Mandıra Filozofu Mustafa Ali, film oluyor

'Çocuklar Duymasın'ıa bodoslama dalarak kısa sürede fenomen haline Mandıra Filozofu Mustafa Ali'yi canlandıran Müfit Can Saçıntı aslına bu rolün yazıcısıymış! Mustafa Ali'nin filmi de yolda.

Eklenme: 02 Nisan 2011 16:44 / Güncelleme: 02 Nisan 2011 16:44 / 11,979 Okunma
Mandıra Filozofu Mustafa Ali, film oluyor Haberinin Videosu

Ali Murat Güven'in röportajı

ATV'nin popüler dizisi 'Çocuklar Duymasın'ın çekirdek kadrosuna bodoslama dalarak kısa sürede hatırı sayılır bir hayran kitlesi edinen sempatik aktör Müfit Can Saçıntı, milyonlarca kişinin 'çalışmanın gereksizliğine' ilişkin bilgece nutuklarını dinleyebilmek için ekran başına çakıldığı 'Mandıra Filozofu Mustafa Ali' karakterinin gerçekte tembelliği değil, 'akıllıca ve özsaygı içinde yaşamayı' öğütlediğini vurguluyor.

"Çocuklar Duymasın"da canlandırdığı "Mandıra Filozofu Mustafa Ali" karakteriyle şu sıralarda televizyon izleyicilerinin yeni idolüne dönüşmüş durumdaki bu sempatik herifin yüzüne baktıkça, beynim ve dudaklarım diziye ilişkin sorular türetip durdu; fakat aslında çok uzaklarda kalan gençlik yıllarımızın benzersiz masumiyetini hatırlayıp ürperdim o tadına doyulmaz üç saat boyunca...

- Muhterem insan Müfit Can Saçıntı, aziz kardeşim, yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra yeniden birlikteyiz... Hafif bir göbekten gayrı, pek bir değişme yok gibi zâtınızda... Öyle ki saç ve sakalda beyazlama emareleri bile göremiyorum. Bravo mu desem, maşaallah mı desem...
Muratçığım, dış görünüşe kanma, boyanın etkisi o... "Filozof" yaşça benden daha genç biri olmak zorunda; o yüzden saçları da sakalları da belli aralıklarla boyuyorum. Asıl genç kalan sensin; aynen üniversite yıllarındaki gibi zinde görünüyorsun. Benim sana "tüh tüh 41 kere maşallah" demem gerekiyor sanırım...

kullan- Sen, son 20 yıldır özellikle mizah programları için çok başarılı skeçler yazmış, halen de yazmakta olan bir senaristsin. 1990'ların ortalarında Kanal 6'da hazırlayıp sunduğun "Aranan Adam" adlı stand-up programını, bir de eski Kanaltürk'teki benzer tarzda bir başka gösterini saymazsak, pek de huyun değil(di) böyle kamera önünde uzun uzadıya boy göstermek... Fakat, şimdi ekrana bir çıktın, pîr çıktın. Nasıl oldu bu radikal dönüşüm? "Girdiğim inzivâ yeterlidir artık, halkımın bu bünyede gizlenmiş olan cevheri daha bir yakından tanımasını istiyorum" falan mı dedin kendi kendine?
O dediğini ben değil de "Çocuklar Duymasın"ın mimarı, gemimizin kaptanı sevgili Birol Güven söyledi. Birol Hoca, bundan bir kaç ay önce, şirketteki beyin fırtınası masasında, "Mandıra Filozofu" karakterinin ana hatlarını senaryo ekibini oluşturan bizlerle paylaşmaya başladığında, yeni karakterin nasıl biri olacağına dair örnekler verirken sık sık şöyle diyordu: "Aynen bizim Müfit gibi saçı başı birbirine karışmış olacak. Aynen bizim Müfit gibi paspal giyinecek, kallavî bir göbek salmış olacak. Konuşması da aynen bizim Müfit gibi peltek olacak."

Sonrasında, karakter yerli yerine oturmaya başladığında da bu kez "Bizim çok acilen Müfit'e tıpatıp benzeyen bir oyuncu bulmamız lâzım" demeye başladı Üstad. Bu toplantılardan birinde yine filozofumuz üzerine konuşup karaktere son rötuşlarını yaparken, bir anda bana döndü ve "Yahu Müfit" diye heyecanla seslendi, "Bu adamı niye sen canlandırmıyorsun ki? Arkadaşlar, baksanıza, aradığımız oyuncu zaten elimizin altında duruyor, biz de haftalardır oyuncu kim olacak diye debeleniyoruz!" Eh, biz de sonuçta emir kuluyuz burada, "Emriniz olur patron" dedik ve rolü oynamaya başladık.

- 20 küsur yıl boyunca, başta Levent Kırca'nın ekran klasiği "Olacak O Kadar" olmak üzere, mizah odaklı bir çok televizyon programı, dizi ve sinema filmine senaryolar yazdın. Gençliğinin en üretken yıllarında yalnızca sektörel sınırlar içinde tanınıp bilinen biriyken, iki ay içinde bütün Türkiye'nin tanıdığı medyatik bir simâya dönüşmek nasıl bir duygusal tepkimeye yol açıyor? Mutlu musun? Yoksa, koydu mu bu hızlı şöhret onca başarılı senaristlik yıllarından sonra? Malûm, benzeri bir süreci, sinema ve tiyatroya 50 yılını veren büyük bir usta, Tuncel Kurtiz de yaşıyor şu sıralarda... Sanat dünyasına verdiği onca emeğe rağmen, çoğu gencimizin "Ezel"e kadar böyle bir adamın varlığından bile haberi yoktu. Fakat, Ramiz Dayı rolünü üstlenince duvarlara posterleri asılır oldu, replikleri de dillerde...
Gerçekten de var böyle absürd bir durum televizyonculukta... Aynı şekilde, yeni jenerasyon "Aşk-ı Memnu" dizisini izledikten sonra kitapçıya girdiğinde raflarda Halit Ziya'nın klasik eserini görüp "Aaa, Kıvanç'la Beren'in aşklarının romanı çıkmış" diye çığlıklar atan liseli kızlarla da karşılaşıyorum. Fakat, ben kendimi hâlâ senarist olarak gördüğüm için çok rahatım. Yani, öyle ansızın havalanma durumu falan söz konusu değil... Üç yıldan bu yana, severek çalıştığım bir şirkette, işinin uzmanı adamlar ve kadınlarla, kalbimin ısındığı diziler için senaryolar yazıyorum. Senaristler pop yıldızı değildir. O yüzden, bizi bilmeleri gereken sektör profesyonellerinin dışında, geniş kitlelerin çok da yakından tanımasına gerek yoktur. Fakat, Birol Güven'in verdiği bu sürpriz görev sayesinde "şöhret âfeti"yle tanışarak, adına beyazcam denilen o meretin ne tehlikeli bir silah olduğunu bir kez daha görmüş oldum. Ben özel hayatımda öteden beri bir sükûnet adamıyım, gerçekten hiç alışık değilim böyle şeylere. Hanım peynir-ekmek istiyor, süper markete giriyorum, "Aaa, siz 'Mandıra Filozofu' olan o bey değil misiniz?" diyen ve fotoğraf çektirmek isteyen müşteriler... İşe gitmek için metrobüse biniyorum, karşımda oturan amcalarda teyzelerde ânında fısıldaşmalar...

Mustafa Ali'yle ilk tanışma:



Mustafa Ali Herşeye Karşı / VİDEO
(sayfa 2'de)

Dürüstçe söyleyeceğim kardeşim, çok korkuyorum ben bu durumdan... Şöhret gerçekten lanet olası bir şey. İnsanız çünkü, gün gelir bizi de zorlamaya başlayabilir. O yüzden, "Ben geçici görevdeyim, patron istedi de ondan oynuyorum" havalarında ilerlemekteyim şimdilik. Yoksa, kendini bütün bütün kaptırdığında çok riskli bir şey şöhret...

- Benim üniversiteden hatırladığım Müfit, vahşi kapitalist sistemin topluma dayattığı değerlerle, daha doğrusu değer diye yutturduğu yalancı kutsallar ve kurallarla arası pek de iyi olmayan bir adamdı. İsmet Özel'in "Bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza/Verem olmak üretimi düşürür ibaresini çizer" dizelerini hepimiz benzer nedenlerle seviyorduk o yıllarda... Fakat, okulu bitirip sinema-TV sektöründe 20 küsur yıl geçirmiş biri olarak, bu süre zarfında hayatını mandırada süt sağarak kazanmadığın da kesin... Evlenip barklanmışısın, seni iyi ve zor günlerde sırtlayan vefakâr bir hayat arkadaşın, çok cici bir kızın (yeğenimin adı "Duru" bu arada) olmuş. Buraya gelmeden önce Facebook sayfamda ilân ettiğim için bu röportajı yapacağımızdan haberdar olan pek çok okurum, sana iletmem için şu soruyu göndermiş: Müfit Can Saçıntı'nın kendi karakteri ve hayat tarzı, ekranda canlandırdığı bu karakterle ne kadar örtüşüyor?
Bir noktaya kadar aynı adamım Mustafa Ali'yle... Dediğin gibi, benim de bizlere "mutlu olmak için en ideal sistem" diye dayatılan bu acımasız düzenle ilk gençlik yıllarımdan bu yana hep bir çekişmem oldu. Sözgelimi, kravat takmayı hayatım boyunca hiç sevemedim. Bir defa evlenirken taktım, o da yine kravat değil papyondu. İkincisi ise yıllar önceki "1 Mayıs"lardan birinde toplu bir protesto yapmak üzere arkadaşlarla takım elbise giyip kravat takarak gelmiştik alana. Onun dışında, bugün bile gardrobumda hiç kravatım yoktur.

Yanısıra, benim de aynen "Mandıra Filozofu" gibi kendime göre işleyen bir biyolojik saatim var. Sistem neyi dayatırsa dayatsın, ben de o biyolojik saate göre yaşıyorum ve bunun dışına çıkamıyorum. Çıkmak da istemiyorum zaten... Deliler gibi, hırs yaparak çalışmaya değil, daha bir akıllıca ve öncelikle temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar çalışmaya inanıyorum. Kısacası, sevdim ben bu adamı; huylarımız benzeştiği için de rahatsızlık çekmeden oynuyorum. Fakat, şunu da itiraf etmeliyim ki sistem karşıtlığında o beni çok aşmış, resmen nirvanaya ulaşmış durumda...

- Böyle uç tavırlı sinema ve televizyon kahramanlarının gençler arasında kısa sürede "role-model"e dönüşmek gibi bir akıbeti de var. Şimdi sen de ben de saçı sakalı kadayıf olmuş adamlar olarak her ay ev kirası ödemenin, buzdolabını sürekli dolu tutmanın ne demek olduğunu iyi biliyoruz. Fakat bir de ekmeğini henüz eline almamış, hayatın öğrenme evresinde gençler var; bunlar büyük bölümü 25 yaş altı olan nüfusumuz içinde on milyonlarca kişilik dev bir kitleyi oluşturmakta... O çağlardaki arkadaşların Mustafa Ali gibi kahramanların söylemlerini ters tarafından yorumlayıp çok erken yaşta dağılabilecekleri yönünde bir eleştiriye katılır mısın?

MinT Yapım ekibi olarak, anlattığımız hikâyelerin ahlâkî hijyen boyutu ve bunların insanımıza doğru düzgün aktarılması noktasında çok hassasız... Üç yıldır Birol Güven'in yanında senarist olarak çalışıyorum. Çok net söyleyeyim; ben hayatımda, topluma bir ürün sunarken bu kadar titizlenen, etik değerlere bu denli saygılı, yanlış anlaşılmaktan böylesine endişe duyan bir başka televizyoncu daha görmedim. Bu söylediğim asla yağcılık değil, hakkı hak edene teslim etmeye yönelik somut bir saptamadır.

Bir kadın izleyicimiz aylar önce bize mesaj atarak şu şikâyette bulunmuştu: "Hazırladığınız dizide, adı Tuna olan bir erkek karakter var. Benim kızımın adı da Tuna ve kızım sizin yüzünüzden giderek adından utanmaya başladı, dizideki erkek adaşı ekrana her çıktığında çok üzülüyor, ağlıyor."

Bana kalsa, son derece gereksiz bir üzüntü bu; çünkü Türkiye'de Tuna adı hem kızlara, hem de erkeklere konulur. O, Balkanlar'da yitip giden topraklarımıza, tarihsel hatıralarımıza bir özlemin ifadesi... İşin aslı böyle olmasına rağmen, Birol Hoca bunu kendine fena hâlde dert etti ve biz o mesaj geldiğinden beri diğer kahramanlarımızın konuşmalarında Tuna'ya mümkün olduğunca Tuna dedirtmemeye başladık. Halûk onunla diyaloglarını "zero erkek" diye geçiştiriyor meselâ, Meltem de adıyla hitâb etmeyip direkt "Sen" kalıbıyla yuvarlıyor.

Dikkat et, bir tek izleyicinin şikayeti karşısında takındığımız tavırdır bu... Aynı şekilde, Hoca'nın toplumun önüne çıkartılacak olan her satırdaki tavrı da yine benzer yöndedir. Ekibimiz, hazırladığımız dizilerdeki kahramanların davranışlarına yön verirken sürekli olarak pedagoglardan, psikologlardan destek alıyor. Aklımıza soru çengeli asan her metni aramızda uzun uzun tartışıyoruz. Ancak, ekipte genel bir konsensus olursa bunlar görücüye çıkabiliyor. Yoksa, ticarî açıdan nice muhteşem espriyi hiç gözünün yaşına bakmadan çöpe atmışlığımız çoktur. Bu ekibin aklına, vicdanına, taşıdığı sorumluluk duygusuna dibine kadar güveniyorum ben...

O yüzden, "Mandıra Filozofu"yla ilgili olarak da gönlüm çok rahat... Bu slow-motion mizaçlı adam aslında çalışmayı kınamıyor; delicesine, kendini kaybedercesine yaşanan bir çalışma düzenini kınıyor. İnsanlara zaman zaman fren yapıp kendilerine dönmelerini, doğaya daha bir alıcı gözüyle bakmalarını öğütlüyor. En önemlisi de midelerin alabileceğinden daha fazlası için hırs yapmanın zararlarını hatırlatıyor. Bitkileri seven, hayvanları. seven, insanları seven, bu arada kendini de seven "normal" biri var karşımızda... Gerektiğinde o da köyünde çalışıyor, fakat darmadağın olmadan, kararınca çalışıyor. Şu üç günlük dünyada gereksiz yere hırs yapanları da anlayamıyor.

Mustafa Ali her şeye karşı:



Mustafa Ali'nin Zabıta Mesut'a işsiz kalırsınız uyarısı / VİDEO /(Sayfa 3'de)

Bence bu, bizi bir parça kafayı çalıştırarak, entelektüel efor sarfederek izleyenlere doğru biçimde ulaşacak olan gayet sağlıklı bir mesajdır. Gençlere, "Hayatlarınızı bozuk para gibi harcamayın, titreyin ve kendinize dönün, sevdiğiniz bir işte çalışarak mutlu bir hayat yaşamak için uğraşın" diyoruz.

'Mandıra Filozofu'nu sinemaya uyarlamayı düşünüyoruz'

- "Çocuklar Duymasın", neredeyse bir kuşağı büyütmüş ve artık kendi geleneğini oluşturmuş kült bir dizi... Aynı şekilde, son derece oturmuş bir karakterler vitrinine de sahip... Fakat, buna karşılık, "Mandıra Filozofu" da oyuna çok sonradan dahil olmasına rağmen, çekirdek ekipten ciddi ciddi rol çalmaya başladı. Senaryo ekibi olarak nasıl baş edeceksiniz bu zor durumla? Bir yan karakterin bu kadar tutması, dizinin bütünsel başarısı açısından hem iyi, hem de sakıncalı bir rekabet gibi gözüküyor.


Mustafa Ali, yapımcımız Birol Güven tarafından dizi içinde "doyumluk" değil, "tadımlık" bir karakter olarak tasarlanmıştı; ki benim de naçizâne kanaatime göre böyle olması çok daha doğru... Çünkü, sonuçta "Çocuklar Duymasın" yıllardır geniş bir kitlenin severek izlediği, orta sınıfa mensup bir çekirdek ailenin hikâyesi... Arada sırada bu ailenin hayatına ortamı şenlendirmek için bir takım yan karakterler girip çıkabiliyor, fakat hikâyenin odak noktasında Halûk, Meltem ve çocukları var.

Öte yandan, yakın zamanda sahneye çıkan adamımızın popülaritesi bizim başlangıç tahminlerimizi de aşacak şekilde genişleyince, Birol Hoca "Bu kendine özgü herifi neden sıkıştığı dar alandan çıkartıp, sinemada daha ferah feza serüvenlerin kahramanı yapmıyoruz" şeklinde bir fikir ortaya attı. Fakat, henüz çok taze fikir bu, onu özellikle belirteyim. Muhtemelen, medyada da ilk kez sana söylüyorum. Olur mu olmaz mı bilemem, ama bizim filozofu bir "sinema kahramanı"na dönüştürme fikrine çabucak ısındık hepimiz...

Tabiî, sinema filmi yapmak, finansıyla, kastingiyle, prodüksiyonuyla, bir televizyon dizisine göre çok daha irice bir projeye kalkışmak demek... Şartlar önümüzdeki günlerde ne gösterir, bunu tam bilemiyorum. Kaptanımız "Çözdüm bütün meseleleri, yürüyün, çekiyoruz filmi" dediği anda, bu defa sinema kamerası karşısında giyeceğim yün beremi ve meşin yeleğimi... İzleyicinin yoğun teveccühü ekip olarak hepimizi yüreklendiriyor; zaten cesaretimizi de bu teveccühten aldık. Sinema filmi projesi gerçeğe dönüşürse, ben de adamımı yine büyük bir keyifle, bu karaktere yepyeni nüanslar katarak oynarım.

- Böyle bir film yaparsınız, muhtemelen konseptiniz gereği fragmanlarında da kameranın önüne dikilip umursamaz bir sesle şöyle dersin sen: "Biz film yaptık, ister izleyiiiin, ister izlemeyiiin! Valla hiç umurumda değil!"
Hay yaşa! Ben de aşağı yukarı öyle şeyler hayâl ediyorum zaten... Filmin gösterim süreci de aynen adamın kendisi gibi yürümeli... Seyirciyi umursamayan baygın baygın fragmanlar, ülke çapında yalnızca 3-5 sinemada gösterime giren bir film... Öyle, parayı pulu hiç düşünmeden... Tabiî, biz burada bunları diyoruz da sinema bütçeleri söz konusu olunca gerçekler çok acı... Ancak şunu kesin olarak söyleyebilirim ki yeni bir "Recep İvedik" yapmak istemiyoruz. Bu filmi çekmeyi başarırsak, son derece protest bir iş olacak.

Mustafa Ali'nin Zabıta Mesut'a "işsiz kalırsınız" uyarısı:



Yeni Şafak

Röportajın tamamını özgün hali ile bu linki kullanarak okuyabilirsiniz

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri