Çözüm sürecinde Güney Afrika modeli
- GİRİŞ02.05.2013 09:17
- GÜNCELLEME02.05.2013 09:17
Film, James Gregory isimli bir gardiyanın (görevi sansür kurulunda yer almak, mahkumlara gelen giden mektupları sansürden geçirmek) Nelson Mandela ile tanışmasından sonra, kendisine öğretilenlerle çıplak gerçeklerin ne kadar farklı olduğunu fark ediş hikayesini anlatıyor.
Güney Afrika, 1948/94 arası 48 yıl boyunca beyaz azınlığın siyah çoğunluğu ezerek iktidarını koruduğu Apartheid (ırkçı-ayrımcı) bir rejimle yönetildi.
Siyahların parti kurması, siyaset alanında faaliyet göstermesi engellendi, otobüslerde ön koltukları kullanmaları, beyazların bulunduğu bölgelerde izinsiz dolaşmaları yasaklandı.
Siyasal hak talebinde bulunan siyahlar hapislere atıldı, topluca ‘terörist' ilan edilip baskı altında tutuldular.
Ayrımcılık, umumi tuvaletlerden demiryolu vagonlarına, yerleşim yerlerinden okullara kadar bütün toplumsal düzeylerde etkili bir şekilde uygulandı.
Beyaz çocuklara ebeveynleri tarafından, “Tanrı bizi onlardan daha üstün yarattı” fikri aşılandı, yetişkin beyaz kadınların zihnine ‘siyahlar her an patlamaya hazır bir saatli bomba' imajı yerleştirildi.
Bunlarla bizim ne benzerliğimiz var? Türkiye'de ırkçılık hiçbir zaman olmadı ki! Karşı sorunuzu duyar gibiyim.
Doğru, toplumsal yapımız, tarihi geleneklerimiz, değerlerimiz çok farklı olduğu için biz de ‘ırkçılık' düşüncesi hiçbir zaman kitlesel anlamda sokağa inmedi.
Dahası Mandela, geçmişte Öcalan'ın yaptığı gibi bağımsız bir devlet kurma fikrini hiçbir zaman savunmadı.
Ama benzerlik konumuz bu değil.
Goodby Bafana filmini izlediğinizde sizi asıl çarpan gerçek, Türkiye'de yakın zamana kadar iktidar aygıtını kullan güçlerin (buna asker-sivil oligarşisi de diyebilirsiniz) kullandıkları yöntemlerle, Güney Afrika'da ki iktidar sahiplerinin yaptıklarının neredeyse birebir örtüşmesi.
Korkularla, korkutmalarla varlığını sürdüren iki türdeş rejim diyebiliriz buna.
Orada beyazlara “siyahlar geri dönerse sizi topluca denize dökecekler korkusu diri tutulurken, burada “Kürtler bölünmek istiyor, dış güçler bizi parçalayacaklar” türü korkular pompalandı.
Filmin iki yerinde Mandela'nın, ziyaretine gelen eşiyle kendi dilinde konuşma çabasının gardiyanlarca durdurulması sahnesi yer alıyor.
Bay ve bayan Mandela yerel dilleriyle birkaç cümle kurunca paralel telefonla konuşmaları dinleyen gardiyanlar (astsubay rütbesindeki askerler) “Stop. Görüşme burada bitmiştir” deyip görüşmeyi bitiriyorlar.
Bilmem bu sahne size bir şeyler hatırlattı mı?
Bir başka sahne de mahkumlardan biri siyasi bir cümle kurunca ‘nöbetçi subay' derhal talimat veriyor ve o siyah mahkumun “bayrağın kıymetini anlaması için günlerce bayrak direğine bağlı” tutulmasını sağlıyor.
Bayrak direğine sımsıkı bağlanan gencin yanında bir askerin de nöbet tutması emri var işin içinde bir de tabi.
Bizim Türkiye'de alışkın olduğumuz karanlık derin devlet uygulamalarının envai çeşidini orada da görebiliyorsunuz.
Örneğin Gardiyan Gregory'nin film boyunca irtibatlı olduğu bir binbaşı var.
Ülkede dönen bütün dolaplardan haberdar olan, bütün karanlık operasyonlara bir şekilde imza vermiş bir adam.
Mandela'nın oğlunun şüpheli bir kaza sonucu öldüğü haberini alan gardiyan Gregory, her kritik gelişme de olduğu gibi bu binbaşıyı arayıp durumdan haberdar etmek istiyor.
Ama binbaşının söylediklerini duyduğunda şok oluyor.
“Böyle bir şey olduğunu biliyorum. Mandela'ya oğlunun öldüğünü bildir ve bu habere nasıl tepki gösterdiğini de bana anlat!” diyor ‘derin binbaşı.”
En acıklı sahne ise, siyahların sadece ‘eşitlik' istediğini öğrendikten sonra tutumunu yumuşatan gardiyan Gregory'nin ‘rejimin bekçileri' tarafından önce dışlanması, filmin sonunda da oğlunu yine şüpheli bir trafik kazasında kaybetmesi.
Bu hikayeyi dinleyen benim gibi Türklerin bir kısmının “benzer şeyleri biz de yaşadık. Sadece Kürtler mi eziyet gördü” diye düşündüklerini biliyorum.
Bu da doğru.
Ama sebebi var.
Biz de Kürtler daha fazlasını yaşasa da, bütün bir millet yakın zamana kadar tehdit olarak algılandığı için, bu tür senaryolara laboratuar malzemesi olmak durumunda kaldı.
Güney Afrika yaklaşık 20 yıldır her tür renkten ve siyasal görüşten insanın barış içinde bir arada yaşadığı, bütün korkuların ortadan kalktığı bir ülkeye dönüşmüş durumda.
Bu yönüyle Güney Afrika tecrübesinin Türkiye'nin çözüm sürecinde dikkatle etüt edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Mehmet Acet - Haber 7
mehmet.acet@kanal7.com
Yorumlar6
-
meliksah
13 yıl önce
Şikayet Et
yalancı sensin. Tebrizli sen çocuklara masal mı anlatıyorsun.yok Türkler halifeden toprak istemiş yok kürtler vermiş.Saksıdan toprak mı veriyorsun. 30 bin kürt alpaslana katılmış bende katıla katıla güldüm.siz kürtler zağros dağlarında homo sapien insanı olarak yaşıyordunuz.askerlik kim siz kim.aç anadolu selçuklu tarihinide oku.kürtler bu toprakların sahibimiş tombaladan mı kazandınız 1000 li yıllara bakta bu topraklar kiminmiş Hıristiyan Bizans sizi yaşatırmıydı bu topraklarda. sen git tebrizde otur.sesinizi çıkarmayın adam gibi oturun otuduğunuz yerde.
Beğen
Cevapla
Toplam 4 beğeni
-
kemal tebrizli
13 yıl önce
Şikayet Et
melikşah sen cahilmisin yoksa yalancımısın. türkler orta asydan göçebe olarak gelirken kürtler bu toprakların sahibiydi. ekin ekiyorlardı. yerleşik olarak yaşıyorlardı. türkler o zamanki islam halifesinden rica ediyorlar. diyorlarki bizde müslümanız. şu kürtlere söle bize yer versinler bizi kabul etsinler diyor. halifede kürtlere diyor bunlar da din kardeşimiz bun türklere yer verin diyor. türkler kafile kafile gelip anadoluya yerleşiyorlar. malazgirt savaşında otuz bin kürt asker alpaslana katılıyor. sen cahilmisin yoksa kasıtlı olarakmı böyle yazıyorsun. tarihi gerçekler senin gibilerin yalanlarıyla değişmez
Beğen
Cevapla
-
kemal tebrizli
13 yıl önce
Şikayet Et
Aynısı Türkiyede yaşandı hala yaşanıyor. güney afrikada yaşananların aynısı türkiyede yaşandı hala da yaşanıyor. onun için biz farklıyız lafları boş. kürtler eğer ayrılmak istesydiler kurtuluş savaşı sırasında yunanlılar ankaraya kadar gelmişken kürtler atatürke destek olup kurtuluş savaşını doğudan başlatmazdı. bu gün egede marmamarada milliyetçilik yapan aslen türk olmayan ama bu gün bayrak sallayanlar o gün yunana teslim olmuşlardı. bu gün eğer bir türkiye devleti varsa bu da kürtler sayesindedir.
Beğen
Cevapla
Toplam 1 beğeni
-
Şevket Özsoy
13 yıl önce
Şikayet Et
Mehmet Bey. Mevhibe İnal'ın "yazısı" sizin "yorum"larınızdan daha isabetli bence.. Devamlı şunu tekrarlıyorsunuz:"30 yıldır bölüneceğiz diyorlar, bölünmüyoruz". Sudan gibi bölününce mi anlayacaksınız bunu.. Gerçi o zaman da bir kılıf uydurusunuz?!. Unutmayın Mandela hiç bir zaman silahlı örgüt kurmamıştır, katil değidir PKK/APO gibi.. Geçmişte devletin yaptığı hataları sadece "kürtlere zulüm" gibi göstermeniz çok büyük hata..
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
meliksah
13 yıl önce
Şikayet Et
bu örnek değildir. Siyahlar o ülkenin yerlileri asıl sahipleri avrupalılar sonradan geldi halbuki Biz Türkler malazgirt muharabasinin kazanıp Anadoluyu fethettiğimizde kürtler bu topraklarda yoktu iranın zağros dağlarında yaşıyorlardı bizden çık sonra geldiler yani beleşe kondular bu topraklar Türk devletinin toprağıdır hiç bir kavmin bu topraklar üzerinde hakları yoktur.hepsi misafidirller.
Beğen
Cevapla
Toplam 4 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle