Faşist Ruhlar
- GİRİŞ11.02.2012 09:23
- GÜNCELLEME11.02.2012 09:23
Faşist bir felsefe:” Mussolini şuanda ne düşünüyorsa doğru olan odur.”
Şöyle bir etrafınıza bakın; yalnız bakarken şöyle her şeyden arınmış “pür” bir zihinle bakın. Bütün saplantılarınızı, sizi esir eden yanlarınızı bir kenara bırakarak bakın. Bakın bakalım ne göreceksiniz.
Evet, ben sizin için biraz bakmaya çalıştım; ne görünür diye. (Biraz yemek programlarındaki gibi oldu. ‘Biz daha önce hazırlamıştık’ deyip zamandan kazanırlar ya işte öyle.) Siz tekrar zahmet etmeyin, hazır olandan sunmaya başlayayım.
Herkes bir şey talep ederken kendisine göre talep ediyor. Adalet isterken de bu böyle, her hangi bir hizmeti talep ederken de. Kendisi zarar görüyorsa “Feryat, figan” değilse ‘benden sonrası tufan’ deyip geçen diğerkâmlık duygusunun dip yaptığı bir zihniyet çukuru.
Öyle çukur deyip geçmeyin; bu çukur, yağmur sularının açtığı çukur kadar masum bir çukur değil. İçine bir düşen bir daha kolay kolay iflah olamıyor. Öylesine derin ki etraftaki insanları ve hiçbir şeyi görmenize de müsaade etmiyor.
Birilerinin hayata bakışı öylesine egoist ki, “Ben her istediğimi yapayım ama hukuku da kendi istediğim gibi yönlendireyim.” diyecek kadar. “Hukuk olsun ama benim için değil.” Ya da “Uzlaşma olsun ama fedakârlığı ben değil karşı taraf yapsın.”
Konuyu yaşayan örneklerle de canlandırabilirim sizin için. İşte bir örnek, ünlü bir yönetmene Hrant Dink’in ölüm yıl dönümü yürüyüşünde mikrofon uzatılıyor. Konuşmalar alkışlanacak cinsten. Ne diyor; “Farklılıklara tahammül.” Çok güzel de aynı şeyi kendisi yapabiliyor mu? Muhafazakâr bir iktidarın farklılığına karşı mesela. Ekranlarda ki öfkeli ve tahammülden uzak konuşmalarını bilmesek, gerçekten inanacağız, farklılıklara saygı duyduğuna.
Ya futbol da yaşananlara ne demeli. Elbette konu hukuka intikal etmiştir ve neticesi beklenmelidir. Benim yorumun buralarla ilgili değil; zaten futbol anladığım bir oyun da değildir. Benim anlatmak istediğim şudur. Daha ilk günden ne olup bittiğini bile anlamayan insanlar, konu zülfiyare dokunduğu için bir anda duygularının esiri olup Başbakana yüklenmediler mi?
Ne oldu da bir anda güçler ayrılığı ilkesini unuttuk. Hani hepimizin özlemi bağımsız yargı değil miydi yoksa? Yine kendimizi düşündük.
“Başbakan her şeyi çiğnesin ve konuya girsin.”
Bunu kim için yapsın?
Bizim için.
Peki, başkaları ne olacak?
Hayır, canım hukuk var o işlesin, burası hukuk devleti ya.
O zaman demezler mi, “bu ne yaman çelişi usta.” diye. Bugün yaşadıklarımızın önemli sebebi eskiden “çiğnediğimiz hukuk” değil mi?
Bu durunlar bana, “Acaba ‘faşistlik’ insanların ruhunda ki genetik bir ego ürünü müdür?” sorusunu sorduruyor. Yani yeteri kadar nefisten arındırılmamış ruhlar dünyayı kendisi için görüyorlar maalesef.
Faşistler ne yaptı da fasit oldu. Yaptıkları ortada. Hayatı kendi istedikleri gibi yönetmek istediler. En iyi hukuk o anki “ruh” halleriyle gelen hukuk oldu onlar için. Bireyi bir insan olarak görmek yerine bütünün içinde erittiler. “Bireyin varlığı bütünün varlığına armağan olsun” dediler. İşte bunun için faşist oldular.
Her insanın adalet isteme hakkı vardır elbette. Benim ifade etmek istediğim, verilen tepkilerin objektif olmasıyla ilgilidir. Fakat siz ne yazarsanız yazın bazıları yine anlamak istediği gibi anlamaya devam edecektir. Artık o da onların sorunudur. Onlar beni göremese de ben onları görüyorum. Çabam, onların da beni ve başkalarını görmelerini sağlamak üzerinedir.
Yazımı Erdal İnönü’nün ifadeleriyle sonlandırayım. “Gazetelerde, kendimle ilgili çıkan haberler yanlış, başkalarıyla ilgili olanlar doğru.” demişti bir zamanlar. Bu bakış açısı çoğumuzda var maalesef. İşte sorunun çözümü, kendi merkezimizden uzaklaşmak ve başkalarının gözünden de bakabilmekle ilgilidir.
Doğru, herkeste bilgi olarak var fakat bazılarımızda yüreğe işlememiş, içselleştirilmemiş. Yaşam biçimi haline gelememiş şeylerin iğretiliğiyle çırpınıp duruyoruz işte…
İsmail Öz - Haber 7
sosyologioz@hotmail.com
www.ismailoz.org
Yorumlar1