Kadir Gecesi doğurduğu oğlu kiliseye giden anne!

Eklenme: 03 Mart 2011, 07:43
Güncelleme: 03 Mart 2011, 07:43 / 13,987 Okunma / 14 Yorum
Serdem Coşkun

1980’li yılların başında, firar etmiş hisleriyle Amerika'ya yerleşmiş bir doktorun hayatından örnekler vereceğim. Annesinin söylediğine göre, bir Kadir Gecesi dünyaya gelmiş.

Müslüman Ecnebi

Gurbettir kıtaları bağlayan ve zoraki ayrılıklardır hayatları yakınlaştıran…Tek sahip çıkman gereken özündür ya da budur olması lazım gelen…Ama bizler!...

Önceleri; mesafelere, asfalt gibi hasret örtersin. Sabahsız geceler, bir sağa bir sola dönersin ve unutmak için yumarsın gözlerini! Özlemeyi unutmak için…

Çılgınlık, anneni görmek istediğinde, o an zorlasan, en erken 36 saat sonra göreceğini hesaplamakla başlar.

Ekmeğinin tadı da kokusu da farklıdır ve sofranda ki senin toprağından değildir… Gökyüzü mavi, gece karadır fakat senin ninnilerin okunmaz o uykulara dalışlarda. Bayramlar, seyranlar, dualar başkadır, duydukların, gördüklerin de bambaşka...

Ve ben hala, doğduğun değil doyduğun yerdir vatanın sözünden hiç bir şey anlayamayanlardanım…

Bir sebepten gidersin de aynı sebepten dönemezsin. Umutların vardır, hayallerin vardır… Üç beş kuruş kazanıp,biriktirmektir niyetin ya da aklınca eğitimini sağlamlaştırmaktır dileğin.Tek göz odada, yoklukla boğuşmuşsundur  ve bu kaderi değiştirmek istemektir bazen gurbet.

Gerek siyasi gerekse ticari sebeplerden, binlerce akıllı beyini, bu uzak ülkelere yani gurbet'e kurban ettik.

Kayboluştur gurbet ve ikinci jenerasyonun köklerine yabancılaşmasıdır. Babamın bir sözü çınlar kulaklarımda. Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgâr tayin eder. Şimdinin gurbeti, ne olduğunu unutmaktır artık. Hele ki okyanuslar varsa sılayla aranda, “eyvah eyvah” derim ben buna, tecrübelerimle sabit.

Türkiye'ye yakın ülkelerde bu eriyişi, fazla hissetmesiniz de Amerika'ya, Kanada'ya uzanırsanız, derinden farkına varırsınız bu kopuşun. Siz giderken, anneniz ''Ananız''dır, sizin evlatlarınız için ise sizler, ''Momy'', ''Dady''… Ne acı ki Cuma namazlarının Pazar kilisesiyle yer değiştirmesidir gurbet bazen…

1980’li yılların başında, firar etmiş hisleriyle Amerika'ya yerleşmiş bir doktorun hayatından örnekler vereceğim. Annesinin söylediğine göre, bir Kadir Gecesi dünyaya gelmiş. Aslen Ankara'lı olan çifte vatandaş  beyimizle, 2000 senesinde, bir aile toplantısında San Francisco'da kesişti yollarımız. Amerika'ya geldiği yıllarda aşık olmuş Julia'ya ve evlenmişler. Kızının adı Emily, oğlunun adıysa James… Ha, bu arada kahramanımızın adı Ahmet!

Akşam yemeğinden sonra bir kahve yaptım her birimize, sonra sohbete daldık. Ne konuştuysak, ben ve aklım hepsini sakladık… Demek ki  bugünler içinmiş biriktirdiklerim… Şimdi beni çok dikkatli dinleyin…

Ayakkabılarla sokmamıştım eve, ''bizim buraların sokakları Türkiye gibi değil'' dediler, yani temiz manasında… Biraz şaşırdılar ama sağ olsunlar beni kırmadılar. Ben de, temizlikten ziyade, geleneklerle alakalı olduğunu söyledim, tebessüm ederek. Ne ilginç adetleriniz var dediler gülümseyerek.

Neredeyse 30 yıldır birliktelermiş ama ben bu izdivaçta  harmanlanmış iki kültür göremedim. Yenge hanımın baskınlığı çok aşikâr... Kızlarının boynunda haçlı kolye, oğlan zaten başka bir dünyada! Babası, çocuklarının özgür olduğunu ve seçimlerine saygı gösterdiğini söyledi. Bizler de öyle yapmalıymışız… Aman ha kulağımıza küpe olsunmuş!

Yemek boyunca, elle tutulur bir şey konuşmadık aslında… Belli ki Semra anne, başkasının elinden, memleketinin yemeklerini yemeyi çok özlemiş. Onlarla aynı gözden bakmıyordum dünyaya ama saygıda ve ikramda kusur etmedim.

Film benim için, kahve içerken, Semra anneyle dertleşirken başladı. Eşi öleli 3 yıl olmuş, oğlu çok ısrar edince yanlarına yerleşmiş. Nasıl bir yalnızlıksa, elimi tuttu bırakmadı sohbet boyunca.

''Aferin kızım, duvarlarında Allah kelamı, besmele, bayrağın  var…'' deyip durdu tüm gece.

Babaannemiz, gelini ve  torunları ile aynı dili konuşamamaktan yakınıyordu. Torununun evleneceği genci gözü tutmamış ama 'benim söz söylemeye hakkım yok' diye sineye çekiyordu. Maddi açıdan, evladı, sağ olsun bir dediğini iki etmiyormuş lakin o büyüttüğü çocuk, şimdiki adam değilmiş. Çok değişmiş oğlu çok! Gözleri doldu Semra annenin, bir of çekti ki sormayın. Geçtiğimiz yıl, Kurban Bayramında, 'sizin için de bir kurban keselim, başınızın gözünüzün sadakası olsun…' demiş… Bir söylemiş, bin işitmiş! Çok saçma sapan bir adetmiş kurban kesmek!

Aslında seviyormuş buraları, ışıl ışıl yolları, mis gibiymiş etraf. İnsan hakları varmış! Yine de çok özlüyormuş İstanbul’u, bilhassa ezan sesini!

Yıllar önce, ilk torunun doğumuna gelirken, hem nazar hem de karınca duası alıp koymuş bavuluna, getirmiş oğluna… Düşünmüş ki asarlar kapılarına… Lakin, gelini bin bir surat edip, atıvermiş çatı katına.

“Türkiye’ye, topu topu dört kere geldiler” diyordu. “Ben torunlara Türkçe öğretirdim de hiç zaman olmadı” diye hayıflandı. Şimdiyse, aynı evin içinde yabancı gibilermiş..Tek çocuk annesi Semra hanımın; elini öpen de yokmuş bayramda seyranda, arayıp soran da. “Ama doğum günümü aksatmazlar” diye ekledi hemen. “Beterin beteri var” gibilerinden.

Gelinin elinden bir yorgunluk kahvesi içmemiş ve Kadir Gecesinde doğurduğu oğlu, artık kiliseye gidiyormuş! Amacı, aile birliğini korumakmış! Yemekte bir ara ima etmişti zaten… “Bizim evde hanımın dediği olur…”

Niyetler elbette önemlidir ama neye niyet edildiği de…

Bırakın dallarını törpülemeyi, köklerini kendi elleriyle kesmiş bir adamdan söz ettim sizlere. O aslında, benim imtihanımdı.

Çok sevdiğiniz bir kitaba yıllar boyu sahip çıkarsınız ama gelin görün ki

Kendinize o ihtimamı gösteremezsiniz. Kolay değildir elbet gurbette tutunmak. Dil başka, din başka, yol başka… Ama siz kaybolup gittikten sonra, ne anlamı vardık ki hayata sarılmanın...

Eski fotoğraflarınızı evlatlarınıza gösterip, onların hiç bilmedikleri bir hayatı ne kadar paylaşabilirsiniz ki onlarla? Sana dün bir tepeden baktım ey aziz İstanbul cümlesinde ki duyguyu, cami minarelerinin verdiği huzuru nasıl anlatabilirsiniz ki onlara? Ezan sesini duyduğunda şaşkınlığını gizleyemeyen bir evlada sahipseniz, sebebi sizsiniz. Bizim oralarda, babanız hangi memleketten ise siz de oralısınızdır.

Az biraz bilirsiniz, gençken mırıldandığı türküyü… En azından aşinasınızdır.

Peki ya bu evlatlar?

Sen elin memleketinde, doktor olsan ne yazar, astronot olsan ne yazar? Mevlana’mı,Yunus'umu, Mehmet Akif'i mi bilmiyorsan…Ya da biliyor ama nesline öğretmiyorsan adam değilsin. Benim memleketim senin yaşadığın yer kadar temiz olmaya bilir. İnsan hakları da ne denli verimli tartışılabilir amma velâkin, Allah'ın Amerika'sında Vietnamlı adamcağız 'ben Vietnamlı bir Amerikan vatandaşıyım 'diyebiliyor ve sen Amerikanlıyım diyorsan, bizden olma zaten!

Son nokta:

Nasıl bilirdiniz ey ahali?

Amerikalı bilirdik...

Serdem Çoşkun - Haber 7
serdemcoskun@gmail.com

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri