Erdoğan kime meydan okudu?
- GİRİŞ15.05.2013 08:22
- GÜNCELLEME15.05.2013 08:24
Meydan okuyordu.
Siyasi hayatı boyunca dünya aleme meydan okuduğuna sık sık tanıklık ettiğimiz Erdoğan, bu defa bugüne kadar çok az yaptığı bir şeyi yapıyor ve bütün topluma ve Türkiye'ye meydan okuyordu.
Gerekirse çeker gider, ama ilkelerimden vaz geçmem diyordu.
Ki ilkelerim dediği şeyi de "bizim dış politikamızda kalp var, vicdan var ve akıl var" sözleriyle özetlemiş oluyordu.
Erdoğan grup konuşmasını tamamladıktan sonra 13 bülteninde haber kanalları, Reyhanlı patlaması sonrası Türkiye'den ayrılıp Suriye'ye geri dönen sığınmacıların görüntülerini yayınladılar.
Cilvegözü sınır kapısında bekleyen kameralar, bir otomobilin arka bölümüne doluşmuş 7,8 yaşlarındaki mahsun bakışlı çocukları sonu belirsiz bir yolculuğa uğurluyordu.
Geri dönen Suriyelilerin ‘iç sesini' ben şöyle okudum.
"bombalı saldırılar yüzünden Türkiye'nin huzurunu kaçırıyoruz. Geldiğimiz yerlere geri dönelim, başımıza ne gelecekse gelsin ama bizim yüzümüzden komşumuzun başına başka kötü şeyler gelmesin."
Sizi temin ederim pek çoğu böyle düşünmüştür.
Eğer onların yaşadıkları bizim başımıza gelse, bizim toplumumuz aynı şeyleri düşünebilecek ‘duygu derinliğine' sahip ise, bizden hiçbir farkları olmayan Suriyeliler de aynı ferasete sahip insanlardır.
Erdoğan işte bu yüzden bütün ülkeye meydan okuyordu.
Bu yüzden "Bosna savaşı olduğunda "bize ne Bosna'dan" deseydik bugün Saraybosna'nın yüzüne bakabilir miydik?" diye soruyordu.
Sonuçta Türkiye'de her 4 yılda bir seçimler yapılıyor.
Öyle değil mi?
Sonuçta "bize ne Suriye'den" diyeceksek, ilk seçimde Tayyip Erdoğan'a, Ahmet Davutoğlu'na güzel bir ders verir, ülke olarak etrafımızda olup bitenlere gözümüzü kapatır, eski günlerdeki gibi yaşamaya devam eder gideriz.
Tabi öyle bir durumda başımızı beladan kurtarmış olur muyuz? Bundan emin değilim.
Türkiye, bugünkü dış politikasını izlemediği dönemde, içe kapanık günlerinde hiç terör vakasıyla karşılaşmadı mı?
5 bin genç, hiç uğruna bu ülkede birbirine kırdırılmadı mı?
Asala, içe kapanık politika izlediğimiz dönemde terör estirmedi mi?
30 yıl boyunca PKK terörü yüzünden 40 bin insanımızı kaybetmedik mi?
Pasif dış politika izlediğimiz dönemde Suriye sınırı boylu boyunca kapalı olduğu dönemde Hafız Esad, Türkiye'ye terör ihraç etmedi mi?
Sabrımızın sınırına geldiği için baba Esad'la savaşın eşiğine gelmedik mi?
Türkiye, tercihini halklardan yana kullanmamış olsaydı ve Suriye'deki iç savaşı tamamen görmezden gelseydi, Reyhanlı türü saldırıların olmayacağının bir garantisi var mı idi?
O değil de sınırsız bir dünya istiyoruz diyen solcuların haline şaşmamak elde değil.
Çünkü etrafa bakınca Suriye meselesi gündeme geldiğinde "sınır da sınır!" diyenler en fazla onlar.
Solculuğunuzu anladıkta merhametiniz de mi kalmadı hiç?
Büyük politikacılar, rüzgara göre yelken açarak değil, doğru bildiği ilkelerinden taviz vermediği için tarihe geçerler.
Erdoğan bu yüzden Suriye'deki büyük kıyıma sessiz kalmaktansa çeker giderim diyor.
Dış politika bir nevi ‘pozisyon almaktır.'
Ben şuna inanıyorum.
Türkiye'nin Suriye konusunda aldığı pozisyon, tarih önünde en doğru pozisyondur.
Bir gün bu coğrafya da siyasi sınırlar varlığıyla yokluğu belli olmayan sınırlar haline gelecek.
Türkiye doğal sınırlarına ulaştığında, 11 yıldır izlediği pro-aktif dış politikası ve bunun sonucu olan Suriye politikası sayesinde güçlü Türkiye olacaktır.
Zorluklarına, ödenen bedellere, ağır tahriklere rağmen en doğru pozisyon budur.
Ama birileri bunu istemiyor.
İnsanı insanlığından utanır hale getiren canileri kullanarak Türkiye'yi Suriye halkıyla bağlarını koparmaya, içe dönük politikalara dönmeye zorluyor.
İsterseniz dönelim.
Baksanıza karşımızda gerekirse siyaseti bırakırım diyen bir başbakan var.
Mehmet Acet - Haber 7
mehmet.acet@kanal7.com
Yorumlar5