İnci Baba, Filiz Akın´ı neden bıçakladı

Filiz Akın zor günler geçirdi. Film sektörü de çıkmaza girmişti. Porno furyası tüm hızıyla sürüyordu. Sonunda Yeşilçam’daki birçok arkadaşının yaptığını yaptı sahneye çıktı. Ve bir gün ağzından çıkan bir söz ...

Eklenme: 18 Nisan 2006 07:57 / Güncelleme: 18 Nisan 2006 07:57 / 89,276 Okunma / 5 Yorum

Aykut Işıklar´ın kuzular Vadisi adlı yazı dizisi Bugün gazetesinde sürüyor. Yazının bugünkü bölümünde, ünlü İnci Baba´nın, meşhur Filiz Akın´ı neden bıçakladığı konusuna da değinildi.


Dünyada erkek kalmasa...’ diye başlayan sözleri İnci Baba’nın kulağına gitmişti bile... Ve İzmir Fuarı’nda bir genç çıktı ortaya...


Filiz Akın´ın babası hakimdir. Ankara Koleji´ni bitirmiştir. Bir sinema yarışmasında birinci olduktan sonra beyazperdeye adım atmıştır. Ve hepsinden önemlisi Türk sinema tarihinin ilk sarı saçlı starıdır. Sahnelerde Emel Sayın, sinemada Filiz Akın sarı saçlarıyla zirveye çıkmıştır. Ne hikmetse Türk erkeği, sarışın kadınları star yapmazdı. Sarışınlar ya pavyon şarkıcısı olur ya filmlerde kötü kadın rolü oynardı. Akın ve Sayın´a kadar bu devam etti. Daha sonra Hale Soygazi de popüler olunca, bu komik ve yanlış mantık bitti. Şimdi tam tersi sarışın olmak avantaj kabul ediliyor.


Yıllarca en önce gelen film yapımcısı Türker İnanoğlu ile evli kalan, onlarca filmde başrol oynayan Filiz Akın, bir ara müthiş bunalıma girdi. ´Bu genç yaşta, bu alemde bir başıma ne yapacağım´ korkusunun yarattığı bir bunalımdı bu. O kadar film çevirmesine rağmen sadece bir dairesi vardı. Nişantaşı Topağacı´ndaki Sakarya apartmanındaki daire. Oğlu İlker´e babası her türlü yardımı yapıyordu ama...


PARÇALA BEHÇET ZAMANI


Türk sineması diye bir şey kalmamıştı. En kaliteli sinemalarda porno filmler gösteriliyordu. Ama nasıl porno film. Sinemanın kapısında normal bir film afişi asılıyordu. Film başladıktan diyelim 20 dakika sonra porno film beyazperdeye düşüyordu. Bu da genelde sabah 11.00 akşam da 21.00 suarede oluyordu. Çevrilen Türk filmlerinin hepsi iğrençten daha kötü idi. ´Parçala Behçet´ler zamanı. Akıl başında, yetenekli ve kültürlü erkek oyuncular bile aç kalmamak için mecburen bu filmlerde oynuyordu. Bazen oynadığı filmin ne olduğunu anlamadan. Filmini hiç izlemeyen pek çok oyuncu vardı. Mehmet Ali Erbil, Güner Ümit, Aydemir Akbaş, Erdinç Akbaş, rahmetli Mete İnseler gibi...


Böyle bir ortamda sinema yapamayacağını anlayan Filiz Akın mecburen arkadaşlarının yaptığını yaptı. Türk müziği dersleri almaya başladı. Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Belgin Doruk, Sevda Ferdağ, Nebahat Çehre, rahmetli Ayhan Işık, İzzet Günay, Murat Soydan, Göksel Arsoy´un yaptığı gibi...Şarkıcılık için hatasız beş şarkı öğrenmek yetiyordu. Nasıl olsa sesini değil, ismini satıyordu. Sahnede iki tur atması, iki çift laf etmesi yeterliydi.


SEVGİLİ YAKIŞTIRMALARI


Filiz Akın sahnelerde de sinema gibi başarılı oldu. Kibar konuşması, zarafeti ama samimi oluşu ile oradan oraya koşturmaya başladı. İzmir Fuarı´nın her zaman en çok istenilen şarkıcısı, haliyle meraklı erkeklerin de gözbebeğiydi. Özel yaşamına çok önem veren, belki de bu konuda en düzgün sanatçı olmasına rağmen hakkında dedikodular çıkıyordu. Paparazziler o zaman da vardı. Günün birinde adı Ankaralı ünlü kabadayısı İnci baba ile anıldı. İkisi için sevgili yakıştırmaları yapıldı, ´İnci baba Filiz Akın´a fena âşık´ dendi. Akın bu dedikoduları ciddiye bile almadı. Ama eşine dostuna düşüncelerini söyledi. Kulaktan kulağa yayılan dedikodulara göre ´Dünyada erkek kalmasa yine de İnci Baba´ya bakmam´ demişti. Tabii bu sözler İnci Baba´nın da kulağına gitti. Bir hafta sonra da Filiz Akın, İzmir Fuarı´nda bir genç tarafından bıçaklandı. Genç, ´kendi adıma yaptım´ dese de gazeteler ´İnci Baba bıçaklattı´ diye yazdı. O konu öylece kapandı.


Nereden nereye. Akın, daha sonra İstanbul sosyetesinden bir Musevi işadamıyla evlenip Paris´e yerleşti. Orada lokanta işletti. İddiaya göre de şimdiki eşi ile orada tanıştı. Ankara´nın en güçlü ve ünlü ihale mafyasının lideri olarak tanınan İnci Nabi yani İnci Baba tarafından bıçaklatılan Filiz Akın, MİT Müsteşarı´nın eşi oldu. Nikah tanığı Cumhurbaşkanı ve Başbakan oldu. Daha sonra Paris sefiremiz oldu. Fransa Büyükelçisi eşi ile birlikte Türkiye´yi en üst düzeyde temsil etti.


Filiz Akın´ın yaşadıkları, popüler sanat dünyası ile mafyanın akla gelen ilk kesişmesidir. Ama benzeri çok azdır. Filiz Akın gibi mafya kurşun yiyenlere uzun zaman rastlanmadı. Ta ki iki üç yıl öncesine dek. Ne olursa olsun sanatçılar sevilipsayı lırdı. Bıçaklanan ilk Filiz Akın oldu. Üç yıl önce Asena, İsmail Türüt ve Arto kurşunlanınca işin suyu çıktı. Bunlar isim yapmak isteyen gençler tarafından atılan kurşunlardı. Mafya hesaplaşması değildi. Mafya genelde güzel ve ünlü kadınlara iyi davranmıştır. Büyük ama gizli aşklar yaşanmıştır. Gerçek mafya liderlerinin aşkları ise gazetelere hiç geçmemiştir. Zaten onların mafya lideri olduğunu bilen az kişi olmuştur. Onları biz hep çok değerli iş adamı sandık. Ama bu kadar kısa zamanda nasıl da böyle zengin oldu diye düşünmedik, ailesine bakmadık, okuduğu okulları sormadık. 20 yıl önce küçücük dükkanında esnaşık yaparken, şimdi otelleri, TIR´ları, uçakları olan işadamı nasıl oldu bir türlü öğrenemedik.


APARTMANLAR KİMİN OLDU?


Madem ki bu konuya çok meraklısınız. Araştırmacı gazeteci olmak istiyorsunuz. O halde size işte bir ipucu... Binlerce İstanbullu Rum, bir gece içinde Yunanistan´a göç etmek zorunda kaldı. Onların bıraktığı evler, iş hanları, Bankalar Caddesi´ndeki o tarihi binalar, Karaköy´deki binalar, Taksim ve Tarlabaşı´ndaki yüz yıllık apartmanlar kimin oldu? Peki nasıl oldu, kaçan Rumlar hangi avukatlara vekaletname verdi? Verdi mi acaba?


Öldükten sonra vekaletname veren İstanbullu Rum var mı? Taksim´deki sıra sıra apartmanlar dededen kalamaz. Çünkü bu sahiplerin babası bile köylerde çobanlık yapıyordu. Hadi Antalya, Kemer sahilleri Turgut Özal zamanında 20 yıllık faizsiz krediler ile yapıldı. Ama İstanbul başka yollarla ele geçirildi. Resmen mafya sayesinde, gerçek mafya sayesinde. İşte bu beyler, zengin olunca ilk iş olarak ünlü assolistlerle birlikte oldular. Büyük aşklar yaşadılar.


Hepsi evli barklı kişiler. Şimdi yazmaya kalksak mahkemelerde hesap vermek zorunda kalırız.


Ah günün birinde her şeyi bilen Gönül Yazar kitap yazsa. Ona ne ´yalan yazdın´ diyebilirler ne de posta koyarlar. Gönül Yazarlar, Hürriyet gazetesinin sahibinden istenmese bile çocuk yapacak kadar yürekli bir kadın. The Marmara Oteli´ni dağıttığını da Metin Has Has ile Osman Hattat gördü. Onlar olmasaydı belki de bir viski şişesi Erol Simavi´nin kafasına inecekti.


BMW’Yİ İADE EDERKEN AĞLIYORDU


Hülya Avşar ´Taçsız Kraliçe´ olarak şöhret oldu. Hatta kırk yıllık Türkan Şoray kadar. Herkes ondan söz ediyor, gazetelerin birinci sayfasında devamlı yer alıyordu. Evli olup tacı başından alındığı için halk ona acıyordu. Tacı´nın başından alındığı ertesi günü Selim Soydan, Tanju Gürsu, Kadri Yurdatap, Memduh Ün ve Apdurrahman Keskiner ile film anlaşması da imzalamıştı... Fakat kimse önüne ne doğru dürüst senaryo koyuyordu, ne de para. Oysa Suadiye´ deki evin kirasını zor veriyordu. Yine en faydalı kişi Salih Güney çıktı. Almanya´da inşaat işçiliği yaparak para kazanan Niyazi Daymaz yapımcı diye karşısına oturttu. Adam hem avans verdi, hem de Mercedes´ in anahtarını.


EHLİYETİ YOKTU AMA...


Demek Hülya Avşar o zaman da her önüne konulan kağıda imza atıyormuş, hem de Mercedes otomobili çok seviyormuş. Ehliyeti yoktu ama Mercedes´ ten inmiyordu. Belki bugünlerin hayalini kuruyordu. Bir gün gelecek, benim de Mercedes´ im olacak, çok zengin bir kadın olarak istediğimi alacağım´ gibilerinden hayaller... Yanına kim sokulsa ya reklam için ya da faydalanmak. Ama o kadar akıllı ki, daha saniyesinde niyetleri okuyor, kapının önüne koyuyordu.


Sadece birinde büyük hata yaptı. Siyah BMW otomobil hediye eden iş adamına inandı. ´Al sana hediye otomobil denince havalara uçtu. ´Bu otomobili nasıl aldın? diye soranlara da ´Babam bir işadamı ile film şirketi kurdu. Yakında filme başlıyorum. Sadece kendi firmamız adına film çevireceğim. Diğer anlaşmaların hepsini iptal ettiriyorum´ dedi.


HERKES ANLADI


İşadamını açıklamadı. Yine de herkes hemen anladı. İşadamı aynı zamanda büyük bir gazetenin de sahibi idi. Bu haber Hafta Sonu Gazetesinde ´Kısa-kısa´ da yayınlandı. ´Hülya Avşar´ ın babası film şirketi kurdu. Artık kendi şirketine film yapacak´ şeklindeki küçücük haber ortalığı karıştırdı. Hemen adamlarını arayıp ´Çabuk şu BMV yi getirsin. Bir daha da karşıma çıkmasın. Böyle boş boğaz kadınlarla işim yok benim´ diye bağırdı. Mustafa adındaki genel müdür Hülya Avşar´ı arayıp BMW nin anahtarını alırken ne hissetti bilemeyeceğim. BMW ile gelen Hülya Avşar taksi ile evine döndü.


Öyle tahmin ediyorum, insanları o günlerde çok iyi tanıdı. Şayet bugün kimseye güvenmiyorsa, yaşamla, kendini çok kültürlü sanan veya akıllı sananlarla dalga geçiyorsa bunların çok önemli rolü var. Bu noktaya kolay gelmedi. Adı geçen işadamı mafya değil, mafya üstüdür. Mafya´ nın çok yakınında durur ama önünde çeket ilikleten bir kişidir.


MÜYAP BAŞKANI YAŞAR KEKEVA’YI KİM ÖLDÜRTTÜ?


Sonunda beklenen oldu, Yaşar Kekeva Büyükçekmece’de ensesinden vuruldu


Müzik dünyasının mafya ile kontağı korsan kaset ile başladı. Yaklaşık 30 yıl önce birkaç korsan atölye bu işi çok kârlı bulup işi sevdi, büyüttü. Unkapanı Plakçılar Çarşısı’nın çevresi adına ayakçı denilen gençler tarafından sarılınca MÜYAP ´ın kurulmasına karar verildi. Kasetleri üç büyük fabrika basıyordu. Günde ortalama 100 bin kapasiteli Raks Fabrikası bunların en büyüğü idi. İşin sanayi kısmınla uğraşıyordu. MÜYAP Kurucu başkanı Yaşar Kekeva ise Kayahan ve Nilüfer´in patronu idi. Daha önce ise Orhan Gencebay ile ortaklık yapmıştı. Fabrika kurup, kaset doldurma işine de girmeye kalkınca...Raks dedi ki ´Gel sen kendi işini yap, biz de kendi işimizi. Şayet fabrika kurarsan, biz de Raks Müzik Üretim şirketi kurarız. Sanatçılarınızı transfer ederiz. Kendi kasetlerimiz doldururuz´ İşte bundan sonra ortalık karıştı.


Yaşar Kekeva Artvin Arhavi´li idi. Yani tam gaz. Bir yandan Turgut Özal´ın oğlu gibi sevdiği kişi, diğer yandan da Dündar Kılıç´ın ortağı olmuştu. Biraz da Kılıç´a güvenerek, işi iyice kızıştırdı. Haliyle İzmirli Raks´çılar Urfalı Kürtlerden yardım istedi. Zaten bazı güney doğulu firmalar uzun zamandır yanlarında idi. Urfa´ dan özel adamlar getirtildi. Raks, Coşkun Sabah, Metin Şentürk gibi o günlerin en çok satan sanatçılarını transfer edince rahmetli Yaşar kekeva adeta çıldırıyordu. Hatta bir ara Fransız Hastanesinde tedavi bile gördü. Sert görüşmeler, tartışmalar uzadıkça uzadı hep bir kıvılcım beklenildi.


Sonunda da beklenen oldu. Yaşar Kekeva Büyükçekmece´ de ensesinden vurularak öldürüldü. Katiller yakalanıp müebbet yedi. Raks Müzik Üretim şirketi, yüz popüler sanatçıya paralar saçarak büyüdü, büyüdü. Ve sonunda masrafların altından kalkamayarak battı. Halen Manisa´da devam ediyor. Ama kimseye albüm yapmıyor. Zaten bütün hisselerini Üniversal satın aldı. O günlerdeki yapımcıları kendi şirketlerinde devam ediyorlar. Yaşar Kekeva´ nın oğlu Mustafa Kekeva da Yaşar Plak ismini yaşatıyor. Halasının oğlu Mehmet Söğütoğlu ise Tarkan´ı keşfeden kişidir. Borç harç içinde yaptığı albüm Tarkan´ı dünya starı yaptı. Yaşar Kekeva´nın öldürülmesi müzik dünyasında aylarca konuşuldu Hâlâ da bir sır olarak akıllarda durur. Yaşar Kekeva´ yı kim öldürttü? Veya azmettirenler kimler?

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri