Arap baharı nereye?

  • GİRİŞ22.05.2012 09:15
  • GÜNCELLEME22.05.2012 09:15

Ortadoğu insanı her akşam darmadağın kaygılarla yatıyor, her sabah derin sancılarla kalkıyorsa, bunun suçlusu biziz. Ne NATO, ne BM, ne IMF ne de başka birileri.

Bütün suçları İsrailde, Siyonizmde, ABD’de, Batıda, doğuda aramaya çalışmak ya kör bir cehaletin veya pişkinlik derecesindeki ataletin faturasıdır.Herkes kendi görevini yapıyor. Ya biz?

Libya da aşiret taassubu,  pastadan pay kapma kaygısıyla insanların bir birine düşmeleri/düşürülmeleri bütün libyayı saran bir yangın değildir. Ama, islami anlayışı aramızda hakem kılmaz isek bu yangın tüm Libyayı kuşatan bir tehdit olabilir. Bu ülke de Fransız, İngiliz ve batılı ajanların halkı bir birine düşürmek için boş durmadığını, habire fitne kazanını kaynatacaklarını bilmemek/anlamamak ve ona göre gerekli  tedbirleri almamak, Müslümanları uyarmamak bizim hatamız.

Mısır arap ülkeleri arasında bir terazinin imamesi gibidir. Tüm arap ülkelerinin duruşunu bozmak, şakülünden oynatmak için 19. Asrın başlarında Osmanlıyı yıkarak parça parça eden dış güçler orada da boş durmuyorlar.90-100 yıldır o bölgelerde ürettikleri ajan ve provakatörleri  vasıtasıyla Müslümanların özlediği yönetime kavuşmaması için ellerinden gelen her zorluğu eskiden olduğu gibi şimdi de yapıyorlar ve yapacaklar.

 Müslümanlar her yerde uyanık, canlı, diri, iri ve ayakta uyanık olmak zorundalar. Hiç bir ideoloji kendi kalesini kolayca terk etmez ve etmeyecektir. Hiçbir özgürlük te bedelsiz olmaz.

Irak Hz. Alinin, Hz. Hüseyinin kanının akıtıldığı, adeta tarihi kanlı ve lanetli hatıralarla tescilli topraklar. Burada da Müslümanlar ırk, mezhep ve bölgecilik taassubiyetiyle hareket ettikleri sürece geçmişte olduğu gibi bu gün de bir birlerini kırmaya devam edeceğe benziyorlar. Bu da orayı işgal eden dış ve şer güçlerin tam istedikleri ve arzu ettikleri bir durum.

Suriyeye gelince o da vurulmuş yaralı bir ceylan gibi ümmetin gözleri önünde sürekli kan kaybediyor. Burada da mezhep taassubunun çıkmaz sokaklarında israile karşı direniş cephesi oluşturma rengine büründürülen Fars imparatorluğu veya Şii bloku oluşturma gayretleri, hala eski kör, sağır ve topal alışkanlıkları öne çıkarıyor.

Bahreyn ve Suudi-Amerikanın birleşmesi ecele yürüyen bir korkunun karşısında üretilen suni bir direniş cephesinin daha savaş başlamadan önce ki bir hezimettir.

Bütün bunlara rağmen müslümanlar içinde bulundukları zindanların duvarından dışarıya, aydınlığa doğru delikler açarak oradan özgürlüğün, bağımsızlığın, insan olmanın ve insanca yaşamanın hakikatini görmeye başladılar.

Hemen hemen tüm islam ülkeleri lime lime kana boyanmış, parsel parsel parçalanmış, işgal edilmiş, darbe darbe yaralanmış, silindir gibi ezilmiş ülkesini, onur ve haysiyetini kurtarmak için içinde hapis bulundukları zindanlarda açılan küçük bir delikten dışarıya bakmaya, azda olsa özgürlüğü solumaya başladılar.

Artık, Müslüman ülkelerin insanları kendi öz vatanlarında yabancı ve esir gibi uyuz uyuz, zilletle yaşamaktansa yiğitçe ölmeyi göze alarak canları pahasına başlarındaki Tağutlara karşı ayaklanarak caddelere, bulvarlara, meydanlara sahip çıkmaya başladılar.  Bu, zindanda hapsedilen bir devin ruhunun açılan o küçük delikten dışarıya çıkarak halkın içine karışıp işgale, zulme ve tiranlara başkaldırması demektir.

Müslümanlar bu delikten dışarıya doğru bakarlarsa yarınlarını görürler. Eğer, dısarıdan bu delikten içeriye bakarlarsa geleceği olmayan karanlık bir dünya görürler.İnsan olay ve hadiselere nereden bakarsa oradan ve orada olduğu gibi görür.

Temel sorunumuzun Allaha ve rasulüne olan imandaki zafiyetimiz olduğunu artık kabullenmeliyiz. Başka birilerini suçlayarak veya överek kendi stratejimizi belirleyemeyiz. Her şeyden önce biz Müslümanlar olarak biz bize düşen görevlerimizi harfiyen yerine getirmek mecburiyetindeyiz.

Şiisiyle Sünnisiyle, İranlısıyla Suudlusuyla,  Türkiyelilisiyle Suriyelilisiyle sorunlarımızı çözmek için ne zaman Allahı ve rasulünü hakem kabul eder isek aramızda çözülmeyen hiçbir problemimiz kalmaz. Arap baharının bir gün bu yöne doğru evrileceğine ellerimizin, yüreklerimizin, umutlarımızın birlik ve kardeşlik paydasında birleşeceğine inanıyorum. Arap baharını engellemeye, sulandırmaya, kontrolleri altına almak isteyenlerin de asıl korkusu tam bu işte.

Er geç bu bahar çiçeklerini açacak, meyvelerini verecek, tüm Müslüman ülkelere de bu veya böyle bahariar er geç gelecektir.

İnşeallah islamın hakikati inkarın yalanını ebediyyen topraklarımızdan koğacak, yalancıların zulüm düzenleri vahyin aydınlık şafağında boğulacak, islam güneşi tekrar insanlığın ufkunda ilahi bir lütuf olarak doğacaktır.

Yaşasın ümit ve direniş, kahrolsun şüphe ve serseniş.

Arif Altunbaş - Haber 7

arifaltunbas@hotmail.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat