Suriyeli vatandaşlar etrafında bir tezekkür

Sık sık okuyucularımdan özür dileyerek yazıya başlamaktan usandım ama çaresizlikten yine özür dileyeler başlayacağım yazıma…

  • GİRİŞ15.07.2016 08:13
  • GÜNCELLEME16.07.2016 12:53

Malum önce gözlerim kapandı, sonra ameliyatla açıldı ardından ödem yaptı ve yeniden görme sıkıntısı yaşadım. Şu birkaç gündür elhamdülillah ekranda yazdıklarımı görebilir hale geldim. O yüzden de ilk iş olarak siz okuyucularımla buluşmak istedim.
Nasılsınız görüşmeyeli?

“Size Türkiye’nin hali nicedir?” diye de soracağım, ayıplayacaksınız. Ayıplamayın. Çünkü kitap ve gazete okuyamadığım şu dönemde doğrusu televizyon ve radyo da dinlemedim.  O yüzden dünyanın ahvali nicedir tam bilemiyorum. 

Ne var ki gezdiğim gördüğüm beldelerde ve şehirlerde, dinlediğim insani hikâyeler, Suriyeli mülteciler meselesine artık Türkiye’nin ciddi bir şekilde eğilmesi gerektiğini gösteriyor. Hikayeler dramatikleşiyor ve öfkeler patlama noktasına gidiyor

Kimisi bu kadar insanın Türkiye’ye alınmasından çok şikâyetçi! 
Kimisi memnun. Memnun olanların ekseriyetinin ucuz işçi çalıştırma şansı(!) yakalamış işverenler olduğuna şahit oldum. Fırıncıdan lokantacıya, kebapçıdan yazlık tesisat işleticisine ve inşaatçısına kadar! Yerli işçiye 5 lira verirken, Suriyeliyi bir liraya çalıştıran çok insan var…
Bir kısım insan da var ki tedirgin, kaygılı. Onlardan biri de benim. 
Daha önce de değişik yazılarda temas ettim. Suriyeli vatandaşların Türkiye’ye gelmeleri için el altından yoğun bir şekilde teşvik edildiklerini, yerlerinden ayrılmak istemeyenlerin de Esed güçleri ve PYD teröristleri tarafından tedirgin edilerek Türkiye’ye sürüldüklerini yazdım. Hatta bundan iki sene önce bu işin simsarlarının çıktığını, insanları kasıtlı olarak Suriye’ye sürdüklerini ve karşılığında da büyük kazançlar elde ettiklerini yazdım.
Ta baştan itibaren bunun bir üst aklın işi olduğunu da vurguladım.
Çekiç Güç ile başlayan ve nihayet Amerika’yı, PYD terör örgütünü aleni şekilde desteklemeye sevk eden projenin amacı, Erbil ve Musul’dan başlayarak ta Akdeniz’e kadar, Irak ve Suriye topraklarında 30 kilometre derinlikteki alana yayılmış bulunan Türkmenlerden arlandırmaktı. 

Bu, Türkiye’nin de basiretsizliği –hadi öyle demeyelim maraz halini alan merhametinden diyelim- sayesinde hemen hemen tamamlandı. 
Kuzey Irak bölgesindeki Türkmenler, bizzat Amerika ve Peşmerge işbirliği ile temizlendi. Musul ve Kerkük’ün tapu kayıtları yakıldı. 
Suriye’nin kuzeyindeki Türkmenler ise PYD-Amerika, Esed-Rusya işbirliği ile yok edildiler ve yerlerinden sürüldüler. Boşaltılan yerlere de bir kısmına PYD militanları, diğer bir kısmına da Şiiler yerleştirildi. 
Esed ve Rusya işbirliğinin daha derin bir amacı vardı. Bölgeyi Sünni unsurlardan temizlemek! Güney Suriye’de yapılanlar da buydu. 
Bugün Suriye ve Irak, Haçlıların Kudüs’ü ilk işgal ettikleri dönemdeki demografiye dönüşmüş durumdalar… Sünni nüfus perişan, heterojen nüfuslar tüm bölgelere hâkim durumda. 
Bu haksızlık zeminini kullanan IŞİD, güya Sünni bir karakter göstermekle birlikte, yaptıklarıyla, BOP’un gerçek planlayıcılarına hizmet ediyor.
Hâsılı, Suriye ve Irak, Türkmenlerden ve PKK ve Esed boyunduruğunu tanımayan Kürt ve Araplardan temizlenmiş bulunuyor.

Nereye Gitti Bu İnsanlar?  
Suriye 13 milyonluk bir ülke idi iç savaş başlamadan. Şimdi 5 milyon civarında olduğu söyleniyor. Bu yedi milyon insan nereye gitti?
Tabii ki en büyük kısım; yani yaklaşık 4 milyonu (3 milyon 700 bin) Türkiye’ye geldi.
Türkiye almasın mıydı? Tabii ki komşunuzda yangın varsa sel baskını varsa size sığınacaklardı. Sığındılar. Ve Türkiye tüm dünyanın birlikte yapması gereken yardımı tek başına yaptı, mağdurlara kucak açtı. Mağdura kucak açmak iyidir. Ama mağdura kucak açıyorum diey kendini mağdurlar safına düşürmek doğru değildir. Kur’an “vela tukattir vela tubezzir…” (İsra, 26-27) diyor 
Ama Türkiye bununla kalmıyor. Şimdi bu insanlara çifte vatandaşlık hakkı veriyor. Yeterince yapılmış bir tartışma sonucu böyle bir karar alınıp alınmadığını bilmiyorum ama ben bunu doğru bulmuyorum.
Türkiye’ye sığınmış unsurların içinde provokatif unsurlar bulunması da muhtemeldir ve hem de vardır. Yarın bunların Türkiye’nin başına bela olmayacağını kimse garanti edemez. Üstelik de Kürtler, Kürtlerin yoğun bulunduğu bölgelere ve Araplar, Arapların bulunduğu bölgelere yerleştirildiler. Zaten kritik olan bölge yapısı daha da kararsız hale getirildi. En küçük bir sosyal patlama bu bölgeleri ateş yerine çevirir. 
Sosyoloji denilen bir hakikat var ve siz onun usullerine riayet etmezseniz, bir gün gelir, bu bölgelerde yaşanacak sosyal patlamalar, ayrışmaya kadar varır.

Amaç Da Bu Ya 
Zaten size açık söyleyeyim, nihai amacın bu olduğu kanaatindeyim; Türkiye’yi kargaşaya sürüklemek ve nihayet Anadolu’da ‘Türk İktadırı’na son vermek. Çünkü Tanah, ahir zamanda gerçekleşecek büyük Yahudi kırımının Türkler eliyle olacağını ima ediyor. “Kuzeyden gelecek, kavim kıran kavim…”  diyor  
1992 yılında yazdığım “II. Babil Operasyonu” yazısında, Irak’ın sonun geleceğini, bu operasyonların arkasında Siyonistlerin, “Büyük İsrail Devleti”ni kurma emelleri bulunduğunu, o yüzden de işe, kadim İsrail Devletini yıkan bölge halkından başlandığını yazmıştım. İsra Suresinin ilk 8 ayeti de bu gelişmeleri açık seçik anlatır…

Malum, Babil (Güney Irakta kurulu bir devletti) Kralı Nebukadnezar, Kudüs merkezli İsrail devletini yıkmıştı, Güney İsrail devleti olan Yehuda’yı da Kuzey Irak devleti olan Ninova yıkmıştı. Ninova kralı sonradan Ester( ) adında bir Yahudi kızıyla evlenip devletin idaresini Yahudilere bıraktığı için, bugünün Yahudileri de yıktıkları Irak’ın o bölgesini, şimdi Kürt olan eski bir Yahudi aileye bıraktılar… Babil’i ise (Güney Irak bölgesini) “kadim dostları” olan Farslara (Meşhedi Farslara –ki İslam’a düşmanlıkta Yahudi’ye pabuç bırakmazlar- ) verdiler. Çünkü Pers kıralı onları Babil esaretinden kurtarıp Kudüs’e dönmelerini sağlamıştı… 
Türklere gelince… Hem Tevrat’ta hem Kur’an’da Yahudilere şamar vuracak kavim olarak gösterilir. Tabii ki açık seçik yazılmaz bu. Kur’an’da “Nuh’un çocukları” diye geçer, Yeremya ve İşaya’da( ) “Aslanlar yurdunda oturan kavim kıran kavim…” diye geçer. Kuzey’den gelecekler ve artık küstahlıkları arşa ulaşmış beni israile haddini bildirecek!
O yüzden bu bölgede tüm planlar bu eksende cereyan eder. Zaman zaman eskatoloji dediğim, kıyamet senaryosu dediğim bu. Evet, bütün siyasi çekişmeler, kıyamet senaryosu etrafında dönüyor. Yahudiler arzı mevud denilen bölgede devlet kurmadıkça kıyamet kopmayacak diyorlar. Kur’an ve Resullah 8sav), kıyamet kopmadan, Yahudilere İslam’a yaptıklarının cezası olarak çok ağır bir ders verileceği bildirilir. Herkes o gün için eteğine taş topluyor. Veya düşmanlık ve dostluğunu bunun üzerinden yapıyor. 

Kıyamet senaryosu olmayan devletler ise, senaryosu olmayanlara peştemalcılık hizmeti yaparlar ve karşılığını alırlar. 
Evet, Türkiye ve Türk halkı, tüm dünya olaylarının merkezinde yer alıyor ve daha da alacaktır. Hadiseler de daha da bizim etrafımızda yoğunlaşacak. 
Tüm dünya sana tuzak kurarken senin her hareketini doğru yapman gerekir. Ama bu da bir ferasetle olur. 
Bu ferasetin millette oluştuğunu görüyorum. Devlette de işin farkında olan var. Ama maalesef Dışişlerimiz hala eski monşerlikten tam kurtulamamış. 
Zokayı hemen yutuyorlar. Suriye meselesinde kendimizi iyot gibi açığa düşürmemiz, ikinci bir Baltacı Mehmet vakasıydı adeta…  
Süleyman Şah türbesini çekmemiz öyle… 

Suriye’den buraya sığınan herkese kucak açmamız öyle... 
Keza Türkmenlerin yerlerinden sökülüp kaçmalarına göz yummamız öyle… Bunlar maalesef basiretsizce yapıldı… belki başka çaremiz de yoktu, biliyorum ama doğru şeyler değildi…
Bununla birlikte ben hala umudumu koruyorum.  Allah’ın bu kavme, daha doğrusu sağlam iman üzere kalan Müslümanlara yardım edeceğine inanıyorum. 
Allah (cc) “Ve mekeru fe mekerallah” buyuruyor. Siz tuzak kurun, ben de tuzak kuracağım veya siz bir takım stratejiler oluşturup ona göre hareket ediyorsunuz, benim de stratejim var, Allah galip gelendir… demeye getiriyor Kuran. 

Doğru hareket etmek, bilinçli davranmak zorunda Türkiye... Elbette Suriyelilere kucak açmak insaniydi. Ama bunun yaparken de kendi yapısını koruması da gerekiyor. 
Yavuz Sultan Selim’in, O bölgelere hem de en stratejik bölgelere Türkmenleri yerleştirmesi uzak görüşlü bir devlet adamlığıdır. O beş yüz yıl sonrasını görerek hareket etmiş.
Bizimkiler 5 sene sonrayı görseler yeter…

 

Yorumlar15

  • atabek 2 yıl önce Şikayet Et
    allah sağlık afiyet versin kıymetli hocam.her zaman duacıyız size.
    Cevapla
  • Mustafa 2 yıl önce Şikayet Et
    Allah kaleminize ve kelamımıza güç ve kuvvet versin hocam.. Yazar çizerlerimiz keşke hep böyle objektif bir bakış açısıyla yazsalar.. Rabbim ümmete zeval vermesin sizi seviyoruz..
    Cevapla
  • Ugur 3 yıl önce Şikayet Et
    Erdoganin aciklamlari gercekten toplumu gerecek halde vatandaslik toki aciklamasi 4 milyon adama vatandaslik vermek icin ciddi entegrasyon politikasi gerek Suriyelilerin gelmesi iyi oldu esasen artik sokaklarda eski yazi var bozulmus turk nufusuna (gaylar dinsizler yari ciplaklar) karşı taze kan oldu sunni kimligiyle
    Cevapla
  • Omer G 3 yıl önce Şikayet Et
    Yavuza kadar gitmeye gerek yok.Zira 1864 göçünde Osmanlının muhacirleri değerlendirme ve iskan politikası incelense bugün için de doğru çözümler üretilebilir. Selçukludan bugüne kadar bu topraklardaki demografik çeşitlilik ve hareketlilik neticede çoğunlukla artı sonuçlar vermiştir. Hüsnü zan Hüsnü neticenin başlangıcı olsun. Allah şifanızı da ihsan eder inşallah
    Cevapla
  • cet 3 yıl önce Şikayet Et
    katılıyorum hocam
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat