Ankara’da yapılan Suriye zirvesinin yansımaları

.

  • GİRİŞ18.09.2019 10:37
  • GÜNCELLEME18.09.2019 10:44

Hafta sonu Suudi Arabistan’ın petrol devi Aramco’nun tesislerine yapılan saldırı ve devamında Suudi yönetiminin üretime ara vereceğini açıklaması, enerji piyasalarında ciddi bir gerilime yol açtı.

 

 

Saldırıyı Yemen’deki İran destekli Husiler üstlendi.

Gerçi, İran topraklarından seyir füzeleri atıldığı yönünde henüz teyit edilmemiş iddialar da var ama her durumda bu işin arkasında Tahran’ın olduğu su götürmez bir gerçek.

 

 

ABD’nın uyguladığı petrol ambargosu nedeniyle ekonomisi büyük sıkıntılar yaşayan İran, askeri gücü ve nüfuzu altında tuttuğu gruplar üzerinden bu ambargoya cevaplar veriyor.

Suudi Aramco’nun tesislerine yapılan saldırıda olduğu gibi, öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerine yapılan benzeri eylemlerde olduğu gibi, “Siz benim ümüğümü petrol üzerinden sıkarsanız, ben de sizin huzurunuzu kaçıracak, petrol sevkiyat güvenliğini tehlikeye atacak eylemler yaparım” diyor.

Aramco’ya yapılan saldırı, enerji piyasalarında ürettiği gerilim dışında, Gayrisafi Milli Hasılası’nın yüzde 8’inden fazlasını askeri harcamalara yaparak bu alanda dünya listelerinin ön sıralarında yer alan Suudi Arabistan’ın, ABD garantisi altında olmasına rağmen nasıl bir güvenlik açığıyla karşı karşıya olduğunu göstermesi bakımından da dikkat çekiciydi.

Bu zafiyeti en iyi kullanan isimse, Ankara’da yapılan Suriye zirvesinin bitiminde konuşurken yüzünde beliren ‘alaycı bir gülümsemeyle’ Rusya Devlet Başkanı Putin oldu.

“BAKIN ABD SİZİ KORUYAMIYOR” MESAJI

Riyad yönetimine S-400 çağrısı yapan Putin, “Suudi Arabistan’ın siyasi liderlerinin akıllıca bir karar alması yeterli. İran liderleri zamanında bunu S-300 alarak, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da S-400 hava savunma sistemi alarak yaptı. Bu Rus silahları, Suudi Arabistan’ın tüm altyapı tesislerine koruma sağlar” dedi.

Mesajın ne anlama geldiği gayet açık:

“Bakın çok güvendiğiniz ABD sizi koruyamıyor.”

Pazar günü uluslararası yayın yapan yabancı bir yayın kuruluşunda görev yapan bir meslektaşım aradı, Aramco tesislerine yapılan saldırı ile Ankara’da ertesi gün yapılacak olan Türkiye/Rusya/İran zirvesi arasında zamanlama açısından bir ilişki olup olmadığı yönündeki görüşümü sordu.

Bilgi sahibi olmadan net bir şey söylemek mümkün değil ama böyle bir sorunun bilgiye dayalı bir cevabı olamayacağı için yoruma dayalı bir ‘zamanlama manidar’ ifadesini kullanmakta bir beis olmasa gerek.

ANAYASA KOMİTESİ İÇİN VARILAN UZLAŞMA

Erdoğan/Putin/Ruhani üçlüsünün Ankara’da yaptıkları zirvenin en önemli çıktısı, Anayasa Komitesi’ni oluşturacak isimler üzerinde varılan uzlaşma oldu.

Suriye savaşını siyasi enstrümanları kullanarak bitirme niyeti taşıyan üçlü ‘ortak iradenin’ vardığı bu sonuç için henüz ‘iyi bir başlangıç’ ifadesini kullanabiliyoruz.

Anayasa komitesinin üyeleri bir araya gelecekler, Suriye için yeni bir anayasa oluşturulacak, devamında seçimler yapılacak ve her şey yolunda giderse, 8 yılın sonunda Taş Devrine dönen bu talihsiz ülke, sakin bir limana demir atmış olacak.

Türkiye, Rusya ve İran’ın liderleri Ankara’da toplanırken yine ‘zamanlaması manidar’ diyebileceğimiz dikkat çekici bir başka gelişme karşımıza çıktı.

Esed rejiminin BM’ye mektup yazdığı, bu mektupta, “Suriye’de SDG ismini kullanan YPG/PKK’nın ‘ayrılıkçı terör örgütü’ olduğu, örgütün Suriye halkına karşı insan hakları ihlallerini sürdürdüğü” ifadelerinin kullanıldığı haberiydi bu.

ESED PKK’YA SAVAŞ AÇMADAN O İŞ OLMAZ

Belli ki, kapalı kapılar ardında Ankara’yı Esed rejimine yakınlaştırmak için Erdoğan’ı zorlayan Putin ve Ruhani’nin eline bir koz vermek için böyle bir mektup yazılması fikrinin iyi olabileceği düşünülmüştü.

Ankara, siyasi bir temas anlamında anayasanın yapıldığı, Suriye halkının iradesiyle serbest seçimlerin tamamlandığı bir ortam oluşmadan bu talebe karşılık vermeyeceğini daha önceden ilan etmişti.

İranlılar, Türkiye’yi Şam rejimiyle doğrudan diyaloğa geçmeye ikna etmek için bir süredir şöyle bir soru soruyorlar:

“Güney sınırlarınızda PKK’yı mı görmek istersiniz, yoksa merkezi Şam’da olan toprak bütünlüğü sağlanmış bir Suriye devletini mi?”

Sorunun Ankara için ‘çekici’ bir tarafının olduğunu söyleyebilirim.

Ama bunun için sahadaki gerçekliğin böyle bir hedefle uyumlu hale gelmesi gerekiyor.

Yani, Esed’in BM’ye gönderdiği mektubun içeriğine uygun düşecek şekilde, Şam rejimi PKK’nın üstüne yürür, Türkiye sınırlarına kadar gelirse, Ankara’nın buna yeşil ışık yakacağını öngörmek mümkün olacaktır.

1998’de yapılan Adana mutabakatı zaten böyle bir yükümlülüğü öngörüyor.

Ankara’nın bu anlaşmaya olumlu bakmasının temel gerekçesini de bu oluşturuyor.

Ankara zirvesinin sonuç bildirgesinde “Suriye’de gayrimeşru özyönetim teşebbüsleri dâhil olmak üzere terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişim reddedildi” ifadesine yer verildi.

PKK/YPG’yi adres gösteren bu ifadenin Rusya ve İran’ın da onayını alarak metne girmesi önemli.

Yenişafak

Yorumlar2

  • Metin Abi 1 ay önce Şikayet Et
    Orta Doğu da radara yakalanmayan F35 birtek İsrail'de var. İranın desteklediği güçlerde veya iranda radara yakalanmayacak kapasitede bu saldırıyı yapacak ekipman olmasıda bana gülünç geliyor
    Cevapla
  • oraloğlu 1 ay önce Şikayet Et
    nasihat ve bilgilendirme: Hep şu yaptı,, bu yaptı ile ömrünüz geçiyor. '' sanmaki zehir zehirliyor, yemek karın doyuruyor'' Ne anlama geldiğini hala araştıran yok.. çok kötü. müşahade yakin ehlinden.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat