İslâmcı/lık

Mümtaz'er Türköne çekiştirmeye devam ediyor. İyi ki de ediyor ve bütün bunları konuşmamıza vesile oluyor.

  • GİRİŞ10.08.2012 09:26
  • GÜNCELLEME17.08.2012 18:24

.

Onun Ali Bulaç'ın yazdıklarına karşı getirdiği "İslâmcılık miadını doldurdu" önermesinin dalgaları "İmam-Hatipler miadını doldurdu, kapatılmalıdır" mevzuundan daha geniş bir kapsama alanı oluşturdu.

Yılmaz Özdil üslubuyla;

"Siyasal İslâmcı

Radikal İslâmcı

Kültürel İslâmcı

Popüler İslâmcı

Ticari İslâmcı

Seküler İslâmcı

Taklidi İslâmcı

Laik İslâmcı

Antilaik İslâmcı

Entelektüel İslâmcı

falan İslâmcı

filan İslâmcı

feşmekan İslâmcı

Değilim.

Sadece Müslümanım." diyerek köşeye noktayı koymak vardı.

Yılmaz Özdil ne âlâka? Diyenler için; Yukarıda bold alanda geçen her "İslâmcı" yerine bir "Atatürkçü" koyup cümleyi de "Sadece Kemalistim." diye bitirirseniz işlem tamamdır.

Konu keşke bu kadar basit ve yüzeysel olsaydı.

Geçelim...

Teori ile pratik kardeştir.

Özellikle sosyal bilimlerde teori, çoğu kez kendisiyle fazlaca uğraşıp vakit geçirenlerin koluna girip onları gerçeklerden uzakta bir yerlere götürür. Dolayısıyla kendisiyle yüz göz olanların ayaklarının altındaki zemini başkalaştırarak kayganlaştırır. Hayatın içinde cari olan pratik ise kardeşi teorinin bakışlarıyla (kuramlarıyla) çok da örtüştürmez yürüyüşünü.

Yukarıdaki paragrafı siyasetin de sosyal bilim olduğunu aklınızda tutarak tekrar gözden geçirin derim.

...

Toplumlar kendilerine kavramsal aynalardan bakmaya mecburdur. Her kavramın ilk çıktığı ve kullanıldığı dönemdeki anlamı, zaman içerisinde dolaşımda olduğu toplumun ona yüklediği olumlu, olumsuz, nötr içerikleriyle ve arkaik yöntemle okunduğunda, (toplum gibi) homojen ve yekpare olmayan aynadaki kırılmalar, eğilmeler, bükülmeler ve kesintiler şeklinde seyreder. Ona yüklenen benimseme veya reddiye algısına paralel değişir, yontulur, derinleşir, uyur, söner, doğurur, farklılaşır ve menderesler oluşturarak sosyal zamanda akar.

(İslâm ve Müslüman değil ama) "İslâmcı" kavramı da bu yansıya dahildir.

Yasin Aktay "İslamcılık, iktidar ve devlet" başlıklı Yeni Şafak Gazetesindeki yazısında "İslamcılık kavramı, belli bağlamlarda Müslüman kavramındaki işlev daralmasının bir sonucu olarak devreye girmiştir ki, bizzat kavramın ortaya çıkışı 19. Yüzyıl'dan çok daha gerilere gider. ilk dönemlerde de bizzat bu kavrama müracaat edilmiştir. İmam Eşari'nin meşhur eseri Makâlâtu'l-İslamiyyîn ve İhtilafu'l Musallîn (İslamcıların Sözleri ve Musallilerin İhtilafları) başlığını taşıyor ki İslamcılardan kasıt tam da İslam'ı doğru anlayıp yaşayan ve mücadelesini verenlerdir." cümlelerini kurmuş.

  1. "Müslüman kavramındaki işlev daralması..." önermesinin içi boş ve izaha muhtaç.
  2. İmam Eş'ari'nin "İslâmiyyin" (İslâmcı) kavramı "İslam'ı doğru anlayıp yaşayan ve mücadelesini verenleri" değil, tam aksine İslâm'ı yanlış anlayıp ona öykünen ve nispet edenleri (Haricîler, Mürcie, Mu'-tezile, Cehmiyye, Dırâriyye, Hüseyniyye, Bekriyye v.b.) anlatmak için kullanılmıştır. (Kitabın Çevirisini Mehmet Dalkılıç ve Ömer Aydın yapmışlardır).

Kavram günümüzde özellikle islamafobya yoğun ve ülke (TR) içindeki laik bazı kesimlerde ötekileştirici niteliği itibariyle de caridir. Bu özelliğinin de -kısmen- etkisiyle azımsanamayacak çoğunlukta Müslümanca benimsen(e)memektedir.

Kavramsallaştırma soyut düşüncenin çok önemli bir aşamasıdır. Yeni bir mefhumu veya cari bir durumu soyutluk durumundan somuta aktarma veya yeniden başka vechesi ile adlandırıp anlamlandırma yöntemidir de. Örneğin Bizans tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice'nin İstanbul'un fethini anlatırken tarih boyunca şehri almak için surların önüne gelenleri nitelemek maksadıyla kullandığı "İslâmlar" kavramsallaştırması da kayda değerdir.

Her türlü tartışmada önce kavramların tanımlarının yapılarak sabitlenmesi ve üzerinde konuşulacak zeminin kayganlığından arındırılması gerekir. Her iki taraf da aynı şeyden veya ne(y)den bahsettiğini bilmeli ki senfonik bir uyum çıksın ortaya.

İslâmcılığın iki tanımı veri olarak önümüzde duruyor; (Yusuf Akçura'nın Türkçülük'e payanda yaptığını geçiyorum).

"İslâmcılık: İslâm'ı inanç, düşünce, ahlâk, siyaset, idare ve hukuk bakımından hayata hâkim kılmak, Müslümanlar arasında birlik ve dayanışmayı tesis ederek İslâm ülkelerini Batı karşısında geri kalmışlıktan kurtarma amacına yönelik bir çözüm arayışıdır." [Mümtaz'er Türköne]

"İslâmcılık: İslâm'ın ana referans kaynaklarından hareketle "yeni" bir insan, toplum, siyaset/devlet ve dünya tasavvurunu, buna bağlı yeni örgütlenme modelini ve evrensel anlamda İslam Birliği'ni hedefleyen entelektüel, ahlâki, toplumsal, ekonomik, politik ve devletler arası harekettir. Başka bir deyişle İslâm'ın hayat bulması, hükümlerinin uygulanması, dünyanın her tarihsel ve toplumsal durumunda İslâm'a göre yeniden kurulması ideali ve çabasıdır." [Ali Bulaç]

Birbirinin aynısı gibi görünse de iki tanım arasında fark var; Türköne'nin tanımında somut bir öteki (Batı) varken Bulaç'ınkinde yok. Türköne "İslâmcı"sı için dar bir kapsamla "antitezdir" derken Bulaç ‘her tarihsel ve toplumsal durumda' "tezdir" diyor.

Türköne'nin "İslâmcı" kavramı konjonktüreldir. Üstelik modernizmin zeitgeist ikliminin ürünüdür. Üzerinde kavramsal ittifak sağlanıp derinleşememiştir. Oryantalist bir tanımlama / kavramsallaştırma çabası gibi de sırıtmaktadır. Ve Türköne'nin "İslâmcı"sı kendini Batı karşısında ikâme ettiği için Batının iflası ile birlikte birlikte miadını doldurup sahneden çekilecek veya yeni bir safhaya geçecektir.

Türköne "Müslümanın çevresi hep Müslüman olsa da dininin müntesibidir. İslâmcıya ise karşısında rakip olmadan hiç bir yerde tesadüf edemezsiniz" demekle tarif ettiği İslâmcılığın protestan ve muhalif tabiata sahip olduğunu da ortaya seriyor.

Türköne'nin tanımında Ali Bulaç "son islâmcı"lardan olabilir ama bu O'nun kıymetinde eksilmeye sebep olmaz. Aksine değerini artırır.

...

Bir şeyin tanımı, bir öze, benzeşenine, zıddına veya abartılı olanına dayanılarak yapılır. "İslâmcı"nın iki tanımını İslâm'ı baz alarak yaptık ve kenara koyduk. Hırıstiyancının ve Yahudicinin tanımını da yapmamız gerekmez mi?

...

Yazarların hiçbirinin Yusuf Akçura'nın 150 yıl kadar önce ortaya attığı, kendisinden bile meşhur üç tarz-ı siyaseti'ndeki İslâmcılık, Türkçülük ve Osmanlıcılık kavramlarına atıf yapmamaları ise ilginç. Biri hariç bütün yazılarda Müslümanların idrakine hitap eden sarsıcı ve ufuk açıcı çalışmalara imza atan Prof. Dr. Bedri Gencer'in eserlerine atıf olmaması da bizim kaybımız/ayıbımız olarak kayda geçsin.

...

İnsana ait her yapı/hareket/oluşum gibi Ak Parti'nin doğruları kadar yanlışları da mutlaka vardır ve olacaktır. Tüm iyi niyetimle Ali Bulaç'ın Başbakanı ve Partisini "İslâmcılık"ın dışına alma çabasının "Ak Parti'nin yaptığı yanlışların İslâm'a ve Müslümanlara mal edilmesi endişesi"nden kaynaklandığını düşünmek istiyorum.

...

Müslümanım ama hayatımda kendimi hiç "İslâmcı" diye vasıflandırmadım, gerek de duymadım. Bu güne kadar hiç bir yazımda da kullanmadım. 90'lı yıllarda üniversitede okurken kendini "İslâmcı" diye niteleyen sağlam arkadaşlarım oldu. Onların niçin bu nitelemeyi kullandıklarını da net bir tanımlarına şahit olmadığım için anlayamadım.

Onlarca yazarın konuşmalarından anlaşılıyor ki Türkiye'de alışılagelen sosyolojiden farklı bir sosyal yapının şekillenmesi ve derinleşmesinin arefesindeyiz. "İslâmlar" arasındaki iletişimin kalibresinin artması, istikrar ve orta gelir düzeyi bile sosyal yapının kendisine yeni eşik(ler) aramasını hızlandırmaya yetiyor. Hız çağı dünyanın yeni nesillerini haz kuşağına doğru (d)evirirken ülkemizde yeni kuşaklar sloganik "dindar" ve "kindar" ikileminden başka boyut(lar) bulabilecek mi kendine?

...

Ali Bulaç'ın yakında çıkacağını duyurduğu ve son günlerdeki yazılarının omurgasını teşkil ettiği anlaşılan "İslamcıların Üç Nesli" kitabının aydınlatıcı olacağı şüphesiz. Ancak ben kitabı "İslâmi Hareketin Üç Nesli" şeklinde okuyup bardağın dolu tarafına odaklanarak istifade etmeye çalışacağım.

...

Merhum Ali İzzetbegoviç'in meşhur "Doğu ve Batı Arasında İslâm" kitabının 1994 baskısının özsözünde diyor ki Ali Bulaç "Bu yüzyılın başlarında Hind yarım kıtasında nasıl Muhammed İkbal Doğu İslamı'nın derin ve şiirsel bir soluğu oldu ise, onun gibi aynı yüzyılın sonlarında Alija İzzetbegoviç de Batı İslâmı'nın soluğu olmaya aday bilge bir kişiliktir." Şimdi bu cümlenin neresine "İslâmcı" kavramını girdirirsiniz. Üstelik Salih Şaban'ın çevirdiği kitabın hiç bir yerinde "İslâmcı/lık" geçmiyor.

Kitap merhum İzzetbegoviç'in şu cümlesiyle bitiyor; EY TESLİMİYET SENİN ADIN İSLÂMDIR.

KISA MESAJ HATTI:

Dağ başında dervişlik yapanların merkezde işleri çetindir.

İhsan Toy / Haber 7

İhsantoy@tasam.org

https://twitter.com/caricare1773

Yorumlar1

  • HARZEM 6 yıl önce Şikayet Et
    gündem terör.... gündemde şuan daha önemli şeyler var... politik çakişmelerden yılmaz özdilden!!! daha önemlii
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat