Dünyayı iyilik değiştirecek Türkiye değiştirecek

.

  • GİRİŞ15.03.2019 10:08
  • GÜNCELLEME15.03.2019 10:08

Uzun zamandır Ankara’ya gitmiyordum. Türkiye Diyanet Vakfı’nın “Dünyayı iyilik değiştirecek” sloganıyla düzenlediği “5. Uluslararası İyilik Ödülleri” programı vesile oldu. Çarşamba günü Ankara’ya gittim. Beştepe’deki töreni yerinde takip ettim. 

Sağımda Kırgızlar, solumda Boşnaklar, önümde Afrikalılar, arkamda Filistinliler vardı. Hep birlikte coştuk, hep birlikte alkışladık, hep birlikte hüzünlendik.

Törende dünyanın bin bir yerinden bini aşkın yaşanmış iyilik hikâyesi içerisinden belirlenen 7 kişiye “5. Uluslararası İyilik Ödülleri” verildi.

Bu yılki vefa ödülü ise hayatını münevver bir gençlik yetiştirmeye adayan, Türkiye’nin ilk İmam Hatip Okulu Müdürü merhum Mahmut Celalettin Ökten’e verildi.

'TÜRKİYE, MERHAMETİN SESİDİR'

Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada, zalimliğin had safhaya çıktığı çağımızda Türkiye’nin ecdadına yakışan vakar ve samimiyet ile yeryüzünün tüm mazlumlarına yönelik yaptığı iyilikleri anlattı.

“Türkiye, vicdansızlık ve çifte standardın karabasan gibi dünyanın üzerine çöktüğü bir dönemde merhametin, şefkatin, iyiliğin sesi olmuştur” diyen Erdoğan, “Bakınız biz sadece ülkesindeki çatışmalardan kaçan 3,6 milyon Suriyeli kardeşimize kapımızı açmadık, aynı zamanda onları bağrımıza bastık. Sınırlarımıza gelen hiç kimsenin etnik kimliğini, dinini, kültürünü, meşrep ve mezhebini sorgulamadık” diye konuştu.

Erdoğan’ın konuşmasının bir yerinde Afrika’ya özel başlık açması da anlamlıydı. “Afrika gibi zengin kaynaklara sahip yerlerde insani yardım üzerinden yeni bağımlılık ilişkisi kurma gibi bir çabanın içerisine girmedik. Bugün TİKA’mızla, AFAD’ımızla, Kızılay’ımızla, Diyanet Vakfı’mızla, sivil toplum kuruluşlarımızla dünyanın en zor, en sıkıntılı coğrafyalarında insani yardım faaliyetini sürdürüyoruz” diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da yaptığı konuşmada, “İyilik, güzel ahlakı kuşanarak kulluk ve sorumluluk bilinciyle yaşanan bir hayattır” dedi.

Bu yıl 7 kişiye ödül verildi. Her birinin birbirinden güzel, birbirinden iyi hikayesi olan bu 7 kişiden ikisini özellikle anmak istiyorum. Filistinli Ayşe Masluhi ve Bosnalı Zilha Şeta.

Kudüs’te bir Yahudi mahallesinde yaşayan Ayşe Masluhi ömrünü Kudüs davasına adamış bir hanımefendi. “Karun hazinelerini verseler evimi Yahudilere satmam” diyen bir direniş abidesi. Törende yaptığı konuşma ise muhteşem. Kudüs’ten, Mescid-i Aksa’dan getirdiği selamı salondakilere verdiğinde gözlerim doldu, doğrusu. “Esselamü aleyküm” dediğinde, hep birlikte “Ve aleyküm selam” diye mukabele ettik.

Zilha Şeta ise Saraybosna’da kurduğu aşeviyle düşkünlere, göçmenlere kol kanat geren bir iyilik timsali.

Huzeyfe Aydın, Osman Gökrem, Turgay Tanülkü, Şengül Kazan, Frederic Omar Kanaute de ödül alanlardan. Her birinin özel bir hikayesi var.

Hepsinin ortak özelliği, karşılıksız, menfaatsiz iyilik!

Tören boyunca kâh gözlerim doldu, kâh gönlüm coştu.

Tören sırasında aynı sırada hemen solumda oturan 33 yıllık dostuma dönüp şöyle dedim bir ara: “Bu insanların yüzü suyu hürmetine Rabbim hâlâ bizlerin yüzüne bakıyor. Bu insanların hatırına hâlâ Allah (cc) yeryüzünü altüst etmiyor. Zalimlik, zulüm almış başını gitmiş. Ne var ki bir yerlerde birkaç iyi insan da var; hamdolsun.”

ÇAMURLU SUYUN ALTINDA ‘TÜRKİYE’ SESLERİ YÜKSELMİŞSE

Tören bitti. Ankara’dan ayrıldım. İstanbul’a gece yarısını geçmişti ki ulaştım. Eve girdim. Üstümü değiştirip televizyonun karşısına geçtim.

Kumanda ile kanallar arasında dolaşırken TRT BELGESEL’de “Su Savaşçıları” ismiyle bir belgesele takıldım. İzlemeye başladım. Zaten Ankara’daki “İyilik Ödülleri Töreni”nden epeyce etkilenmiştim.

Belgeseli izlerken çok daha derin düşüncelere daldım. Belgeselde iki kahraman var. Biri su uzmanı, diğeri teknisyen. İkisi de Türk. Afrika’nın ücra bir köyünde su kuyusu açmaya çalışıyorlar. Ev sahipleriyse küçük Fatma. Ben diyeyim 10, siz deyin 12 yaşında. İnci gibi beyaz dişleri, kömür gibi simsiyah teni var. Yüzüyse tebessüm dolu. Çocuk işte, tam çocuk. Hayali var, merakı var, kaygısı var.

Kahramanlarımız günlerce su bulmak için artezyen kuyusu açıyorlar. Finalindeyse, çamurlu su fışkırıyor. Suyun altına bizim iki Türk ve onlarla birlikte çoluk çocuk, genç yaşlı Afrikalılar giriyor. Sırılsıklam haldeyken hep birlikte “Türkiye, Türkiye” diye bağırıyorlar.

Mutlulukları gözlerinden okunuyor. Fatıma her gün sabah 3 saat, akşam 3 saat yol yürüyüp su getirmekten kurtuluyor. Afrika’nın ücra bir köyünde Türkiye gönüllülerinin verdiği destekle açılan su kuyusu hayat oluyor oradakilere.

Belgesel bittiğinde koltukta yığılıp kaldım. Uzun süre “Hamdolsun” diye mırıldandım. “Hamdolsun!”

Türkiye’nin neye tekabül ettiğini görmek isteyen, Afrika’ya gitsin. Bosna’ya, Kudüs’e, Açe’ye gitsin. Vietnam’a, Filipinlere… Dünyanın neresinde bir mazlum, bir mahzun varsa oraya gitsin.

Orada, “Yer yüzünde iyilikle var olanları” görsün. Türkiye’yi, Türkleri görsün.

Sonra dönüp Türkiye’nin bu çağda neye tekabül ettiğini görsün.

Türkiye yeryüzünün vicdanıdır.

Sizce de öyle değil mi? 

YENİ ŞAFAK

Yorumlar2

  • berkay karataş 4 gün önce Şikayet Et
    Ne Mutlu Osmanlıyım ve Müslümanım diyene. Külliye ve Devlet adamları ne işe yarar diyenler ibret ders alsın. Hamdolsun İslamın ve mazlumların gür sesi ve sahibiyiz.
    Cevapla Toplam 3 beğeni
  • H.Aytekin 4 gün önce Şikayet Et
    Türk milleti, asil bir millettir ve bütün insanlığın ihtiyacı olan millettir...İslam dairesi içinde, "Nizam-ı Alem" ve "İla-yı Kelimatullah " davası için çalışan insanlarımızın sayısını arttırmamız lazım...
    Cevapla Toplam 3 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat