Kırım kan ağlıyor

Eklenme: 26 Eylül 2011, 08:11
Güncelleme: 26 Eylül 2011, 08:11 / 6,053 Okunma / 4 Yorum
Meryem Aybike SİNAN

“Yurdunu Kaybeden Adam” gerçek yurdunu aramaya ebediyete gitti.

Yazımızın başlığı değerli ağabey Yavuz Bahadıroğlu’nun aynı adlı kitabından. Nitekim Kırım bu kez gurbetteki oğlunu, Kırım’ın sesini kaybetti, kan ağlamaz mı, boyun bükmez mi?

Türk ve Dünya Edebiyatının büyük romancısı Cengiz Dağcı İngiltere’deki evinde kendi ölümünü yazdırdı bu kez!                                             

Kırım Türklerini, ilk kez onun romanlarında tanımıştım. Evimizin çatı katına atılmış eski kitapların arasında bulduğum tozlu bir kitaptı. “Onlar da insandı”.  Henüz ilkokul üçüncü sınıfta okuyan bir öğrenci için oldukça kalın ve karmaşık bir kitap olmasına rağmen kimselere bir şey sormadan kitaba çatı katında ısınmıştım bile. Kiremitlerin arasından sızan zayıf ışığın yer yer aydınlattığı tozlu kitapların arasında, ilk formasını bir nefeste okuyuvermiştim.

Aşağıya indiğimde Kırım benim için boynu bükük bir yaralı diyardı...

İkinci dünya savaşı, arada kalan insanların acıları, kolhoz denen kolektif sistemin ayak sesleri yüreğime basarak ilerledi. Romanın başkahramanı Bekir, kızı Ayşe, kahraman Selim ve kolhoz’un ayrılmaz parçası Macik...

İvan’ın, köye yerleşen diğer Rusların Kızıltaş köyünü kısa zamanda nasıl perişan ettiklerini, nasıl yağmaladıklarını bugün bile dehşetle kalbimde duyuyor, ürperiyorum. Kırım, çocuk yüreğimin kuytularında yerini bulmuş ve derin hüznünün gölgesini bırakmıştı.

Cengiz Dağcı kadar Sovyet rejiminin can acıtan yanlarını gerçekçi bir şekilde veren bir başka Türk yazar var mı bilmiyorum. “Onlar da İnsandı” romanını okuduktan sonra yana yakıla bu eserin devamı olan “Kolhozda Hayat” adlı romanı aramaya başladım.

“Kolhozda Hayat” romanında alıştığım kahramanların büyük çoğunluğu artık yoktu. Bir gözyaşı sağanağına tutulmuş kederlenmiştim. Aradan uzun zaman geçti. Ben Türkoloji eğitimi aldım.  Mesleğim gereği birçok edebiyatçımızı romancımızı okudum, tanıdım. Ancak beni Cengiz Dağcı kadar etkileyen bir başka romancımız olmadı, olamadı.

Türk Edebiyatının şüphesiz en büyük romancısıdır Cengiz Dağcı. Kırım Türklerinin hazin dramını, sürgünlerini böylesine yalın ve gerçekçi anlatan bir başka yazarımız yoktur. Bizim dünya çapında övülmeyi, takdir edilmeyi hak eden nadir sanatçılarımızdandır.

El, bizi kötüleyen içimizdeki ağyara, methi seniyeler düzerken onları ödüle boğarken, bizler onu hiç var saymadık, hiç hatırlamadık,  yeterince anmadık.

İşte acı haber Cuma günü Edebiyat Dünyasına düştü.

“Yurdunu Kaybeden Adam”, gerçek yurdunu aramaya ebediyete gitmişti. Hem yurdunu, hem hayatını yitirmişti.

Cengiz Dağcı çok istemesine rağmen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı defalarca reddedilmiştir. Birkaç yıl önce Eskader ve bağlı kuruluşu Sanatalemi.net sitesi bu meseleyi gündeme getirmiş ve yılın romancısı seçilmişti.

Bu vatandaşlık başvurusunun akıbeti ne bilmiyorum!

Cengiz Dağcı, Kırım Türklerinin haykıran sesi olmuştur, tıpkı Mustafa Cemiloğlu gibi. Tıpkı İsmail Gaspıralı gibi. Gaspıralı’nın “Dilde, işte ve fikirde birlik” idealinin en büyük temsilcisidir Cengiz Dağcı.

Zira bütün eserlerini Türkiye Türkçesiyle yazmıştır!

Bu arada İsmail Gaspıralı’dan söz etmişken aklıma beni hatırladıkça hüzne boğan bir büyük utanç düşüyor. Gaspıralı, Rusya’daki büyük Türk ve İslam uyanışının belki de en büyük ismidir. Lakin hayatı boyunca Müslümanların kazanımlarını ve Türk birliğini kendisine en büyük hedef koymuş ve ciddi mücadeleler vermiştir. Rusya Harb Okulunda iken Türkiye’ye gelmek için yola çıkıp yakalanması onun askeri hayatını bitirir ve daha sonra bir yolunu bularak Fransa’ya gider. Paris’te ünlü Rus yazar İvan Turgenyev ile tanışır ve bir süre kendisine asistanlık yapar.

Bu arada Osmanlı’daki fikir hareketlerini yakından takip etmektedir. Birçok dergiye yazılar göndermekte ve Osmanlı düşünce adamlarıyla görüşmektedir. Nihayet 1874 yılında İstanbul’a gelir ve çocukluğundan beri “Osmanlı Zabiti” olma hayalini gerçekleştirmek için Harp Okulunda birtakım girişimlerde bulunur ancak onun bu isteği de tıpkı Cengiz Dağcı’nınki gibi reddedilir! Bunun üzerine tekrar Kırım’a döner.

“Çırpınırdı Karadeniz
Bakıp Türkün Bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim,
Düşebilsem toprağına.

Ayrı düştüm dost elinden
Yıllar var ki çarpar sinem
Olsun bütün yaban eller
Kurban Türkün bayrağına"

Şarkı formatındaki bu türküyü ne zaman dinlesem, aklıma bir ceylan güzelliğindeki mahzun diyar, Kırım gelir, Kızıltaş köyü gelir, Akmescid gelir,  Kırım Türkleri gelir. Çok uzaklara sürülen, oralarda hayatlarını kaybeden mahzun ve mazlum Kırım Tatarları gelir. Cengiz Dağcı gelir, İsmail Gaspıralı gelir ve Mustafa Cemiloğlu gelir aklıma.

Türk Dünyası çok büyük bir romancısını ve düşünce adamını kaybetti.

Cengiz Dağcı ismi bütün romanlarında İstanbul Türkçesini kullanarak bütün Türk dünyasına İsmail Gaspıralı’nın o ünlü idealini ispatlamış, mahzun ve mağdur Kırım Türklüğünün dünya ölçeğindeki sesi olmuştur.

Allah rahmet eylesin. Bütün Türk İslam dünyasının başı sağ olsun.

Muhabbetle Efendim!

Meryem Aybike Sinan/ Haber7
meryemaybike@gmail.com

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri