Yaptırım, Macron’un Türkçe tweeti ve AB’nin ekonomi güvenliği

Levent Yılmaz
Levent Yılmaz

Türkiye Avrupa Birliği ilişkisinde önemli bir haftanın içerisindeyiz. Fransa’nın körüklediği Yunanistan’ın da sonunu düşünmeden balıklama atladığı Türkiye’ye yönelik hukuksuz söylemler neticesinde ortaya çıkan Doğu Akdeniz gerginliğinde 1-2 Ekim tarihlerindeki Avrupa Konseyi toplantısını takip edeceğiz. Bu toplantı için dillendirilen Türkiye’ye yönelik yaptırım kararları söylemleri çok fazla olsa da bunun pek mümkün olmadığını ifade ederek başlayalım.

 

 

FRANSA’NIN YAPTIRIM BEKLENTİSİ NASIL SUYA DÜŞTÜ?

Gündem baş döndürücü bir hızda geliştiği için bazen önemli detayları analiz etmeye zaman kalmıyor. Ancak bazı durumlarda en önemli gelişmenin gözümüzün önünde olduğunu unutmayalım. Mesela EuroMed 7 toplantısı da bunlardan birisi. Yaklaşık iki hafta önce AB üyesi Akdeniz’e kıyısı olan 6 ülke ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Fransa’nın Korsika Adası’nda bir araya geldi. Elbette gündem Doğu Akdeniz’deki gelişmelerdi ve Fransa’nın arzusu 24-25 Eylül’deki Avrupa Konseyi toplantısından önce (1-2 Ekim olarak revize edildi.) Türkiye’ye yönelik yaptırım söylemlerine taraftar toplamaktı. Ancak öyle olmadı. Hatta toplantı içerisinden elde edilen bilgilere göre Malta, İspanya ve İtalya net bir şekilde Türkiye’yi kaybetmenin maliyeti üzerinde durmuşlar ve Macron’un söylemlerini yumuşatmasına yönelik telkinlerde bulunmuşlar.

 

 

YAPTIRIM KONUSU AB’Yİ ZORA SOKAR

Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bir süredir Doğu Akdeniz’de yaşananlar üzerinden Türkiye’ye yönelik bir Avrupa Birliği yaptırımının peşindeler. Hatta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bu konuyu Avrupa Birliği’nin Belarus’a uygulayacağı yaptırımlarda bir ön şart olarak kullandığı için tepki de almaya başladı.

Öte yandan Avrupa Birliği özünde bir ekonomik birlikteliktir. Malların serbestçe dolaşmasına yönelik uygulamalar, sınırların kaldırılması ve finansal liberalizasyon gibi konular bu savımızı destekler. Böyle bir yapıya verilebilecek en büyük zarar bu yapının bir ekonomik yaptırımın tarafı olmasıdır. Bu açıdan bakarsak hali hazırda Brexit ile uğraşan, İtalya’nın bütçesi sorun haline gelen ve Yunanistan’ın sürekli kurtarılmak zorunda kalan ekonomisi de göz önüne alındığında Türkiye’ye yönelik bir ekonomik yaptırım kısa vadede bir anlam ifade etse de uzun vadede Avrupa Birliği’nin geleceği tartışmalarında unutulmayacak bir hata olarak kayda geçecektir. Dahası dünyanın ekonomik ağırlık merkezi hızlı bir şekilde Batı’dan Doğu’ya kayarken sıklet merkezi haline gelen Türkiye’yi kaybetmek Avrupa Birliği’nin ekonomi güvenliği açısından ciddi bir sorundur.

MACRON’UN TWEETİNİ KİM YAZDI?

Gündemin bir diğer önemli başlığı da Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Türkçe bir tweet atmasaydı. Tweet de kullanılan dilin yetersizliği de ayrı bir tartışma konusu oldu. Kimilerine göre bu tweetin çevirisi bir internet sitesi vasıtasıyla yapılmıştı. Oysa gözden kaçmaması gereken bir konu var. Bu tweetin arkasındaki kişi Isabelle Dumont. Dumont şu anda Macron’a bölgesel konularla ilgili danışmanlık yapıyor. 2011-2013 yıllarında Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği’nde ikinci müsteşar olarak görev yapan Dumont bundan önce Fransa’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi’ydi.

Dumont’un tek özelliği Türkçe tweet yazması değil. Dumont Macron’un başarısızlıklarını da kapatmaya çalışıyor. Mesela yoğun çabasına rağmen ana gündem maddesi Türkiye olan EuroMed 7 toplantısının sonuç bildirgesine Türkiye’ye yönelik “yaptırım” ifadesini bir türlü koyduramayan Macron’un bu hezimetini ört bas etme işi de Dumont’a kalıyor.

Macron’un ekibine kısa süre önce katılsa da özgeçmişinden deneyimli bir diplomat olduğu anlaşılan Dumont, Macron’un toplantıdaki tavrının aksine Türkiye’ye yönelik olumsuz havayı dağıtmak için çok gayret ettiğini belirtecek kadar ileri de gidebiliyor. Neyse ki biz gerçekleri biliyoruz.

Levent Yılmaz / Yeni Şafak Gazetesi

yazının devamını okuyun