Hollande'ın Türkiye seçimi

  • GİRİŞ16.05.2012 10:24
  • GÜNCELLEME16.05.2012 10:24

Hollande'ın, halkın ekonomik krizden çıkmak için uygulanan kemer sıkma politikalarına duyduğu tepki nedeniyle seçilmesi, Merkel'in ise savunduğu kemer sıkma politikaları nedeniyle KRV'de yenilmesi Avrupa için yeni bir sayfa açacak nitelikte gelişmelerdir.
Özetle, Milton Friedman için Avrupa'da "out," John Maynard Keynes için tekrar "in" diyebiliriz. Başka bir ifadeyle, sokaktaki Avrupalı ekonomik krizden parasal politikalardan ziyade, istihdamın arttırılmasını hedefleyen büyüme stratejileriyle çıkılmasını istiyor.
İşin ilginç yanı bu tartışma Avrupa'da "Türkiye tartışmasını" da yeniden canlandırdı. Üstelik de olumlu anlamda. İş âleminin bir numaralı haber kaynaklarından olan "Bloomberg"de dün çıkan bir "Editoryal Yorum" bunun sadece bir göstergesi.
Başlığında, "Cumhurbaşkanı Hollande, Fransa'nın Türkiye'ye karşı blokajını kaldır" çağrısında bulunan Bloomberg'e göre, bunun için bundan ideal zaman olamaz. Zira "Fransız vetosunu kaldırmak sadece Avrupa projesine değil, Avrupa ekonomisine de yeni hayat enjekte edecek."
Avrupa'da, ekonomileri hızla büyüyen Türklerin enerjisine ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Bloomberg bir başka gerçeğe de işaret ederek, Sarkozy'nin Ankara'ya karşı olumsuz tavrı nedeniyle Fransa'nın Türkiye'de stratejik alanlardaki yatırımlardan mahrum kaldığına işaret ediyor. Buna işaret etmekle de Hollande'ın hassas noktasına hitap ediyor.
Zira Hollande istihdam yaratacak olan insan odaklı büyüme stratejilerine ağırlık verilmesini istiyor. Hal böyle olunca, Türkiye'deki stratejik yatırımların önünü açmanın ve dolayısıyla Fransa'da da bu yoldan istihdam yaratmanın önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Kısacası Hollande, Fransız kamuoyuna, Türkiye'ye karşı, somut hiçbir getirisi bulunmayan, buna karşın hissedilebilir ekonomik ve siyasi maliyetleri olan dışlayıcı tavırlardan vazgeçmenin sadece Türkiye'ye değil, Fransa'ya da sağlayacağı yararları anlatmak durumundadır.
İşin gerçeği şu ki, Yunanistan'da derinleşen siyasi ve ekonomik kriz AB genelindeki finansal krizin üstesinden yakın bir zamanda gelinemeyeceğini gösteriyor. Batılı yorumcular arasında da zaten bugünlerde olumlu beklenti içinde olanları bulmak mümkün değil.
Bu arada Keynes'in tek başına Avrupa'yı ve özellikle de euro'yu kurtarabileceği de kesin değil.  Ülkelerin parasal yükümlülüklerinden kurtulmaları ise mümkün değil. Ancak, Avrupa ekonomisine ticaret ve yatırımlar yoluyla "yeni bir enerjinin enjekte edilmesi" zorunluluğu da ortada.
Bu yüzden, Orhan Pamuk'un İspanyol El Pais'e verdiği ve birçok doğruyu içeren demecinde söylediği gibi, "Türkiye'nin kalbini kıran" Avrupa'nın bu yolda devam etmesinin bir anlamı kalmadı. Türkiye'nin AB üyeliği de zaten bugünden yarına olacak bir iş değil.

Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz

Semih İdiz - Milliyet

sidiz@milliyet.com.tr

Yorumlar1

  • turgut1 14 yıl önce Şikayet Et
    laissez faire laissez passer. fransa yeniden "laissez faire laissez passer" demeli...fransa kendi ilkesi olan laisses faire inat hareket ettiği için bu inadını sorkozide birleştirdiği için bunalıma girdi..fransa ilkesi dönmeli "bırakın yapsınlar bırakın geçsinler" ekonomi anlayışını öne çıkarmalıdır..kişilerin siyasi çıkarı uğruna bir ülkeyi darlığa kıtlığa çekmemeleri gerekir.
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat