Bingöl´e nasıl gittiğimin hikayesidir

Cuma sabahı erkenden uyanıp yola revam oldum. Bindiğim taksinin şoförü, ´uçuş nereye ağabey?´ diye sorunca gerine gerine ´Bingöl´e´ dedim. Taksicinin yüz hatları değişti....

Eklenme: 01 Ağustos 2007 17:38 / Güncelleme: 01 Ağustos 2007 17:38 / 5,232 Okunma / 32 Yorum

Yaşar İliksiz´in Bingöl macerası -BÖLÜM 1-

DAVET...


Yaşam için Sivil Toplum Derneği adına Bingöl´e davet ediliş tarihi sıkıntılı bir döneme rastlamıştı. Aslında gizemlere meraklı biri olarak uzun zamandır şu meşhur yüzen adaları görmek için fırsat kolluyordum. Fırsat bu fırsattı ama Türkiye´nin harıl harıl seçime hazırlandığı bir dönemdi ve sandığın ne doğuracağını tam olarak kimse kestiremiyordu. İşin kötüsü biz de haber7.com olarak bu sürecin en yoğun takip edildiği yayın organıydık. Gerçi gezi tarihi seçimin bir hafta sonrasına denk geliyordu ama ne olur ne olmazdı! Kesin bir cevap veremedim.

Allahtan seçim sonuçları hemen o gece erkenden netleşti ve ertesi gün Türkiye´de hayat normale dönme sinyalleri verdi. Bu sayede geç de olsa ısrarla davetini sürdüren Yaşam İçin Sivil Toplum Derneği Başkanı İbrahim Buyankara´ya ´geliyorum´ diyebildim.

Tabi üç güncük de olsa siteden ayrı kalmam için gerekli izni kopartana kadar akla karayı seçtim. (Yıllık izne çıkmam için şimdiden iyi bir savunma oluşturmak şart! Gezinin böyle de bir yan yararı oldu)


YOLCULUK BAŞLIYOR

Cuma sabahı erkenden uyanıp yola revam oldum. Bindiğim taksinin şoförü, ´uçuş nereye ağabey?´ diye sorunca gerine gerine ´Bingöl´e´ dedim. Taksicinin yüz hatları değişti. ´Vah vah, daha genç sayılırsın?´ der gibilerinden gözlerini kısarak dikkatlice baktı ve sonra cılız bir ses tonu ile ´Eh hayırlısı olsun, ne diyek´ dedi. ´Dedin diyeceğini daha ne diyeceksin?´ dedim. ´Ha!´ dedi. ´Yok bi şey´ diyerek güldüm, o da güldü ve muhabbet tatlıya bağlandı...

İstanbul Atatürk Havalimanı´na ´inşallah greve yakalanmayız´ duasıyla girdim. Görünen o ki korkulan durum söz konusu değildi. Ama hava limanı görevlilerinin suratı çoktan greve başladı bile. ´Affedersiniz. rezerve edilmiş biletimi nereden alabilirim?´ diye soruyorum ilk önüne gelen görevliye. ´Git başımdan´ der havasıyla bir yön gösteriyor. Dördüncü görevliye sorduktan sonra nihayet yeri öğrenebiliyorum. Çünkü o arada durumuma acıyan tecrübeli bir yolcu yardımıma koştu ve gitmem gereken yeri gösterdi.

Biletimi alıp saatime bakıyorum sadece 25 dakika var. Erkenden bineyim uçağıma düşüncesiyle belirtilen kapıya ilerliyorum. Görevli memur yerinde ama ´10 dakika sonra açılacak kapı´ diyor. ´Bu arada yapacak başka bir işiniz mi var?´ diye soracakken dilime hakim oluyorum. Görevli banko başında ben bankonun dibinde bekliyoruz. Bir ara sıkılıp hiç değilse koridorda şöyle bir yürüyeyim dedim. Geri döndüğümde kuyrukta 15. sırada kaldım. Görevli hala ısrarla biletleri keseceği saniyenin gelmesini bekliyordu... 


Kapıdan geçtikten sonra ortam değişiyor. Hostesler ve kargo görevlileri güleryüzlü ve sevecen. İnsanın içi açılıyor. Demek ki sorun binanın içindeymiş diye düşünüyorum. Bina dışındaki görevlilerin suratında resmiyet yok. Sevecenlik var. 

UÇAKTA...


THY´nin havalanı hizmet görevlileri ne kadar demirperde ülkesi memurları gibi asık suratlıysa (Acaba grev psikolojisi mi?) uçak mürettebatı tam aksine o kadar candan, sevecen, yardımsever ve güleryüzlü... ´Çağdaş Türkiyeme yakışan insancıl personel bu işte´ diye gururla oturuyorum yerime. Yanımda genç ve karizmatik bir arkadaş, selamlaşıyoruz. Türkiye Turizm adına Aslan Burak Metin. Bu tür yolculuklar malum askerlik ve yatılı okul gibidir. Yanınıza ilk oturan tezkere ya da dipolama alana kadar en yakın arkadaşınızdır... Öyle de oluyor gerçekten. Üçüncü koltuk komşumuz da çok geçmeden geliyor. Elyson derginden Ayşe Özlem Bulgu... Sempatik bir hanım. Üçlü olarak kan uyuşmazlığı çekmedik.  Malum havadan sudan sorularla başlar ilk tanışan insanların muhabbeteleri. Bizim ki de öyle oluyor.


Yan koltukta gürültücü üç tip var. Kakara kikiri gülüyorlar, bir muhabbet bir muhabbet... Bütün uçak onlara bakıyor ama o kadar koyu bir muhabbet içindeler ki farkında bile değiller. ´Bunlar bizim ekiptense yandık, üç gün kafamız davul olacak´ diye korkuyorum açıkçası. Korktuğum başıma geliyor... (Şimdilik isimlerini açıklamam ısrar etmeyin..)


Daha sonra uçağa çoluk çocuk karışık bir aile biniyor. Çocuklar biraz şımarık her hallerinden belli. ´Cam kenarına oturacağız´ diye feryada başlıyorlar. İşin kötüsü çocuk üç tane, cam iki tane... Boşta kalan basıyor feryadı. Uçak ahalisinin gözü ´ne zaman susacaklar´ merakıyla çocuklarda. Çocuklarda ise maşallah ağlama performansı süper... Yandaki grup onların gürültüsü karşısında susup, öfkeli öfkeli bakıyor gelen aileye... Ben durumdan için için keyif aldığım için pek etkilenmiyorum yeni gürültüden..   


Efendim, izzet ü ikram, güzel sohbet derken, sayılı dakikalar çabuk geçiyor ve alana iniyoruz. Hemen inmek için ayağa kalkıyoruz. Herkes aynı anda kalktığı için dakikalarca ayakta bekliyoruz. Tecrübeli uçak yolcuları işi biliyor ve kalkmıyor tabi. Koltuklarından bakıp kıs kıs gülüyorlar...


DİYARBAKIR´DA...


Neyse uçağın yaptığı yarım saatlik rötarı saymazsak hoş bir yolculuk sonrası Diyarbakır´a indik. Uçaktan çıkıyoruz. Uçaktan mı çıkıyoruz yoksa tünelden geçip doğrudan fırına mı giriyoruz orası tartışılır.. Aman yarabbi o ne sıcak! ´Yanlışlıkla çöle mi indik´ diye sormadan edemiyorum. Bora tecrübeli. ´Daha sabah ağabey. Sen öğleden sonra gör sıcağı´ diyor. Hemen orada ayaküstü, ´İstanbul´a dönünce sıcaktan şikayet eden valide ve hanımı Diyarbakır´a getirme kararı´ alıyorum...


Yaşam İçin Sivil Toplum Derneği Başkanı İbrahim Buyankara ile tanışıyoruz. ´Ben en çok sizin gelmeyeceğinizden korkuyordum´ diyor. Kendimi önemli bir adam gibi hissediyorum bir an. Fakat cümlenin arkası geliyor ve mosmor kalıyorum: ´Listede gelmesi en şüpheli isim sizdiniz! Hiç güven vermiyordunuz?´... (Dönüşte bir imaj danışmanı tutmazsam ne olayım)...


BİNGÖL YOLUNDA..


Bingöl´de hava sıcaklığının 7-8 derece daha düşük olduğu müjdesini alınca hemen yola çıkmayı teklif ediyoruz. Diyarbakır´dan yola revan oluyoruz. Lice´de mola veriyoruz. Çaylar içiliyor... Çay içtiğimiz yer sözüm ona turistik tesis.  Ama ortada turist murist olmadığı için tesis çalışanları emiceoğulları çay içmeye gelmiş kadar rahat... Güler yüzlü insanlar. Şaka kaldırıyorlar. Kusur işlemişlerse de hemen özür diliyorlar...  


Sonra dağlara tırmanış başlıyor. Kel tepeler geçiyoruz. Derken yavaş yavaş yeşillik artmaya başlıyor... 


İbrahim Bey, ´Yeşil bitki örtüsünün artışından da anlayacağınız gibi Bingöl sınırlarına girdik. Yolculuğumuz hayırlı olsun. Çağrımıza kulak verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyorum. Umarım bu gezi sonucunda bizleri daha iyi anlayacak ve daha yakından tanıyacaksınız´ diyor.


Aslında bu dağların bir zamanlar daha yeşil olduğunu fakat terör illetinden kurtulmak için ormanların bilinçli olarak yakıldığı rivayet olunuyor. Yeni yeni filizlenen ağaç fidanlarının çokluğu da bu rivayeti doğruluyor. Bir cenneti cehenneme çevirmek tam anlamıyla bu olsa gerek..


Aslında Bingöl´de abartıldığı kadar terör yaşamadığını ama haksız bir ithamla mağdur edildiğini söyleyerek bizlere her hangi bir tehlikeli durum yaşamayacağımız konusunda güvence veriyor.


Bingöl´ü görüp gezmiş biri olarak şunu peşinen belirteyim ki İstanbul´da şu an; o an içinde bulunduğumuz ortamdan daha güvenceli bir halimiz yok. Her an bir alışveriş merkezinde patlayacak bombaya kurban gitme ya da havaya sıkılan bir merminin altında ölme ihtimalimiz oradakinden daha fazla. Hatta orası daha emniyetli... Neden bu kanaatte olduğumu gezinin ilerleyen bölümlerinde çok net anlayacak ve bana hak vereceksiniz...  


Yol boyunca bir iki nokta haricinde güvenlik güçleri görmedik. Ya iyi kamufule olmuşlardı ya da gerçekten bölgede endişe edilecek hal yoktu. Bu durum özellikle yurt dışından gelmesi muhtemel (inşallah o günleri de görürüz ve yazmak nasip olur) turistler için muazzam bir gelişme...


Dağların arasından kıvrıla kıvrıla ilerleyen bir yolda, muhteşem vadileri seyrederek Bingöl´ün merkezine doğru ilerlerken kendisi de Bingöllü olan Zümrüt Tur menajeri Baykal    Zorlu bize ili hakkında bilgi veriyor. (İlerleyen bölümlerde anlatacağım için detaylara hiç girmeyeyim)


Baykal Zorlu hoş sohbet bir insan. Bir Bingöllünün ne kadar sıcak, ne kadar nüktedan ve ne kadar candan bir insan olduğunu Bingöl´e gitmeden görmek isterseniz, İstanbul´da onun bir çayını içmenizde yarar var...


VE BİNGÖL´DEYİZ...


Ve Bingöl´e varıyoruz. Eşyalarımızı otele yerleştirdikten sonra, kısa bir mola veriyoruz.


Gazeteci merakıyla hemen şehir merkezine şöyle bir göz gezdiriyoruz. Çok görkemli iş merkezleri yok. Bir kaç pasaj ve Galeria yavrusu dev bir iş merkezi haricinde küçük esnafların hüküm sürdüğü bir şehir. 


Bir iki alışveriş merkezine giriyorum. Özellikle mağazaların bir tanesi çok ilginçti. Üç genç kız vardı. Üçü de başörtülüydü. Fakat biri düşük bel pantolon giyiyordu. Şaşırdım tabi. Mağazada yabancı müzik dinliyorlardı. Bir büyükşehir mağazasında çalışan elemanlar kadar rahat, kendilerinden emin ve iddalı pazarlama taktikleri kullanıyorlardı. İhtiyacım olan eşyaları aldım Diğer bir iki mağazada nispeten yaşlı ve erkek tezgahtarlar vardı ama onlar kızlar kadar rahat ve aktif pazarlamacı değillerdi. Üstelik erkekler neden geldiğimi ve kim olduğumu sorma ihtiyacı hissetleri halde kızlar açısından gelenin kim olduğu ve niçin geldiği hiç önemli değildi. Onları gelene ne satacakları daha fazla ilgilenndiriyor gibiydi.


İlerleyen günlerde özellikle gözlemledim ki bu şehrin çalışan kadınları, erkeklerinden daha fazla sosyal iletişim kurabilme  rahatlığına ve ticari düşünebilme kapasitesine sahip. Çalışmayan genç kızlara göre çalışanların kendine güveni de doğal olarak çok daha fazla.  


BU ARADA SÖZE MOLA VEREREK BİNGÖL İL MERKEZİNDE NELER GÖRDÜĞÜMÜZE KISA BİR FOTOGALERİ İLE GÖZ ATALIM...


Hemen sırası gelmişken ekibimizde kimlerin olduğunu tek tek sayayım. Yaşam İçin Sivil Toplum Derneği yetkililerinin, Bingöl Tanıtım Projesi kapsamında davet ettiği gazeteci ve turizmcilerin isim listesi şöyleydi: ´Sevinç Özarslan ve Mehmet Yaşar Dorukan (Zaman), Ayşe Olgun (Yeni Şafak) Baykal Zorlu (Zümrüt Tur) Dilek Safer (Ekin Yayıncılık) Özkan Altıntaş (Turizm.Com) Bülent Sarı (Tatilbox Acente) Aynur Gürsoy (Şehri İstanbul Dergisi), Neslihan Kayserilioğlu (Forum Diplomatik) Ersin Kalkan ve Nergis Kalkan (Hürriyet) Levent Özer ve Dilek Acar Özer (Generation Of Advanture) Aslan Burak Metin (Fest Tur) Ayşe Özlem Bulgu (Elysion Dergisi) Işıl Bayraktar ve Osman Gezici (İz T.V) Erdal Sürmeli (Eurobir Turizm Araştırma) Bilsen Gürer (Işıl Turizm) Mürvet Yaşar (Basın Danışmanı) Ender Yeşildağ (Belgesel çekim ekibi) Bora Özgen (Türkiye Turizm) Halil Tuncer (The Anatolian) Arzu Dayan ve Şuşan Özoğlu (Athena Tour) Ali Varelci, Ahmet Aydın, Fikret Murat Tural (TURSAB Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı) ve tabi ki bendeniz Yaşar İliksiz Haber7com...


Turizm adına şehirde ilk durağımız Solhan ilçesindeki doğa mucizesi yüzen adalardı, dönüşte gazeteci ve turizmci kafilesi olarak cümbür cemaat bir köye akın ettik. Bu izlenimlerimiz de yazımızın ikinci bölümünü oluştursun.


Ama merak edenler için hemen yan tarafa bu ilginç geziden de hoş bir enstantane yansıtayım...


(Devam edecek...)

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri