Mustafa Kemal Atatürk ve irtica

Atatürk, 'irtica' demedi, 'dahili ve harici bedhahlar' dedi. Cumhuriyetin kurulunca Atatürk'ün aleyhine dönenlerin çoğu da onlar oldu. Peki kimdi onlar? Afet Ilgaz deşifre ediyor

Mustafa Kemal Atatürk ve irtica
Mustafa Kemal Atatürk ve irtica
GİRİŞ 10.11.2006 07:33 GÜNCELLEME 10.05.2021 15:38

'Atatürk’ün, tarikatları kapatmasının sebebi, onların en seçkinlerinde, Sabataistlerin egemen olmaya başlamasındandı. Sadece tekkelerimiz mi? Müziğimizin, siyasetimizin, hatta askeriyenin en tepesindeki bazı zevat bunlardandı.

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, Atatürk aleyhine dönenlerin çoğu da bunlar oldular' diyor Afet Ilgaz.

İşte Milli Gazete yazarı Afet Ilgaz'ın kaleminden Atatürk ve irtica konusunun yorumu:

 
Atatürk ve İrtica
 
Afet Ilgaz
afetilgaz@milligazete.com.tr
10.11.2006
 
 
 

Atatürk, “İrtica”  demiyordu, “dahili ve harici bedhahlar” diyordu. “Bedhah”ın olumsuz bir anlam taşıdığını anlıyorsunuz. Daha açarsak ve onun bağımsızlık ilkesinin, bütün hal ve hareketlerinde vazgeçilmez bir ölçü olduğunu düşünürsek, o bedhahları şöyle sıralayabiliriz: İşbirlikçiler. Müslüman ve Türk görünüp çok ustaca ve gizlice iki yüzlülük yapanlar ve imparatorluğun temelini çürütenler. İslâmîyeti bozmaya ve tahrib etmeye, bir ahşap kurdu gibi, çalışanlar. Atatürk’ün yaptığı değişimleri dondurup sultalar oluşturanlar, “bilmiyenler”. Bu sonuçların içinde, ne yazıkki Atatürk’ün etrafındaki bürokrat takımını da düşünmek lazım. Çünkü onlar demokrasi, cumhuriyet, tam bağımsızlık, eşitlik, adalet, kişi hakları, yurttaşlık hakları, laiklik, halkçılık gibi kavramlara yabancıydılar.

 

*

 

Ondan sonra devam eden yönetimler döneminde Atatürk’ün prensiplerinden kopma, uzaklaşma gitgide arttı. İşbirlikçilik daha o yıllarda bile “gemi azıya almış” gidiyordu. İşte A. Emin Yalman, Vatan gazetesinde, 1949’da, bu gelişmenin ipuçlarını veriyor:

 

“Askeri islahat ve talim terbiye sahalarında yeni kabine tarafından tutulan yollar, Amerikan askeri heyetlerini son derece memnun etmiş ve her türlü tereddütleri ve kötümserlikleri ortadan kaldırmıştır.”

 

Şimdi size bir “şeyh”in, Arusi şeyhi Ömer Fevzi Mardin’in, aynı yıl, Evangelistlerin İsviçre’deki bir şatosunda 2 ay kaldığı bir dönemde “İslâmiyet ve Ehli kitap alimliği” başlıklı konuşmasından bir bölüm (Varidat-ı Süleyman Şerhi’nden):

 

Müslüman devrinin bugün faal görevlerini bu varlıklı, imkânlı millet, Amerikalılar üzerine almış bulunuyor. Çünkü Allah onları bu işe seçmiş, hazırlamış ve harekete geçirmiştir. Babil’den dünyaya yayılmak için dağılan ırklar, sanki Allah’a hizmet için Amerika’da buluşuyor, en özgür demokrat koşullar içinde birleşiyor. Allah artırsın ve onları korusun, diye her mümin Amerikalılara duacı, dünyanın önemli bir bölüm insanlarını analar gibi emziren, kucağında ısıtan, teselli ve ümit veren, dünyanın dert ortağı Amerikalılara her insan duacı.”

 

“Babilden dünyaya dağılan ırklar” kimlerdi?

 

Mardin, İsviçre’den dönünce Mehmetçiğin Kore’ye gönderilmesini savunan bir kitap yazıyor.

 

Harun Hoca adındaki bir şeyhin asıl adının Aron Kandiyoti olduğunu biliyor muydunuz?

 

*

 

Atatürk’ün, tarikatları kapatmasının sebebi, onların en seçkinlerinde, Sabataistlerin egemen olmaya başlamasındandı. Sadece tekkelerimiz mi? Müziğimizin, siyasetimizin, hatta askeriyenin en tepesindeki bazı zevat bunlardandı.

 

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, Atatürk aleyhine dönenlerin çoğu da bunlar oldular.

 

Atatürk’ün Abdülbaki Gölpınarlı’ya yazdırıp ilkokullara ve köy okullarına okutturduğu din kitabında ise şunlar yazılıydı:

 

“Allah’a evlerimizde de ibadet edebiliriz fakat Allah camideki ibadeti daha çok sever. Çünkü onun faydası daha çoktur. Oradaki büyüklerden din işlerini öğreniriz. Birbirimizi tanırız, severiz, birbirimizin halini anlarız. Birbirimize faydamız dokunur. Zaten Müslümanlık ayrılık dini değil, topluluk dinidir.

 

İman: Müslümanlık Allah’a ve Müslümanlığı öğreten Peygamberimize inanmaktır. Buna iman deriz. Allah bu kâinatı ve biz kullarını yaratan Yüce kudret sahibidir.

 

Peygamberlerin sonuncusu ve en büyüğü, insanlara İslâm dinini öğreten, İslâm imanını bildiren Hz. Muhammed’tir. İşte bunlara inanan ve gereğini yapan kimseye Müslüman denir.

 

Şu iki söz İslâm imanını bildirir: La ilahe illalah, Muhammedün Resulullah. Türkçesi, Allah birdir, O’ndan başka Allah yoktur, Hz. Muhammed de Allah’ın peygamberidir demektir. İşte bu sözlerin anlamını kabul edenler mümindir.

 

Müslümanların kutsal kitabı Kur’ân-ı Kerim’dir. Allah’ın emirleri bu kitapta yazılıdır. Biz Kur’ân-ı Kerim’e çok hürmet ederiz.”

 

Daha sonra, İsmet İnönü zamanında bu kitap kaldırıldı. Yerine konulan kitapta taklitçilik ve teslimiyetçilik egemendi.

 

*

 

Bunlar size bugünün light İslâm ve dinlerarası dialog projesini hatırlatmıyor mu?

 

Son günlerde atılan sloganlardaki “Laiklik” vurgusu tek başına söylenirse Atatürk ilke ve düşüncesine son derece ters bir anlam taşıyor. Bunu geçen yazılarımda da yazdım.  Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesi dile getirilmeden savunulan laiklik halka “din karşıtlığı” gibi yansıyor. Bu bir tuzaktır. Millî, bağımsızlıktan yana tavırlı aydınlarımızın bu tuzağa düşmemeleri lazım.

 

 

 

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
ABD'de korkutan olay! Millilere eşlik eden konvoyda kaza: Görevliler yardıma koştu
Meteoroloji uzmanı uyardı: Sağanak yağış geliyor