Filozof Rıza Tevfik, Abdülhamit'ten nasıl af diliyor?

Eklenme: 22 Kasım 2010, 06:21
Güncelleme: 22 Kasım 2010, 06:21 / 10,813 Okunma / 26 Yorum
Meryem Aybike SİNAN

Filozof Rıza, Sultan Abdülhamit Han’dan böyle af dilerken, öte yandan Süleyman Nazif ve devrin önde gelen diğer edebiyatçıları Rıza Tevfik’ten sonra pişmanlık duyarak gerçeklerin farkına varmıştır.

        Türk tarihinin en kudretli Hakanı, en dervişane olanı ve en uzun tahtta kalanı Sultan Abdülhamit Han’dır hiç şüphesiz. Ancak en talihsiz, en hakkına girilen ve en yanlış tanıtılan da yine odur.

         Bu dönemin çok iyi incelenip, analiz edilmesi gerekir diye düşünüyorum. Payitahtı otuz üç yıl gibi uzunca sayılacak bir süreçte tarihin en zorlu mücadelesini hep siyasi hem de askeri ve ekonomik anlamda en az toprak kaybı ile başarıyla koruyan ve devletin bekası için çok ince ve kıvrak zekâsıyla tarihe damgasını vuran nadir padişahlardandır.

         Nitekim o dönemi irdelediğimizde hem içerde hem dışarıda oynanan siyasi satranç oyunlarına en mukavemetle müdahale etmesini bilen bir güçlü kişilik ve aydınlık bir halet-i ruhiyye görüyoruz.

         O dönemi iyi bilen ve söz sahibi olan dünya çapında kişiliklerin onun hakkında söylediklerine baktığımızda çok enteresan bilgilere ulaşıyoruz. Mesela;

Fransız Elçisi BOMPARD: Sultan Abdülhamit Han, kendisiyle oynanır bir padişah değildir. Zamanında avrupada onun kadar dış siyasete aşina bir diplomat yoktu. Büyük feraset sahibi bir diplomat olduğundan, politika işlerini tehlikeli yerlerden geçmeyerek idare ederdi.” 

D’İSRAELİ: Abdülhamit, ne müstebit, ne mutaassıp, ne müfsid bir adam değil, âdil ve memleketini, milletini seven bir hükümdardı.

JOAN HASLIP: O asla cani ve zalim değildi; tarih bir gün onun daima milletinin saadeti için çalıştığını yazacaktır.”

HUNTINGTON: “ Bosfor’da oturan ihtiyar tilki, dünya çapında bir siyasi idi’

İngiliz Sefiri O’CONNOR: Avrupa’da barışı koruyan adamdır.”

         Dışarıda Abdülhamit’i iyi bilenler böyle düşünüyorlar!  Lakin o dönemde Abdülhamit’i “Kızıl Sultan, Pinti Hamit, Deli, Zalim” diye ilan edenler, onu tahtından indirip usulden olmadığı halde Selanik’e sürgüne gönderenler ki o tarihe kadar tahtan indirilen hiç bir padişah böylesi bir sürgün yaşamamıştır! Bu Osmanlı tarihinde bir ilktir! Öyle ki tahttan indirildiği yetmezmiş gibi “ Çırağan” sarayında kalma isteği dahi kabul görmemiş, apar topar Selanik’e gönderilmiştir.  An’aneye tamamen aykırı bir tutum sergileyen İttihatçıların bu tavrı uzun süre hafızalardan silinmeyecektir.

         Bu başıbozuk tavır karşısında vakarını bozmayan Sultan Abdülhamit Han, metanetiyle, güçlü iradesiyle ve asla bükülmeyen kudretiyle çevresindekilere hüznünü hissettirmemiş, sadece ısrarla ailesini yanında istemiştir.

        Sürgünle birlikte Yıldız Sarayını basıp şahsi eşyalarından tutunuz da devletin önemli evraklarına kadar yağmalayıp talan edenler,  çok kısa süren bir sarhoşluk ve başıboşluk döneminden sonra uyandılar.  Derin pişmanlıklar içinde geçen günleri anmaya, Ulu Hakan’ı yâd etmeye başladılar. Yaptıkları hataları anladılar ama iş işten geçmiş, Ulu Hakan İstanbul'da acı içinde vefat etmiştir!

Bunlardan, Filozof Rıza Tevfik, "Sultan Abdülhamid'in Ruhaniyetinden İstimdat" isimli şiirinde hislerini şöyle dile getirmiştir:

Divane sen değil, meğer bizmişiz!
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz!
Sâde deli değil, edepsizmişiz!
Tükürdük atalar kıblegâhına"
 

Filozof Rıza, Sultan Abdülhamit Han’dan böyle af dilerken, öte yandan Süleyman Nazif ve devrin önde gelen diğer edebiyatçıları Rıza Tevfik’ten sonra pişmanlık duyarak gerçeklerin farkına varmıştır. Mesela Süleyman Nazif şöyle diyor bir şiirinde:

Abdülhamit Han,  hemen hemen en yakınlarım dedikleri birçok insan tarafından ihanete uğratılmıştır. Bir zamanlar emri altında titreyen birçok subay, kendilerini koruyamayacaklarını, kendileri için en iyi mekânın Selanik olduğu görüşünde birleşmiş ve Ulu Hakanı Dersaâdet’den uzaklaştırmanın en doğru seçenek olduğunda ısrarcı olmuş ve ihanetlerini tescil etmişlerdir!

Rıza Tevfik Bölükbaşı, ihanet abidesi bu güruha da şiirinde giydirmeyi ihmal etmiyor aşağıdaki dörtlükte!

Padişahım gelmemişken ya da biz
İşte geldik sende istimdada biz
Öldürürler feryada başlasak biz
Hasret olduk eski istibdada biz

Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
Bir sürü türedi, girdi meydana.
Nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
Yuh olsun bunların ham ervâhına!
 

Bir takım haysiyetsiz ve dahi basiretsiz kimselerin tehdit ve baskıları altında eşyalarını bile almadan ailesiyle apar topar sirkeci garına götürülüp trene bindirilip 27/28 Nisan gecesi ülkeden gönderilir Sultan Abdülhamit Han!

“Babam Sultan Abdülhamit” adlı eserinde kızı Ayşe Osmanoğlu bu sürgün gecesiyle ilgili olarak; “bazı istasyonlarda nümayişler yapılmış bir defasında taş da atılmıştır! Diyerek ülkeden hangi ruh haletiyle ayrıldıklarını anlatmaktadır. Ayşe Sultan’a göre Sultan Abdülhamit Han, Yıldız Sarayından ayrılırken ancak bir bavul ile içinde Kur’an-ı Kerîm bulunan çantasını almıştır yanına. 

Rıza Tevfik Bölükbaşı, Ulu Hakan’dan sonra ülke dağılma rotasına girince gerçekleri fark eden derin bir utanç yaşayan aydınların sesi olmuştur aslında. Ama artık O yoktur. Ortalık bulanıktır ve olan olmuştur! Artık çok geçtir!

Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han?
Feryâdım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günâhına!


Rıza Tevfik Bölükbaşı sanırım bu şiiriyle filozofluğunu tescilliyor. Sevr Anlaşmasını yapan heyette imzası bulunan şair aslen tıp doktoru olmasına karşın edebiyatla yakın ilgisi yüzünden daha çok edebi kişiliğiyle tanınır olmuştur. Sevr’deki imzası yüzünden ‘Yüzellilikler Listesi’ne alınmış ve uzun yıllar yurt dışında sürgünde kalmıştır. Batı felsefesinin Türkiye’de tanıtılması ve İstanbul üniversitesinde bu dersi okutmasından dolayı “feylesof” unvanını almıştır.

Şu var ki ne yaparsak yapalım tarih affetmiyor!

Hakan da olsak, feylesof da olsak, asker de olsak, halk da olsak her yaptığımız yanlış iş bir şekilde soruluyor ve bedel ödeniyor. Sözlerimizi yine Feylesof Rıza’nın Sultan Abdülhamit’e seslenişi ile bitirelim. 

Milliyet dâvâsı fıska büründü,
Ridâ-yı diyânet yerde süründü,
Türk'ün ruhu zorla âsi göründü,
Hem peygamberine, hem Allâh'ına.

Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
Ahiretten bile himmet eylersin,
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefâat kıl şâhım mededhâhına.

Muhabbetle Kalınız!

Meryem Aybike Sinan - Haber7
meryemaybike@gmail.com

 

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri