Tarihe geçen konuşma!...

.

  • GİRİŞ26.09.2019 10:51
  • GÜNCELLEME26.09.2019 10:51


24 Eylül 2019 günü birçok ülke temsilcisi gibi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Birleşmiş Milletlerin 74. celse genel kurulunda dünya liderlerine hitap etti.
O gün birçok liderin konuşması iş olsun kabilinden, dinlenemez, çekilemez, tasvip edilemez cinstenken Sn. Erdoğan’ın hitabı, işitenleri sarstı, ürpertti, vicdani muhasebeye zorladı. Konuşma, alkışlarla kesildi, yerkürede yankı buldu, sosyal medyada zirveye çıktı.
Çünkü;
Cumhurbaşkanı’mız, o konuşmasında kalbî duyguları ve olanca hançere kabiliyetiyle mazlum, mağdur ve kimsesizlere sahip çıktı. Sömürgeci mezalimi altında inim inim inleyen zavallıların sesi oldu. Biz, inanıyoruz ki dünya mazlum, mağdur, yoksul, kimsesiz ve çaresizleri, bu milletin evladı Recep Tayyip Erdoğan’ı dinlerken göz yaşları içinde hem ona hem onu yetiştirenlere ve hem de Türk milletine ve Türk devletine dua etmişlerdir.
Muhterem Cumhurbaşkanı, BM kürsüsünde millet şuuru, ümmet idraki ve insan mes’uliyeti ile kör, sağır ve dilsiz kesilmişlerin yüzüne yüzüne haykırdı. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu nutku, 74 yıllık BM tarihinde yapılmış en sahici, en dürüst, en cesur, en namuslu ve en kuşatıcı konuşmadır.
Şayet;
Bugün devlet reisimiz, Tayyip Erdoğan değil de Fatih Sultan Mehmed Han veya Yavuz Sultan Selim Han yahut Muhteşem Süleyman olsaydı onlar da o kürsüde aynen bu üslup ve bu muhtevayla konuşurlardı.
Aziz Cumhurbaşkanı, bizi alakadar ettiği için yalnızca mülteci meselesini, Fırat’ın doğusunda kurulması şart olan güvenli bölgeyi ve doğu Akdeniz’deki korsanlık teşebbüsünü anlatmadı.
Türkiye lideri, Suriye sancısı ve Filistin derdi için de haritalarla açıklamalar yaptı. Haşin dalgaların Akdeniz’de ufacık cesedini sahile vurduğu Aylan bebeğin dayanılmaz fotoğrafını da gösterdi. Bunu gösterirken “dünya bu duyarsızlığa devam ederse Aylan bebeğin başına gelen, bir gün sizin de başınıza gelir!” diye sakınmadığı sözüyle vicdanı olan, “ben insanım” diyenlerin yüreğini tutuşturmak istedi. “Nükleer silahlar ya herkese yasak olsun veya herkese serbest olsun” çıkışını yaptı. “Ben merak ediyorum bu İsrail neresi, sınırları hangisidir, 1948’deki sınırlar mı, 1967 sınırları mı? İsrail doymak bilmiyor, sürekli genişliyor. Kurulurken nokta kadardı, Filistin aleyhine devamlı genişledi. Bu İsrail’in bizim bilmediğimiz başka sınırları mı var? İsrail askerleri, daha yeni 50 yaşında Filistinli bir kadını katlettiler. Şimdi soruyorum; İsrail’in zulmünü durduramayan bu BM ne işe yarar? “Yüzyılın anlaşması” dedikleri, Filistin’i yok etme çalışmasıdır!..”
Tamamı fevkalade olan hitabenin en parlak kısmı,  “Ben merak ediyorum bu İsrail neresi?” ve “İsrail’in zulmünü durduramayan BM ne işe yarar?” sorularıydı.
Sn. Erdoğan, İsrail’in hudut tecavüzlerini sorgularken bildiği hâlde bilmiyormuş gibi davranarak tecahülüarif yapıyor ve “Nil’den Fırat’a Büyük İsrail” arz-ı mev’ud Siyon ideolojisine göndermede bulunarak gafil olmadığımızı ihtar ediyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, doğu Akdeniz enerji ihtilafında haksızlık yapan, başına buyruk davranan devletlere de aynı tonda seslendi. Ama az yukarıda da temas ettiğimiz gibi o konuşma, sadece millî meselelerinizle alakalı değildi. Cihanşümuldü, ümmeti kucaklayıcı mahiyetteydi. Kıbrıs Türkünü, Suriye Türkmenini, Filistin mazlumunu kucakladığı gibi Libyalı, Keşmirli, Arakanlı din kardeşlerimizin acıları da BM kürsüsüne taşınıyordu. Keşmir, 8 milyon Müslüman için açık hava hapishanesine dönüşmüşken dünya, Gazzeli çaresizlere yaptığı gibi yine oralı olmuyor.
Batılı başkentler, kendi üretimleri olduğu hâlde DEAŞ’ı dillerinden düşürmüyorlar. Cumhurbaşkanı “Fırat Kalkanı Harekâtı’nda DEAŞ’a en büyük darbeyi biz indirdik, 3 bin 500 DEAŞ’lıyı bertaraf ettik” dedi.
Konuşmada, muhataplar oradayken Muhammed Mursi ve Cemal Kaşıkçı cinayetlerine de temas etti ve hukuki takipçisi olacağımızı hatırlattı.
Şüphesiz ki mazlumlar, kardeş mazlum iklimler bunlardan ibaret değil, daha şarki Türkistan ve Kırım gibi dertlerimiz de var. Ancak diplomasinin devrede olduğu meseleleri ayrı tutma zarureti göz ardı edilemezdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Yeni Zelanda’da Müslümanlara saldırılmasını kabul etmediğimiz gibi Amerika’da Hıristiyanlara saldırılmasını da kabul etmiyoruz” dedi ve dünyaya devletlerine bizler adına bir de teklifi bulundu:
-“15 Mart İslam Düşmanlığına Karşı Dayanışma Günü” olsun.
Eminiz ki;
Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını dinleyen veya okuyan aklıselim sahibi çok vatandaş, kendi kendine şöyle bir sorgulama yapmıştır:
-24 Eylül’de BM kürsüsünde Tayyip Erdoğan değil de muhalefetten hangi lider, AK Parti’den kopan hangi isim bulunsaydı bu sarsıcılık, hakikat ve yiğitlikte böyle bir konuşma yapardı?
Bizim de iki teklifimiz var.
1. Muhalefet parti idari kadroları, “Cumhurbaşkanı’mızın o dedikleri, bizim de sözlerimizdir!” anlamında mesaj vermek için kendisini havaalanında karşılamalılar.
2. Hangi partiden olursa olsun vatandaşlarımız, Sn. Cumhurbaşkanı’nı havaalanında karşılayarak bu konuşmaya milletçe sahip çıkmalılar.
Unutulmasın ki;
Bunları yapmak,
siyaset değil, millî duruş olur.

Türkiye Gazetesi

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat