Vicdan ceset torbasında

.

  • GİRİŞ09.03.2018 08:58
  • GÜNCELLEME12.03.2018 06:54

Olan garip olaylar karşısında, akıl kekeliyor. Ne kafayı toplayabiliyorsun ne de eksiltebiliyorsun laf kalabalığını. Alçıya alınamadığından bir seferliktir kalp. Yoksulun kırılacak tek eşyası kalp. Açık söz ameliyatında güvenliği sağlanacak olan ilk kara parçası kalp. Sadece kadında yok benim bildiğim bu kalp. İnsan olan herkeste bulunan ritmik müzik kutusu, ne kadar kurarsan o kadar döndürüyor işte seni etrafında.

Şimdi henüz, bir koltuk bir masa alabilen portatif tabut icat edilmedi. Bu yüzden ölünce eşyalı eve gidiyorsunuz. Yani senin için öncesinde  Allahın döşediği eve. Neresi orası azizim? Yerin 6. Bu durumda vicdan.. Vicdan gurmesi adamların tek işi kendi ürettikleri son model acılara, barkodlu acılara, etiketli acılara acıyacak denek vicdan robotları bulmak. Benim acıma üzül, ağlak bir tezahüm. Acılı slogan “ Benim acıma üzül”. 

 

 

İdeolojik sebeplerden dolayı tadilata girmiş, yandan daraltılmış beyinleriyle sadece onların acılarına üzülmeni isterler. Zirai atık başka kafalarında klavye refleksi şudur “ Önce kendi insanına acı, sonra mültecilere”. Bak şu lafa ya nasıl da taze kanalizasyon mahsülü cümleler. Acı sıraya konmaz. Buradan nereye geleceğim, Şuraya.. Bazen cümleler taksi şöförü gibidir, gideceği yoldan çevirirsin seni en ucuzundan sonuca götüreceği yalanını söylerler.

Hızlıca geçiyorum. İğrençlikte kariyer yaptık.

 Irkçılıkta oscarlık hareketler. İnsan da değiliz zaten.. Yeni provokatif damar keşfimiz Suriye’li mülteciler..

Merhamet ve vicdan bünyemizde turist. Komşu komşunun külüne muhtaç sözü vecizi ancak edebiyat kitaplarında patlar, ateşi görmezden gelip külüne talip olunan seviyeli birliktelik mavalı işte böyle bir şey..

Ateş kimin ocağına düştüyse o ateşi plazma boyutu kadar izlemeyi sevdik. Kucağını kardeşine kilitleyip kardeşlik aforizmaları patlatan dostlar fotograflarda görsüncü riyanın öz kardeşiyiz. Üveyimiz olmuş bu acı.

 Hırsızsa Suriye’li, arsızsa Suriyeli, umduğu özgürlükle değil bulduğu esaretle yaşamaya zorlanan benim Müslüman kardeşim. Bombadan kaçıp, içindeki en bomba nefreti kardeşinin yüzünde patlatan biz.

Kurşundan kaçanı, gaddarlığıyla tarayıp bırakan biz. Süs köpeğinin tasmasını yağlayıp bakım günlerini geçirmemek çok insancıl(!) lakin vatanını kardeşinden kıskanıp diline, yediğine, varlığına göz koymak ne?

İlla kafaları patlayacak çıkan kan televizyon camında sinek gölgesi gibi kalacak ki uzaktan acıyacağız! Feryat ve ağıt fetişisti kulaklarımıza çeşit çeşit figanlar dinleteceğiz ki uzaktan vah edeceğiz.

Biz uzaktan acıyıp hiçbir şey yapamıyoruz geyiğini güncellemeyi çok seviyoruz. Elimiz kolumuz bağlı deyip naylon gözyaşı akıtmayı çok seviyoruz. Al işte yanındalar elini kalbine götüreceğin mesafe!

Al işte sağındalar kolunu omzuna dayayıp dertleneceğin mesafe! Bugün hayvan hakları için köpek tüyünden ağlak besteler yapan sanatsığlar Suriye’li kardeşlerimiz için yallah moduna girdilerse besledikleri hayvandan bir günlüğüne ödünç merhamet alsınlar..

Olaya dış politika zaafı olarak göstermeye çalışan cepleri enselerinden kalın uzmanlar nazarından değil, vicdanın toprağından çözmeye çalış. Nereye gitsinler.. Senin insanlığına tam isabet olamamış bu mazlum halkı bombaların ve kurşunların hedefine mi bırakacaksın! Olan olaylar sadece yeni kışkırtmacı damarın mesaisi! Tamamen kof milliyetçi damarın rezil rüsva fanatizmi! Suriye’li kız çocuklarını fuhuş mafyasının kapısına bırakan da sensin! Kadın haklarını değil kendi ırkının kadın hakları için ciyak ciyak pankart eskiten de sensin! Bulduğu yerde sıkıştırıp defolun ülkenize diyen şeref açı adam da sensin. Öz kardeşinin üveyi olmuş kardeşlik hukukunu sadece kitaplarda kemiren kurt da sensin!

Bize mülteci olan bu kardeşlerimiz değil vicdan ! En büyük örneği de sensin..

Ey! Kurşunun sıyırdığı tabakta bir deri bir kemik yetim. Senin de güzel günlerin vardı vatanında. Senin de okuldan eve dönüşlerin, saçlarını yağmuruna bandırdığın göğün vardı çocuk.

Kardeşlerin eksilse de takımdan Halep sokaklarında meyan şerbetine maçların vardı. Babanın ayakkabısını görünce sevindiğin kapı eşiklerin vardı. Annenin, yazmasının yanına hırkanı astığı, bomba değil güneş vuran balkonlu odalarınız vardı kim bilir. Ve güvercin kanadı gibi çırptığınız kilimlerden dökülen topraktan kahkahalarınız vardı.                                                                

Biz ne yaptık?  Sizi bir Hilalin köşesine sığdıramadık mı ey yetim. Seni bir ninni artığıyla bile uyutamadık mı?

 O tencerede taş kaynadığını bile bile, Hz. Ömer’in merhametiyle oluk oluk müjdeleyecekken sizin Ensarınız olacaklarına  leş gibi Esed’lik peşindeler.?

Peygamberin okşayacağı başına, dikiz aynasından bakıp “geldiğin yere git” diyen el edişimize ah et çocuk. 

 

Esra Elönü-Haber 7

elonue@gmail.com

Twitter:@elonue

 

Yorumlar4

  • Oktay kizar 3 ay önce Şikayet Et
    Eline diline yüreğine sağlık iman bazı sozler çerçeveletip her gün okunması lazım siz kaleminuzle mücadele edenlere selam olsun
    Cevapla
  • Birisi 3 ay önce Şikayet Et
    Özümüz ve sözümüz bir olmalı
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Mehmet Yalçınkaya 3 ay önce Şikayet Et
    Hiçbir şey eklemeye gerek yok tek kelimeyle mükemmel, yüreğinize sağlık kardeşim.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Kutay Usluer 3 ay önce Şikayet Et
    Farkındalık açısından çok manidar bir yazı olmuş. elinize sağlık...
    Cevapla Toplam 5 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat