Politikacıları Yargılamak
- GİRİŞ21.05.2012 09:46
- GÜNCELLEME21.05.2012 14:09
Beni derinden etkiledi bu yazı.
Satırlar ilerledikçe gözlerimin dolduğunu hissettim.
Gerçekten çok etkilendim. Bir siyasinin insani tarafını, tarihine bağlılığını, atalarına saygısını gördüm bu yazıda, hem de zirvedeyken… Politik zirvede… Üstelik 1950’li yıllarda…
Demokrasinin yeni yeni emekleyerek Türkiye’ye girmeye çalıştığı yıllarda.
Bir hikaye tarzında yazılmıştı olay.
Belli ki canlı bir tanığın anlatımı, ağızdan çıktığı ve kulağa geldiği şekli ile kağıda dökülmüş.
Bir akademisyen ve tarih araştırmacısı olarak konuyu araştırmak gereğini duydum.
Doğru muydu yazılanlar yoksa yıllar sonra duygu sömürüsü mü yapılmaktaydı saygın bir merhumun arkasından.
Olay Merhum Başbakan Adnan Menderes ile ilgili.
Bir Kıbrıslı Türk olarak müthiş saygı duyduğum, hayranı olduğum, her gece kendisine dualar ettiğim bir insan Adnan Menderes. Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun.
Ders alınması gereken bu öykünün tamamını internette var. Ayşe Osmanoğlu’nun kaleme aldığı Babam Sultan Abdülhamid adlı kitapta ve Eski bir Milletvekilinin hatıratlarında yer almakta. Ben sadece bazı isimler ve tarihler ekleyerek bu unutulmaz anıyı kısaltarak aktaracağım.
Bir gün Başbakan Adnan Menderes, ziyaret maksadıyla Paris’e gider. Tarih 1950’li yılların sonudur. Paris’te büyükelçimiz kendisini karşılar. Bir arada oldukları sırada bir ara başbakanımız, “Acaba, yurt dışında yaşamak zorunda kalan Osmanlı Hanımefendilerinden Fransa’da yaşayanlar şu anda ne yapıyorlar?” diye sorar. Büyükelçimiz, durumu araştırıp kendisine bildireceğini söyler. Gelen rapor oldukça üzücüdür. Osmanlı hanımlarından bir kısmı çocuk bakıcılığı, bir kısmı temizlikçilik, geri kalan yaklaşık yüzde yetmişlik kısmı da Fransız ordusunda bulaşıkçılık yapmaktadır. Paris’te yaşamını sürdürenlerin hali içler acısıdır. Paraları yoktur ve neredeyse sefil denecek bir hayat sürmektedirler.
Adnan Menderes Türkiye’ye dönünce, her tür politik riski göze alır ve istifa etmek veya istifaya zorlanmak pahasına, 16 Mart 1952 tarihinde çıkarttırdığı bir yasa ile Osmanoğulları ailesinin kadınlarına haklarını iade ederek dönüş kapılarını açar. Ailenin erkeleri ise 22 yıl daha bekleyeceklerdir. 1974 yılında ise Osmanoğulları ailesinin tüm üyelerine Türkiye’nin kapıları açılır.
Merhum Adnan Menderes’in belki de canından olmasının ve idam edilmesinin kökeninde de bu karar yatmaktadır. Zira aile İstanbul’a geldikten sonra ziyarete giden Adnan Menderes (daha sonraları Yassıada da hesabının sorulduğu) şişkince bir zarf bırakır. Menderes’in amansız suçlarından birisi de bu zarf olmuştur.
2012 yılındaki koşullar ve düşünce tarzı ile 1960 ihtilalini ve Yassıada Mahkemesinin idam kararını yargılamak belki yanlış olabilir ama gerçekte de Kıbrıslı Türkleri kurtaran, Kıbrıs’ta 1 Nisan 1955’de kurulan Rum tedhiş örgütü EOKA’ya karşı 1957 Kasım’ında, Kıbrıs’ta Türk varlığını devam ettirmek ve Rum saldırılarından korumak için Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) kurulması kararını veren, bizlere silah gönderen, Türkiye’nin en iyi ve parlak subaylarını bizleri eğitmesi için çeşitli sivil görevler altında Kıbrıs’a gönderten, 1959 Zürih ve Londra Anlaşmaları içine adada 650 kişilik Türk Silahlı Kuvvetleri Alayının bulunması maddesini koyduran, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetine Kıbrıslı Türkleri “Kurucu Halk” statüsünde eşit ortak eden, Türkiye’yi adanın Garantörü konumuna getiren ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası içinde Türkiye’nin gerektiğinde askeri müdahale hakkını koydurarak, 1974’de adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin katliama uğramasına mani olan kişi merhum Adnan Menderes’tir.
2012 yılında da Kıbrıs’ta var isek, onun sayesinde ve onun attığı güvenlik temelleri sayesinde hayattayız ve varız.
Nur içinde yat Adnan Menderes. Sana şükran borçluyuz, can borçluyuz, çocuklarımızı, torunlarımızı borçluyuz.
Ata Atun - Haber 7
ata.atun@atun.com
http://www.twitter.com/ataatun
http://www.ataatun.com
Yorumlar1