Bir Alevi bir Sünni’ye gönül verse gör başına neler gelir?

Eklenme: 08 Mayıs 2012 10:48
Güncelleme: 08 Mayıs 2012 10:48 / 52,938 Okunma / 2 Yorum
Erkam Tufan Aytav

Aslına bakarsanız başlıkta kullandığım cümlenin tersi de aynen geçerlidir. Zordur Türkiye’de Alevi-Sünni evliliği. Zannedersiniz ki evlenen birbirlerini seven iki genç değil de bir araya gelemeyen iki toplum.

Şartlanmışlıklar çıkar karşılarına bu gençlerin, ardından anne baba devreye girer, sonra akrabalar ve mahalle. Yetmez müftülüğe ve dedelere sorulur. Kolay değildir asırların savrulmuşluğunu bir evlilikle yeniden bağlamak.

Sahi neler yaşarlar birbirlerini seven ve evlenmek isteyen Alevi ve Sünni gençler? Tanışma aşamasından, anne babalarını ikna etmeye, oradan düğün gününe, günlük yaşamlarından, çocuklarının yetiştirilmesine kadar engelli koşudur bu tür evlilikler. Bu engeller asırların getirdiği ön yargılardan oluşmuş kalın duvarlardır. Bu duvar iki toplumu birbirinden ayırmış ve ayırmaya devam etmektedir. Evlenmek isteyen bu gençler elbette bu kalın duvarı yıkamazlar, buna güçleri yetmez, ama yapabilecekleri tek şey vardır o da ‘Sevdim Seni Bir kere’ deyip elle tutuşup bu duvarın üstünden atlamak.

Bu gençlerin tanışma ve ardından birbirlerini tanıma sürecinde söyledikleri bir cümle vardır ki çok dramatiktir; ‘ama ben Aleviyim’. Bu cümlede reddedilme korkusu ve ötekileştirilmiş olmanın ezikliği vardır. Bunu demek o kadar kolay değildir. Ya sevdiği genç bu sebepten onu reddederse? Ya bu iş olmaz diye kestirip atarsa? İşte bütün bu iç sancıları ile bu cümle söylenir; ‘ama ben Aleviyim’!

Kimisi ilk aşamada bunu saklar ama evliliğe giden süreç içinde bu elbet ortaya çıkacak, enin de sonunda söylenecektir.‘Biz birbirimizi sevdikten sonra önemi yok’ cümlesi bu tür evliliklerin başlangıcında söylenen ortak cümledir. Ama işin öyle kolay olmayacağını iki tarafta bilmektedir. Evet, birbirlerini sevmektedirler ama aileler yani iki toplum birbirlerini sevmemekte hatta yan gözle bakmaktadır. Biri Yezittir öbürü de Kızılbaş. Biri diğeri için ötekidir.

Konu ailelere korka korka açılır. Önce annelere söylenir, genelde annelerin tepkisi ‘bunu aklından çıkar at, eğer baban duyarsa seni keser’ olur. Evlilik konusunda gençlerin kararlı duruşu ile konu babaya da açılır.

‘Ortalama’ Sünni anne babanın endişesi şudur; onlar Kızılbaş’tır, -yanlış bir algı olarak- gusül abdesti almazlar, pişirdikleri yemek yenmez, yani bizden değillerdir denir. Sünni ebeveyn çocuklarına Aleviler hakkında bütün önyargılarını dillendirir. Yer yer medyada gördüğü Alisiz Alevilik yani İslam dışı bir görüntü onların zihinlerindeki asırların önyargılarını pekiştirmiştir. Alevi anne babalar da Sünni anne babalardan bu konuda farksızdır. ‘Yezid’e kız verilmek istenmez. Pek çok Alevi dedesine göre Sünni ile evlenen kız düşkün ilan edilir, hatta anne ve babasının rızası varsa bu düşkünlüğe anne babası da ilave edilir.

Aslına bakarsanız Alevi Sünni evlilikleri günümüze ait bir konudur. Geçmişte örnekleri pek fazla görülmez. Günümüzde bu tür evliliklerin yaşanmasının en önemli sebebi ise şehirleşmedir. Peki, köy ortamında fazla karşılaşmadığımız bu evlilikler şehir hayatında nasıl gerçekleşir oldu? Bunu üç temel nedene bağlamak mümkün.

  • Şehirleşme ile birlikte asırlarca ayrı köylerde yaşayan Alevi ve Sünniler artık aynı mahallede hatta apartmanda yaşamaya başladılar. Çocukları aynı sokaklarda oynadı, aynı okulları, aynı sıraları paylaştı. Ortak yaşam alanları arttı.
  • Şehir hayatı mezhep duygularını aşındıran bir ortam sağladı, Alevi ve Sünni kimliğini sembolik hale getirdi. Bunun sonucunda meydana gelen laik yaşam ortak paydası bu tür evliliklere kapı açtı.
  • Köy ortamında gelenekler ve mezhebi taassup bu tür evliliklere imkân tanımıyordu. Şehir hayatının getirdiği eğitim imkânı ve kültürel gelişmişlikle taassuptan kurtulma ortamı bulundu.

Ne var ki bu şehir hayatında bir araya gelen iki toplum içinden Aleviler gerçek kimlikleri ile kamusal alanda yer almak istemediler. Alevi kimliklerini evde bırakarak kamusal alanda yer aldılar. Bunun nedeni de Sünnilere olan güvensizlikleriydi. Zaman içinde Aleviler kamusal alanda kimliklerini saklayanların tek kendileri olmadığını fark ettiler. Kürtler, tarikat veya cemaat mensupları, gayrı Müslimler, Romanlar da kimliklerini saklıyorlardı. Yani yaşadıkları şehirde kamusal alanda maskeli balo vardı.

Ürkütülmüş bir toplumdur Aleviler. Azınlık olmanın ve ezilmiş olmanın ruh halini taşırlar. Sünniler dindarlıkları ile ötekileşirler sistem karşısında, ama Aleviler Alevilikleri ile.

İşte böyle bir şehir hayatında ister istemez her iki tarafın gençleri tanışırlar, birbirlerini severler. Evlilik ve gelecek hayalleri kurarken karşılarında mezhep farklılığı kocaman bir engel olarak çıkar.

Bir gün AKP’nin Alevi eski milletvekili Reha Çamuroğlu’na Alevi bir gençten mektup gelir. Mektubu gönderen gencin bir derdi vardır. Sevdiği kızı, Alevi olduğu için kızın annesi babası vermemektedir. Sevdiği kız Başbakanın hemşerisi yani Rize Gümüşsuyu’ndandır. Hâlbuki birbirlerini çok sevmektedirler. Eğer kızı vermezlerse kızın ve kendisinin intihar edeceği mektupta yazılıdır. Mektubun sonunda şu cümle vardır;  ‘lütfen Başbakanımız ve siz birlikte gidip kızı isteyin, ailesini ikna edin. Başbakan bizzat gelmesi ve hemşeri olması sayesinde ‘belki’ ikna olurlar’

Bu talebin sonucunun ne olduğunu bilmiyorum. Başbakan Rize’ye kız istemeye gitseydi her halde duyardık. Mektupta dikkatimi çeken Sayın Erdoğan’ın hem başbakan hem de kız tarafının hemşerisi olması sayesinde, o da ‘belki’ ikna edebileceği konusudur. Hani öyle kolay bir hadise değildir bu tarz evlilikler.

Karma evlilik teşebbüslerine Alevi ailelerden en fazla direnci Malatya, Sivas, Maraş, Çorum’dan göç etmiş ailelerde görüyoruz. Nedeni ise gayet açık, bu şehirlerde yaşanmış provokasyonlar, acılar hala sıcak. Çaldıran’dan bu yana karşılıklı güvensizlik iki toplum arasında çok derin yarıklar oluşturmuş. Bununla beraber pek çok başarısız evlilik teşebbüsleri olduğu gibi, karma evlilik yapmış ve mutluğu başarmış aileler de az değil.

Başarılı evliliklerden doğan çocukların durumuna gelelim. Çocuklar babalarının mezhebine eğilimli oluyorlar. Ona göre yetiştiriliyorlar. Ama annelerinden de Aleviliğin ve Sünniliğin ne demek olduğunu öğreniyorlar. Çocuklar genelde her iki mezhebi de çok iyi özümsemiş oluyorlar. Çevrelerinde ne Aleviliğin ne de Sünniliğin aleyhinde laf söyletiyorlar. Kimi çocuk başlangıçta Sünni’yim diyor. Çünkü öteki olmak istemiyor toplumda. Ama zamanla kişilikleri geliştikçe her iki kimliği de ruh dünyalarında barıştırabiliyorlar. Gözlemlerimde gördüm ki karma evliliklerden doğan çocuklara genel de Ömer, Osman ismi konulmuyor. Alevi kesimin hassasiyetleri dikkate alınıyor. Kimse risk almak, aileleri daha da germek istemiyor. Neticede karma evliliklerin çocukları her iki toplumu birleştiren, kaynaştıran rolleri oluyor.

Ama bir de başarısız bir evlilik olursa ki, oluyor. İşte bu durum iki toplum arasında gerginliği daha da arttırıyor. Kucağında çocukla kızlar baba evlerine dönüyorlar sonunda da iki toplumda düşmanlıklar pekişiyor.

İşte yeni çıkan ‘Sevdim Seni Bir Kere’ kitabımda başarılı evlilikler yapmış örneklere yer verdim, Erkek Alevi kadın Sünni örneği için Sevilay- Ali Çağatay çifti, Kezban-Hüseyin Hatemi (Caferi) çifti, Özden- Rıza Zelyut çifti, erkek Sünni kadın Alevi örneği için de Zeynep- İbrahim Öztürk çifti, Sevilay- Mustafa Yükselir çifti ile derinlemesine mülakat yaptım. Evliliklerinin her aşamasında yaşadıkları zorlukları sordum. Amacım Aleviler ve Sünniler olarak kendimizi boy aynasında görelim ve ‘birlikte yaşamanın sırlarına yolculuk’ yapabilelim.

Peki, bu kitabı hazırladıktan sonra bu tür evlilikleri tavsiye eder misin diye bana soracak olursanız, öyle bir çırpıda bu soruya evet ya da hayır diyemiyorum. Öyle kolay cevap verilebilecek bir soru değil bu. Gençlerin çok iyi düşünüp karar vermesi lazım. Her şeyden önce zorlu bir sürece gireceklerini bilmeliler. Her iki tarafın ailelerini iyi tanımalılar. Evleneceği kişinin ailesinin kültür yapısına, Aleviliğe, Sünniliğe bakış açılarına çok iyi bakmalılar. Eşlerin birbirini sevmesi mutluluk için her zaman yetmeyebiliyor. Mezhebi bakış açsını aşamamış anne babalar devreye girip evliliği sıkıntıya sokabiliyorlar. Bu durumda eşler birbirlerini kollayıp eşini anne babasına ezdirmemeye dikkat etmeli.

Mezhep farklılığı kültür farklılığını da beraberinde getiriyor. Bu da zaman içinde problem olarak çiftlerin karşısına çıkabiliyor.

Mezhebi farktan doğan ayrılıklar zaten problemli olan iki toplumun arasını daha da açıyor. Ama bir de mutlu bir aile kurulursa işte toplumsal barışımız adına bu evlilikler sigortamız olmuş oluyor.

Erkam Tufan Aytav - Haber 7

erkamaytav@hotmail.com

twitter.com/erkamtufan

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri