Türk'ün Kürtçe konuşması ''bi xêr bê''

Eklenme: 02 Mart 2009 08:19
Güncelleme: 02 Mart 2009 08:19 / 3,938 Okunma / 7 Yorum
Yasin Aktay

Yer yer domates, kayısı, fındık üreticilerinin şov alanına dönüşmesi yadırganmayan Meclis'in, zaman zaman en derin insani sorunlarımızın ifade edileceği bir yer olarak hatırlanması fena bir kazanım mıdır?

Niyetinin ne olduğu, kısmetine neyin düştüğüyle ilgili dengeyi tam olarak bilemesek de Ahmet Türk'ün Meclis'te Kürtçe konuşmasının birçok açıdan rasyonel sonuçları olduğunu söylemiştik. Üstelik hem DTP açısından, hem Kürt meselesi açısından ve hem de Türk demokrasisi açısından.

DTP açısından işin rasyonalitesi, Kürt sorunu konusunda özellikle TRT Şeş açılımıyla birlikte hızla AKP'ye kaptırdığı önceliği tekrar ele alma fırsatını yaratma ihtimalinde yatar.

Siyasi açıdan haklı olup olmamak bu noktada çok önemli değildir, yapılan hamlenin rakiplerinin pozisyonlarını bozup bozmaması daha önemlidir. Nitekim AK Parti verdiği tepkilerle bu konudaki pozisyonunu bir miktar bozmuş, böylece Kürtçe konuşmayla içine girdiği açılımın birkaç adım sonrasına hazır olmadığını göstermiştir.

Başbakan Erdoğan'ın siyasi retoriğinde, mitinglerin ve seçim muhasebesinin ayartıcı ortamlarının da etkisiyle sağ-otoriter-milliyetçi şeride çekilmesi çok kolay oluyor. Oysa kendisi seçim hesabı yaptığı kadar, belki daha fazla olmak üzere, DTP'nin de kendi hesabını yapıyor olduğunu bilmesi gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında Türk'ün Meclis'te Kürtçe konuşması siyasi dengeler açısından DTP'nin işine yaramıştır, ancak bu büyük ölçüde Erdoğan'ın ve bazı AK Partililerin verdiği olumsuz tepkiler sayesinde mümkün olmuştur. AKP'liler bu tepkileri vermeselerdi de DTP bu işten kârlı çıkacaktı ama tepkiler kârını ikiye katladı gibi.

Ahmet Türk'ün Meclis'te Kürtçe konuşması Kürt sorunu veya Kürt dilinin mesafe kat etmesi açısından da getirileri olan bir adımdır. Her ne kadar TRT 6 ve YÖK'ün Kürt dili bölümleri açacağını haber vermesiyle Kürtçe'nin devlet tarafından tanınmasında devrim niteliğinde bir gelişme yaşanmışsa da, açılan bu anayolun tali kolları hâlâ tıkalı duruyor ve birkaç ciddi yoklamadan geçmesi gerekiyor. Genelkurmay başkanlığının da bu işin arkasında resmen durduğunun anlaşılmasına rağmen yasal mevzuat hâlâ fiili duruma uygun değildir ve oluşabilecek bir psikolojik ortamın bu kazanımı geri alma ihtimali hâlâ vardır. İşin garip tarafı bizzat Öcalan ve DTP'lilerin de böyle bir şikâyette bulunuyor olmalarıdır. Belli ki DTP'liler tekrar eski duruma dönülmesini arzu ediyorlar, TRT Şeş'in açılmasından memnun olmadıklarını hiç de gizlemiyorlar.

Kürtçe konuşma bir provokasyon olsa bile buna karşı tepkilerin varsayılan şiddette olmaması Kürtçenin fiili bir meşruiyet kazanma sürecine bir hayli mesafe kat ettirmiştir. İnsanların anadillerini konuşma hakları, tabii ki aynı zamanda bu dilin canlılığını ve kültürünü yaşatma hakkını da (eğitim) içeriyor. Bu hakkın bugün için ihtiyaç duyduğu meşruiyet zemininin daha da pekiştirebilmesi için Meclis'te de fazla abartılmaması şartıyla, bu konuda ülke olarak komplekslerimizi giderecek kadar konuşulması önemlidir.

Ancak "abartılmaması" gerçekten çok önemlidir. Kürşat Bumin'in bu konuda dünkü yazısında isabetle vurguladığı gibi Meclis bir ortak anlaşma yeridir ve bu ortamda anlamayı veya anlaşmayı zorlaştıracak bir dille konuşmaktan ziyade herkesin kabul edilmiş ortak diliyle konuşmak çok önemlidir. Unutmamalı ki, Türkiye'de Kürtlerin dışında da Türk olmayan yığınla insan vardır. Bunu belirtmek basitçe ve yer yer komikçe "birine versek diğerleri de ister" mantığına indirgenemez. Son derece basit ve pratik bir sorunla ilgilidir konu.

Kaldı ki Türk'ün Meclis'te kendi grubuna Kürtçe konuşması bile aslında pek pratik olmamış, dinleyenlerin büyük çoğunluğu onu anlamamış. Belki bu da Kürtçenin şu ana kadar maruz kaldığı olduğu inkarın bir ayıbı olarak değerlendirilebilir, ama sonuçta fiili bir gerçektir.

Sonuçta Meclis insanların kendi anadillerinde eğitimlerini yapacakları bir mekân değildir. Olsa olsa anadil eğitimleriyle veya anadil kimlikleriyle ilgili sorunlarını herkesle ortak bir dilde tartışacakları bir mekândır. En azından günümüzün siyasal ufkunda herkes için ulaşılabilir adil sınır çizgisi budur.

Türk'ün konuşmasının son kazanımı Türkiye demokrasisine kaydedilmiştir. Bu olay, daha vahim ihtimallere karşılık nispeten hafif atlatılmak suretiyle bir eşiği atlama fırsatı vermiş oldu. Yakın siyasi tarihimiz TBMM çatısının en büyük linç kampanyalarına tanık olduğu örneklere sahiptir. 1991 yılında Kürtçe yemin etmeye kalkışan DEP'li milletvekillerine, 1999'da Merve Kavakçı'ya reva görülen linç Türkiye'nin hâlâ yüzleşemediği büyük ayıplarıdır.

Yer yer domates, kayısı, fındık üreticilerinin şov alanına dönüşmesi yadırganmayan Meclis'in, zaman zaman en derin insani sorunlarımızın ifade edileceği bir yer olarak hatırlanması fena bir kazanım mıdır?

Kavakçı olayında Meclis'e atfedilen rol onu "devletin kalesi" olarak tanımlayıp milletten uzaklaştırıyordu. Türk'ün Kürtçe konuşmasını da Meclis'in ait olduğu milleti hatırlatan bir vesile olarak değerlendirerek, ona da "bi xêr bê" demek lazım.

Yasin Aktay - Yeni Şafak
yaktay@yenisafak.com.tr

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri