Güçler ayrılığı ve siyasal risk

  • GİRİŞ15.02.2012 09:08
  • GÜNCELLEME15.02.2012 09:08

Son dönemde yaşanan MİT Müsteşarına yönelik İfadeye Çağrılma hadisesinde de gördük ki bizim memleketin çok acilen bir Yeni Anayasaya ihtiyacı var. Aksi halde her açıdan yorumlanabilen, herkesin kendi istediği gibi yorumlayabildiği bu yasalar gelişen Türkiye’nin zaman zaman yüreğini ağzına getirmeye devam edecek.

Konunun hukuki boyutlarıyla ilgili hukukçular gereken açıklama ve yorumları fazlasıyla yaptılar. Benim değinmek istediğim nokta daha çok Siyaset Sosyolojisi açısından olacak; bir de yorumların yorumuna dönük.

Güçler Ayrılığı ilkesi elbette demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Fakat bu ilkenin işletilmesinden sorumlu olanların ülke huzurunu, ekonomisini ve sair bütün dengelerini gözetmek gibi bir sorumluluğu da yok mudur?

Yargının görevi aslında ve özünde toplumun huzur ve güvenini temin etmek, insanların hayatına dair her şeyin güvende olduğu hissini onlara tattırmak değil midir? Eğer öyle olduğuna inanıyorsak neden bazı adımlar ve kararlar bizim daha huzurlu olmamıza değil de ülkemiz adına endişe etmemize vesile oluyor. Ya da neden bizleri sevindirmek yerine bu Ülke için farklı emelleri ve hedefleri olanları sevindiriyor? Hukuk aynı zamanda da mantık işi değil midir? Eğer akıl ve mantık işi ise o zaman neden akıl ve mantık zaman zaman “olmazların zoru” içindedir?

Birileri, özelliklede muhalefet olayı değerlendirirken, sadece siyasi rekabet açısından değerlendirerek önemli ayrıntıları gözden kaçırıyorlar; bana göre. Bunu bir AK Parti meselesi olarak görenler de ayrı bir yanılgı içerisindedir. Sanki kendileri adına bir şeylerin hesabıymış gibi “Biz size dememiş miydik?”  ile başlayan atıflı cümlelerle, zevkten “dört köşenin karesi” oranında köşeye sahip olmuşluk edası, bu yanılgıların en üzücü halidir aslında.

Ben hukukçu değilim, CMK 250’yi yorumlayanların hukuk bilgilerinin muhakkaklığından da endişem yok; lakin benim üzüntümün sebebi yorumun, neden bu ülkeyi memnun etmeyecek bir cihette zorlandığıdır; MİT Kanunu 26. Maddeye rağmen.

Elbette demokrasilerde herkes hesap vermesi gerekiyorsa vermelidir. Fakat gidilen yolun dengelerini gözetmekte sanırım bir o kadar önemlidir. Başta Sayın Cumhur Başkanımız olmak üzere memleketin her kademesinde ortaya çıkan üzüntünün en önemli sebebi de öyle zannediyorum ki bu noktadan kaynaklanmaktadır.     

Eğer siyasi irade bir politika benimsemiş, risk almış ise benimsediği o politikanın günahını ya da sevabını seçimlerde halka verir. Onun politikalarının ve hareket alanının daraltılması, demokrasiler için “seçim”ler dışında çok mahsurlu olacaktır. Seçim dışı yöntemler, memleketi geriye götürmekten başka bir işe de yaramaz.

Bu durum sadece bugünün iktidarının meselesi de değildir. Bundan sonraki “siyasi iradelerin” atacağı adımların cesareti açısından da önemlidir. Bunun içindir ki geleceğin iktidar adayı, muhalefetin de konuya yaklaşımının bu minvalde olması gerekirdi. Fakat görünen tablo bundan çok uzaklardadır.

Öyle zannediyorum ki ülke geneli üzerinden düşünüldüğünde, çok küçük guruplar hariç hemen herkes, kurumlar arsı çekişme görüntülerinden ciddi olarak üzüntü duymaktadır. Belki de yapılmak istenenler “iyi niyetle bir görevin ifasıdır” ama yansıyan görüntü ise maalesef böyle olmamıştır.

Yaşadığımız her olay aslında ne kadar çok aklıselime ve güçlü bir siyasal iradeye ihtiyacımız olduğu inancı bende daha da pekişmektedir. Sebebine gelince, bir hadiseyle bu ülkeyi yerle yeksan olmuş gibi gösteren ya da göklere çıkaran, günü birlikçi köşe yazarlarının, bir bardak suda fırtına koparmak için fırsat kollayan zihniyetlerin varlığıdır.

Oysa bu ülke kadim gelenekleriyle, birikimleriyle her zaman her türlü hesabın üzerinde bir kıymete sahiptir. Yaşadıklarımız ve koparılan fırtınalar aslında ne kadar önemli bir ülke olduğumuzun da ispatı niteliğinde değil mi?

Siyasetin Rüzgârları bu Ülke tarihinde hep sert esmedi mi zaten? Esen rüzgârların zarar verdiği dönemler ise hep siyasi iradenin zayıf kaldığı dönemler oldu maalesef. Bugünün Türkiye’si de aklı başında ve feraseti olan bir Türkiye’dir.  

Yazımıza bahis olan konuda da görünen odur ki kriz aklıselimle aşılmaktadır. Gelen açıklamalar da toplumun endişesinin anlaşıldığını, sorunun huzurdan yana çözülmesi gerektiğini gösteren beyanlar durumundadır. Yani “kriz” bekleyenlerin hevesleri bir kez daha kursaklarında kalmıştır.

Aslında her “kriz” toplumsal hafızamızı biraz daha zenginleştirmekte ve neye ihtiyacımız olduğu konusunda da istikamet vermektedir. Ben bu sürecin de bu kazançlarla aşılmış olmasını yürekten diliyorum.

İsmail Öz - Haber 7
sosyologioz@hotmail.com
www.ismailoz.org

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat