Kahrından ağlayan gazeteciler!
- GİRİŞ26.04.2012 11:45
- GÜNCELLEME26.04.2012 11:45
Şimdi de şunu söylüyorlar.
“28 Şubat’çılarla iç içe çalışmalar yürüten gazetecilerin yaptıkları yanlıştı ama, onların bu yaptıklarına ‘kriminal’ bir gözle bakılamaz.”
“Dolayısıyla bu gazeteciler, dalga dalga ilerleyen soruşturmaya dahil edilmemelidir.”
Zekice bir buluş doğrusu.
‘Kriminal’ sözcüğünü piyasaya sürdüğünüz zaman, çağrışımı da peşinden geliyor tabi.
“Bu adamlar, adam mı öldürdü ki yargılayacaksın!..”
“Bu arkadaşlar “yaptığımız etik bir hataydı, ettik bir hata, bari siz etmeyin” desinler bitsin bu iş.”
Gerçi çoğu onu da demiyor ama…
SAVAŞ TÜCCARLIĞI, DARBE TÜCCARLIĞI
Bizdeki 28 Şubat süreci bana, Amerika’nın 10 yıl önce yaşadıklarını, yani Irak savaşına nasıl sürüklendiğini hatırlatıyor.
Unuttunuz belki de.
Irak savaşının asıl gerekçesi, Saddam Hüseyin’in elinde olduğu söylenen kitle imha silahları idi.
Olmayan bir şeye geniş kitleleri inandırmanın en iyi yolu nedir?
Psikolojik savaş enstrümanlarını en güçlü şekilde devreye sokmak.
Dönemin Bush yönetiminin görülmemiş manipülasyon yetenekleri, dönemin ABD basınının büyük bölümünün bu manipülasyona gelmesi ve abartılı bir dille toplumu Irak’tan gelecek kimyasal ve biyolojik saldırı konusunda alarma geçirmesi ile savaş başladı.
Savaş bittiğinde ABD askerleri Bağdat’ta Saddam Hüseyin heykelini devirdikten sonra ilk iş olarak, ülkenin dört bir tarafında saldırı için hazır tutulduğu var sayılan kitle imha silahlarını aramaya başladılar.
Bir süre sonra böyle bir şeyin olmadığı ortaya çıktı ama, iş işten geçmişti.
EYVAH BİZ NE YAPTIK!..
Sonra şu oldu.
Fabrikasyon haberlerle ‘savaş tüccarlığı’ yapan gazetecilerin bir bölümü, kendilerini ve savaş öncesi yaptıkları haberleri sorgulamaya başladılar.
Washington Post, New York Times gibi ana akım (merkez) medya gruplarından pek çok gazeteci, zorlama yöntemlerle yönlendirici haberler yaptıkları için halktan özür dilediler.
2007 yılında ABD’ye gittiğimde, dönemin ABD medyasının kendisini nasıl sorguladığını anlatan müthiş bir belgesel izlemiştim.
‘Buying the war’ isimli bu belgeselde gazetecilerin bazıları “o dönemde yaptığım haberlerden dolayı kendimi hiç affetmeyeceğim” diyordu.
Bazıları kahrından ağlıyordu!..
Kimi gazeteciler, kimin kendilerini nasıl yönlendirdiğini etkileyici bir biçimde anlatıyordu.
Yaptıklarından dolayı pişmanlık duymayan, savaş çıktığı için hedefe ulaşmış olmanın mutluluğunu yaşayan ABD’li gazeteciler de vardı elbet.
Tıpkı bizde olduğu gibi!..
Üstelik biz de ikinci gruba girenlerin sayısı çok daha fazla.
Küçük bir özeleştiriyi bile çok görüyorlar.
5 yıl önce Washington’da o belgeseli izlerken içimden, bu ülkede bir dönem yaşananlar bir dönem benim ülkemde yaşananlara ne kadar çok benziyor diye geçirdiğimi hatırlıyorum.
Geçen gün, Cumhurbaşkanı Gül’ün beraberinde Hollanda’ya götürdüğü, 28 Şubat dönemi Hürriyet Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Sedat Ergin’in Cumhurbaşkanına sorduğu soruları görünce içimden “eyvah!” dedim.
“Galiba, 28 Şubat’ın sorumluluğunu Gül’ün üzerine yıkmaya çalışıyor.”
28 Şubat MGK’sında imzası var idiyse, kesin sorumluydu!..
28 Şubat’ın günahlarını, hem o dönemde hem de bu dönemde darbelere, muhtıralara en sağlam duruşu göstermiş olan bir ismin üzerine yıkmaya çalışmak.
Tam da 28 Şubat’ın ruhuna uygun bir davranış.
Sedat Ergin’e tavsiye ederim, İngilizcesi de var hem.
Youtube’a ‘buying the war’ yazsın, karşısına gelen belgeselin bütün bölümlerini izlesin.
El aleme basın etik kurallarına ilişkin caka satacaksa bari ondan sonra satsın.
Yorumlar2