Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Eklenme: 30 Temmuz 2010 13:37
Güncelleme: 30 Temmuz 2010 13:37 / 4,867 Okunma / 2 Yorum
Arif Akpınar

Ömür, insanın elinden uçup varlığın renkleri gözde silikleşince anlıyoruz hayatın değerini. Güneşin değerini üzerine bulut çökünce, bembeyaz karların değerini güneş yakınca anlıyoruz.

Ve sağlığımız elimizden kayıp gidince, şükrünü eda edemediğimiz sağlığımızın ardından, buruk bir edayla;
‘’Vücudum kayıyor gibi
uzağa, sonsuza
ve eriyor gibi ayaklarım.’’ (1)

diyerek sızlanıp duruyoruz.

Ama her ne kadar sızlanıp dursak da yine dünyadan ve dünyalıklardan vazgeçemiyoruz bir türlü. Hastalıklarımız her ne kadar kışı hatırlatsa da bize, bir türlü bahar olma umudumuzdan vazgeçmiyoruz. İçimizde hep kıpırdayan bir güvercin besliyoruz hayata dair. Tomurcuklarımızı hep açıp duruyoruz dünyanın çehresine doğru. Hep dünyanın sahte umutlarına doğru gülümsemeye çalışıyoruz.

Oysa o bizi ebedi olarak üzerinde misafir etmek istemiyor. Yeni misafirleri kabul etmek için, içten içe bizim gitmemizi istemesine rağmen biz misafirliğimizi bir türlü anlamak istemiyoruz. Dünya yeni misafirlerine kucak açıp bize sırt çevirdiği, yüz vermediği halde, hastalıklar içinde inlettiği halde, bunu anlamamakta direniyoruz. Hastalıklarımızla dünyanın üzerimizde bıraktığı tozlardan arınıp baki meyveleri olan bir aleme göz kırpmak gerekirken, hâla yeni çiçeklere durma hayalleri kuruyoruz dünyaya dair. Oysa sevdalarında bile bir hastalık sancısı, acısı vardır dünyanın. Sevdaları bile illete benzetilmiştir.

Ah o illet ki yok henüz ilacı
Ah o illet ki saçlarından uzun
Ah o illet ki hasretinden acı. (2)

Dünyalık sevdalar gibi böyle, dünyanın sevdası da acı verir insana. İnsanın içinde hep bu sevdaların yok olma endişesi vardır. Hep bu sevdaların ayrılıklarıyla acı çeker. Bir illet bir hastalıktır sanki bu sevda. Oysa hastalıklarımız ebedi Sevgili’nin güzelliklerini görüp tanımamıza bir vesile olabilir. Ve hastalıklarımız sayesinde biz, ayrılığı olmayan ve ayrılığıyla acılar yaşayamayacağımız bir kutlu sevdaya kavuşabiliriz.

Bu kutlu sevdaya kavuşan bir insan hastalığı sevgilinin bir çağrısı alarak kabul eder. Hastalığı, O’na kavuşmanın bir girizgâhı olarak görür. Çünkü:

‘’Habip âşığı cevretmese habip olmaz.’’ (3)

Yani; ‘’Sevgili aşığına gönül yangınlıkları yaşatarak eziyet etmese sevgili olmaz.’’

Hastalıklar sayesinde böyle bir duyuşu ve ufku yakalayan insan, Fuzuli misâli hastalıkların içinde bir lezzet bulabilir. Hastalığı sevgilinin bir çağrısı kabul ettiği için ondan kurtulma çabasına dahi girmez. Yani, kendi hastalığı için Sevgili’ye duada dahi bulunmaz. Çünkü, artık onun hastalığının dermanı Sevgili’nin yanındadır. Kendisini O’nun manevi iklimine bırakır. ‘’Lütfun da hoş , kahrın da hoş’’ (4) yaklaşımı içine girer. Hele hele hastalıklarından şikayet etmeyi, asla ve kata düşünmez.

Verdik dil ü can ile rıza hükm-i kazaya,
Gam çekmeziz uğrasak eğer derd-i belaya (5)

Yani, ‘’Biz Alah’ın takdirine can-ı gönülden razı olduk bundan dolayı O’ndan gelen dert ve belalardan şikayet edip kederlenmeyiz.’’

Ama yine de:

‘Halk içinde bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi’’ (6)

1:Coşkun Ertepınar

2: Cenap Şahabettin

3: Necati

4: Niyazi Mısri

5: Bâki

6: Kanuni Sultan Süleyman (Muhibi)

Arif AKPINAR / Haber 7
arifhanakpinar@hotmail.com

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri