Çok tanıdık hareketler bunlar
- GİRİŞ25.02.2012 09:43
- GÜNCELLEME25.02.2012 09:43
Bir soru: “Kimin ve hangi ihtirasın kavgası”
Son dönemlerde köpürtülmeye çalışılan bir konuyu paylaşmak istiyorum. Birileri işini gücünü bırakmış Hükümet-Cemaat İlişkisi Mühendisliği yapma merakına bürünmüş durumda; kim bilir belki de en önemli işleri budur, bu aralar.
Bizler bu hareket ve tavırlara aşinayız. Yaşadığı coğrafyada kozmopolit bir toplumla olmaya adeta mecbur olan bizler farklı dinler, mezhepler, cemaatler ve tarikatları bir zenginlik gibi görmeyi iyi bilmişiz hep.
Fakat ne hikmettir bilinmez, bırakınız ayrı dinin mensupları olmayı aynı dinin iki yansımasını birbirine düşürmeye çalışan zihniyetler var. Fakat bilmelidirler ki bu çaba beyhude bir çabadır. Hiç kimse yapılmak istenenlerin ne anlama gediğini bilmeyecek kadar “toy” bir inancın içerisinde değildir.
Bir İngiliz ajanının Irakta iki mezhep arasına nasıl girdiğini okumuştum. Bu durumlar bana biraz onu hatırlattı. O, “günlerce düşündüm ve etle tırnak arasına neren gireceğimi buldum” diyordu. O da iki mezhebi birbirine düşürmekti.
Birileri “darbe” dâhil her yolu denediler, hükümeti alt edemediler. Şimdi ise “Tarih tekerrür eder mi?” diyerek yeni bir yol deniyorlar. Ve bu yolu denerken, bazen hiç beklenmedik isimler de onların etkisinde kalarak “Hükümetle Cemaat arsında ipler koptu; ittifak bitti.” deyiveriyor. Hepimiz bilmeliyiz ki denenen bu yeni yol “güçlü yapılar/bünyeler içerden yıkılır” anlayışıyla zorlanan yoldur. Hiç kimse “Buradan bize de bir parça ciğer düşer mi?” demesin çünkü bu berhava bir istektir.
Onların okuduğunu biz neden okuyamıyoruz, yoksa bizim aklımız mı ermiyor? Oysa ben birilerinin komplo teorisyeni olmaya çalıştığını gayet iyi okuyabiliyorum. İslam inancını içine tam olarak sindirebilmiş bir insanın ihtiraslarının olamayacağını da iyi biliyorum.
Hükümet ya da cemaat ya da yeni tanımlamayla “enerjisini dinden alan cemiyet” diyelim, her iki tarafında şunu deme hakkı yoktur; taşıdıkları değerler manzumesinde, “İşi bir yerlere getirdik, güçlendik artık kimsenin kimseye ihtiyacı yok.” Bu ancak Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın ifadesiyle “Zenginlik kültürü” ürünü “iğreti” bir “vebal yorumu” olur; her iki taraf için. (Zenginlik kültürü zengin olmaktan farlı bir şeydir.) Kaldı ki herkesin, Millet adına bu vebalin farkında olduğu da bir gerçek olarak ortadadır.
Tarafların bu “hezeyan” yorumları destekleyen bir beyan ya da yorumu da ortada değilken, birilerinin “davranış falı” okumalarını anlamak zor değildir.
Bu Millet bundan önceki dönemlerde bu ve benzeri oyunlarla çok bedel ödedi ama bundan sonra aynı bedelleri ödemeyecek kadar tecrübeye sahiptir.
Hülasa o zihniyeti iflas ettiren başka bir durum da şudur. AK Parti, gücüne rağmen en uzaktaki görüşlere dahi ulaşmaya çalışırken Cemaate, “Sana ihtiyacım kalmadı” diyebilir mi? Bu da, inanç kardeşliğini anlamayanlara sunduğum siyasetin matematiği ve mantıksal çıkarımı olsun; yani seküler yorumum diyeyim.
Hiçbir usta siyasetçi, ne kardeşlik ne de siyaset matematiğine rağmen bu riski göze almaz; alanda yok zaten.
İsmail Öz - Haber 7
sosyologioz@hotmail.com
www.ismailoz.org
Yorumlar1