Türkeş öldü mü, öldürüldü mü?

Eklenme: 08 Ağustos 2008 06:17
Güncelleme: 08 Ağustos 2008 06:17 / 37,501 Okunma / 143 Yorum
Prof. Dr. Osman Özsoy

Ergenekon iddianamesinden yansıyan bilgiler, hakkında soru sorulmayan 2 kritik ölüm olayında gerçeğin ne olduğu konusunda akıllara bazı sorular getirdi

Türkeş öldü mü, öldürüldü mü?
Yazının sonunda iki kritik soru soracağız.
Ergenekon davasına konu olan iddianameden medyaya yansıyanlar kamuoyunu şaşırtmaya devam ediyor.
Türkiye’nin son çeyrek asrında yaşanıp da faili ya meçhul kalan, ya da faili malum olduğu halde işin aslı astarının yansıtıldığı olmadığı anlaşılan birçok olayın sır perdesine iddianamede yer veriliyor.
İddianamenin hazırlanma sürecindeki uzunluğu eleştirenler ve ‘göreceksiniz fos çıkacak’ diyenler bile son günlerde seslerini biraz kısmış görünüyorlar.
Davaya konu olan iddialar eğer mahkeme sürecinde kesinlik kazanır ve zanlıların suçu sabit olursa, bu davanın sadece Türk hukuk tarihi açısından değil, dünya hukuk tarihi açısından da önemli bir yer edineceğinde kuşku yoktur.
Türkiye’nin kaderinde rol oynayan olayların, Türkiye’nin bölgedeki konumu itibariyle dünyadaki gelişmeleri de yakından ilgilendirdiği göz önüne alınırsa, davaya konu iddiaların kesinlik kazanması durumunda bu dava asrın davaları arasında kesinlikle yer alacaktır.
Örneğin Özal’ın zamansız, şüpheli bir ölüme kurban gitmesi sadece Türkiye’nin mi meselesidir? Özal ömrünün son yıllarında masasında tuttuğu projelerle dünyanın akışında söz sahibi olan bir liderdi. Özal’ın hayatına şaibeli bir ölümle son verenler, sadece Türkiye’yi sevilen bir liderden mahrum etmiyorlar, Türkiye’yi uluslar arası arenada bir aktör olmaktan çıkarıp saf dışı bırakmayı amaçlıyorlardı. 10. Cumhurbaşkanı Sayın Sezer’in bir defa bile olsun ABD başkentine gitmediği, görev yaptığı 7 yıl içinde AB ülkelerinde temas trafiği yürütmediği göz önünde tutulursa, Özal’ın neden saf dışı bırakıldığını ve kaybının ülkemize nelere mal olduğunu daha iyi anlarsınız.
Önceki gün bir gazete Ergenekon iddianamesinden yola çıkarak, “Özal suikastında tetiği Ergenekon çekti” başlıklı habere yer vermiş. Özal’ın ölümündeki şüphe konusu ilk defa benim yaptığım bir programda gündeme geldiği için, bu haber doğal olarak daha fazla ilgimizi çekti.
Şarapçı şeyh…
Dün yine bir gazete, ekonomik icraatlarındaki başarısı daha sonraki yıllarda Erbakan karşıtlarınca da itiraf edilen Prof. Dr. Necmettin Erbakan Başkanlığındaki 54. Hükümetin (yaygın adıyla Refah – Yol Hükümeti’nin) devrilmesine neden olan sürece zemin hazırlayan Fadime Şahin – Ali Kalkancı olaylarının tezgâh olduğuna yer verdi. İddiaya göre, meğer bayan bu olaylarda kullanılmak üzere tesettür giydirilmiş gazino konsomatrisiymiş. Yine iddiaya göre Kalkancı da alkolikmiş. 
O günlerde çalıştığım televizyon kanalına, ağabeyinin bu tür söylentilerle mağdur edildiğini söylemek ve ne kadar dindar bir kişi olduğunu anlatmak için Kalkancı’nın kardeşi olduğunu iddia eden bir kişi gelmişti. Kendisine, şeyh olduğunu iddia ettiği ağabeyinin Kur’an okumasını bilip bilmediğini, en azından bir Yasin ezberinde mi diye sorduğumu hatırlıyorum. Cevap olumsuzdu.
O günlerde Fadime Şahin, Müslüm Gündüz’le ilişkisinin ayrıntılarını anlattığı bir kitap hazırlamıştı. O tarihlerde bir yayınevi sahibi ile sohbet ederken, Fadime Şahin’in kitap taslağının önce kendilerine geldiğini, basılmaya değer bulmadıklarını, daha sonra başkaları tarafından basılan haline göz attıklarında, kendilerine gelen taslaktan farklı olduğunu ve cinsel ayrıntılara daha fazla yer verildiğini fark ettiklerini söyledi.
Neresinden baksanız, dört başı mamur bir kamuoyu oluşturma süreci yürütmüş dönemin perde arkasındaki aktörler. Bir eli kilisede, bir eli sahte şeyhlerde, bir eli göz boyaması için medya içinde, bir eli tetikte oldukça karanlık ilişkiler yumağı var karşımızda… Tüm bunları yapanların içeri alınanlar olduğunu söylemiyorum. Tüm bunlar bu ülkede oldu, birileri yaptı, araştırılsın ve gerçekler ortaya çıksın diyorum.
Tarihi 2 soru…
Yazının bu noktasında sizleri daha fazla sıkmadan tarihi iki soru sormak istiyorum. Özellikle ikinci soru, sanırım şimdiye kadar ilk defa sorulmuş olacak.
Birinci soru şu…
28 Şubat sürecinin en netameli günlerinde MHP lideri Alparslan Türkeş’i aniden kaybettik. Alparslan Türkeş o tarihlerde, demokrasimiz üzerinde esen ters rüzgârlara rağmen oldukça aklıselim bir politika izliyordu. Sayın Türkeş’in asker kökenli olduğunu ve ömrünün sonuna kadar bir ayağının ordu içinde bulunduğunu düşünürsek, kendisinin o dönemdeki yaklaşımı, Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt Paşa’nın günümüzde birileri tarafından çok eleştirilen demokratik duruşuna yakın bir duruştu. Cuntanın eğilimleri istikametinde değil, parlamentonun saygınlığının zedelenmemesi istikametinde hareket ediyordu.
İşte tam da o günlerde Alparslan Türkeş, 5 Nisan tarihinde Ankara Hilton Oteli'nde katıldığı bir nişan merasimi dönüşü özel aracında saat 22.30 sıralarında fenalaştı. Araba ile hastaneye götürülürken yanında bulunanlara "Arabanın camını açın, daraldım" diyen Türkeş'in yüzü sarardı, nefesi sıkıştı. Bir tıp merkezi'nde yapılan ilk müdahaleler sonuç vermeyince, korumaları tarafından acil olarak saat 23.15 sıralarında Bayındır Tıp Merkezi'ne getirildi. Nöbetçi Doktor Sertaç Yıldırım'ın yaptığı açıklamaya göre Alparslan Türkeş'in hastaneye getirildiğinde kalbi tamamen durmuştu. Kendisine masaj ve şok tedavisi uygulandı. Yoğun bakımı sırasında bir ara kalbi yeniden çalışır gibi olduysa da alınan bütün tıbbî tedbirlere rağmen Türkeş'in vefatına engel olunamadı.
Soru şu; O kritik süreçte demokrasi yanlısı aklıselim bir çizgi takip eden ve suyun akıtılmak istendiği ters istikamette hareket etmeyen Alparslan Türkeş gerçekten normal bir şekil de mi öldü, yoksa siyasi duruşu birilerinin oyununu bozduğu için kuşkulu bir ölüme mi kurban gitti? Bu ani kalp krizinin nedeni acaba neydi? Ergenekon’un son dönemde MHP’nin iç işlerine de el attığı şeklinde basına yansıyan haberleri okuyunca, Türkeş’in o dönemdeki varlığı kimleri rahatsız etmiş olabilir şeklindeki bir soru ister istemez akıllara geliyor.
Bir de, önceki geceki Genelkurmay açıklamasında yer aldığı gibi, Sayın Büyükanıt’a görev süresi içinde 4 kez ciddi suikast teşebbüsünde bulunulduğu, ya da, kendinden önceki Genelkurmay Başkanı Sayın Özkök’ün zehirlenme endişesiyle evden sefertası ile yemek götürmek zorunda kaldığı düşünülürse, bu tür sorular daha anlam kazanıyor. Yani hedeflerine ulaşmak için her şeyi göze almış insan öğütücü bir mekanizma var karşımızda.
Sorulmayan asıl soru…
İkinci kritik sorumuz şu;
Hatırlanacağı gibi, Mehmet Kutlular'ın kızı Vildan Kutlular 1995 yılında eroin komasına girerek öldü. Bu olay dindar kesimleri karalamak ve gözden düşürmek için kullanıldı. Bu ölüme ilişkin tereddütlerim hiç eksilmedi. Sayın Kutluların kızının daha önce kullanmadığı halde ya zorla eroin enjekte edilerek öldürüldüğünü, ya da böyle bir sonuca yavaş yavaş ulaşmak için etrafına kötü arkadaşlar sardırıldığını düşündüm ve malum akıbetin planlı hazırlandığı kuşkusu yaşadım. Nitekim babası arkadaşlarını suçladı.
Vildan Kutluların ölümünden sorumlu tutulan Hayri Adıgüzel daha sonra kendisi de eroinden öldü. Vildan’ın kız arkadaşı Burcu Gelegen de apartmanın üçüncü katından aşağı çakıldı.
Vildan Kutlular olayının yaşandığı dönemdeki ülke konjonktürüne bakılırsa ve belli kesimlerin yıpratılması için o dönemde ne oyunlar oynandığını bugün daha iyi görünce, insan neden olmasın ki diye sormadan edemiyor.
Kimse ortaya çıkıp, her şeyden bu kadar da kuşku normal değil demesin. Karargâha evinden sefertası ile yemek götürmek zorunda kalan Genelkurmay başkanının bulunduğu, 32 sene içinde iki sevilen başbakanını karanlık bir şekilde ölüme yolcu eden, şu an görevdekini de ortadan kaldırmak için bin bir tezgâh kurulan bir ülkede yaşıyoruz. Görülen hiçbir şey yansıtıldığı gibi değil… Birçok olay kurgu bu ülkede…
Sayın Cumhurbaşkanı ve ailesini içinde bulunduğumuz kritik süreçte tatil yaparken görüntülemek için çırpınan ve iğne deliğinden fotoğraf çekmeye çalışan gazetecilere, bırakın bu işleri de, biraz da yukarıdaki konuları araştırın, ülke aydınlansın ve daha yaşanılabilecek hale gelsin çağrısı yapıyoruz.
Hakikati araştırmak gazetecilerin görevi değil mi?
Kaldı ki adalet ve insaf herkese lazım…
OSMAN ÖZSOY - HABER 7 yazaramesaj@gmail.com  
www.osmanozsoy.com
Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri