlık beraberinde bir sürü hastalığı da getiriyor... Bu kampanyayı başlatmanızın ardındaki esas sebep bu herhalde...

Elbette biz şişmanlığı bir kozmetik problem ya da bir estetik problem olarak düşünmemeliyiz. Mutlaka onun da önemi var. Onun psikolojik etkileri de olabilir. Özellikle kadınlar için bunun ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama toplumun aslında şişmanlığın birçok hastalığı beraberinde getiren bir sıkıntı olduğunu iyice fark etmesi lazım. Yani problem görüntüyle ilgili değil sadece. Günlük hayatımızda şişman olunca biraz yol yürüdüğümüzde, merdiven çıktığımızda nefes nefese kalıyoruz meselesi de değil. Şişmanlık demek, diyabet riski demek. Diyabet riskinin ikiye katlanması demek... Şişmanlık demek, eklemlerinizin daha genç yaşlarda harap olması, protez takılması riski demek... Şişmanlık demek, omurganız fazla yük taşıdığı için belinizle ilgili problemler demek... Şişmanlık demek, damarlarınızda yağ tabakası ya da aterom plağı dediğimiz birtakım değişikliklerin olması, buna bağlı olarak felç riski demek. Şişmanlık demek, kalp damar hastalığı riski demek. Şişmanlık demek, uyku apnesi dediğimiz, gece uykuda solunumun kısa süreli durmalarına bağlı olarak kronik akciğer hastalığı gelişme riski demek. Şişmanlık demek, fazla yemekle birlikte bazı kanser türlerine biraz daha yatkın olmak demek. Bunun yanına bir de hareketsizliği eklediğiniz zaman zaten beden bütün olarak yaşlanmaya başlıyor. Oysa vücut hareket etmeye göre programlanmış. Vücudumuzu hareket ettirmedikçe bu da bir kısır döngü oluşturuyor. Kilonuz arttıkça daha az hareket ediyorsunuz, daha az hareket ettikçe kilonuz artıyor. Dolayısıyla hareketsizlik ve şişmanlıkla ciddi olarak mücadele etmemiz gerekir. Bizim yapabileceğimiz toplumda farkındalığı artırmak. Tıbbi desteğe başvuranlara yardımcı olmak. Bu işle ilgili düzenlemeler yapıp yüksek kalorili gıdalara karşı vatandaşları uyarmak, çocukları korumak gibi hususlar. Okul kantinlerinde mesela. Sonuçta bu hususlarda karar verici, birinci derecede bireyin kendisidir.

- Okul kantinlerinde çocukları koruyacağız dediniz. Nasıl yapacaksınız bunu? Çocuk kantinde daha çok gofret buluyor, bisküvi buluyor, kek buluyor... Kalorisi yüksek, ama daha da önemlisi sağlıksız gıdalar bunlar...

Biliyorsunuz bunların bir kısmını kaldırdık. Yağda pişen cipsleri ve kolalı içecekleri... En zararlıları bunlardı. Buradan başladık, belki önümüzdeki aylarda, yıllarda başka tedbirlerle de destekleyeceğiz.

- Ne gibi?

Yine yüksek kalorili gıdaların ya hiç sattırılmaması ya da sattırılsa bile uyarıyla sattırılması gibi tedbirlerle.

- Çocuk bu uyarıları dikkate alabilir mi?

Çocuğun da farkındalığını artırırsanız o da ona gitmeyebilir. Bakın şimdi bu konu sigaradan farklı. Şöyle farklı; sigaranın zararını herkes biliyor. Sigaranın reklamını doğrudan yasakladığımızda toplum hep arkamızda durdu. Basın da arkamızda durdu. Ama gıda öyle değil. Gıda sektörü, şu anda piyasanın en dinamik sektörü, reklam sektörü açısından. Medya da gıda sektörü reklamlarından ciddi olarak besleniyor. Dolayısıyla, "Haydi biz bunları ortadan kaldıralım" dersek bu gerçekçi olmaz. Ne yapacağız biz? Sektörle konuşarak, belli bir süreç içinde sektörün de kendisini adapte etmesini sağlayarak yüksek kaloriden toplumu mümkün olduğu kadar geri çekeceğiz.

- Okul kantinlerinde beyaz peynirli, içinde domates, salatalık ve biber olan sandviçler satılsa... Hem böyle kalorisi az hem de aynı zamanda sağlıklı olan gıdalar satılmasına önayak olsanız ne güzel olur...

Tabii gıdaların kaloriyle ilgili bilgilerinin biraz daha belirgin hale gelmesi lazım. Yerine göre belli uyarıların konması ya da reklamlarla ilgili olarak reklamla birlikte belli bir uyarının da yapılması gibi birtakım hususları sektörle çalışmaya başlayacağız.

VATAN

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri