İklim değişikliği, küresel ısınma Türkiye’yi nasıl tehdit ediyor? Nasıl bir yol haritası izlenecek?

Mehmet Acet
Mehmet Acet

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın adı değişti, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı oldu.

Bir başka deyişle, Bakan Murat Kurum’un iş yükü de biraz daha artmış oldu.

Zaten kendisi, son iki yıldır, üç yıldır nerede bir felaket olsa, hemen soluğu orada alıyor.

Deprem olduğunda, yangınlar çıktığında, sel felaketleri yaşandığında felaket bölgelerine gidip, günlerce, hatta haftalarca orada kalıp yaraların sarılmasına bizzat nezaret ediyor.

Bakan Kurum’la önceki gün, Ankaralılara verilen güzel bir hediye olan, 28 Ekim’de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılacak AKM Millet Bahçesi’nde bir araya geldik.

Tramvayla tur attık, çimlerin üzerinde sohbet edip fotoğraf çektirdik.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir sözü var:

“İnsanın çevreyi şekillendirdiği kadar, çevre de insanı şekillendirir.”

Biraz daha ileri gidersek, çevre insanı sadece şekillendirmiyor, cezalandırıyor da yalnız.

Özellikle bu yaz, bizim de yangınlar ve sellerle ayak seslerini ciddi şekilde işittiğimiz iklim değişikliği ve ısınma problemi artık gündemimize daha fazla girmeye başlayacak.

Türkiye’nin Paris İklim Anlaşmasına taraf olması için hazırlanan kanun teklifi bütün partilerin oyları ile Meclis’te kabul edildi.

YEŞİL DÖNÜŞÜM TRENİNİ KAÇIRMAMAK İÇİN…

Bakan Kurum, yeni görev sahasıyla ilgili bilgiler verdi, ‘yeşil dönüşüm’ hedeflerini anlattı.

“Yeşil dönüşüme maruz kalan değil, etki eden, yöneten, liderlik eden bir ülke olmak istiyoruz” dedi.

“Paris İklim Anlaşmasını 2053’te, ‘Net Sıfır Emisyon’ ve ‘Yeşil Kalkınma’ hedefine ulaşmak için önemli bir kilometre taşı olarak görüyoruz” dedi.

İklim krizinin önüne geçmek için ülkelerin ortak hareket etmelerini öngören Paris Anlaşması, küresel düzeyde ortalama sıcaklık artışını 2 derece ile sınırlandırmayı, mümkünse 1,5 derecenin altında tutmayı amaçlıyor.

Türkiye, küresel ısınmaya etkisi düşük düzeyde olan ülkeler arasında olmasına rağmen, bu ısınmaya maruz kalma anlamında talihsiz bir yerde duruyor.

Bakan Kurum’a, temmuz ve ağustos aylarında yaşadığımız, can ve mal kayıpları verdiğimiz büyük orman yangınlarını, korkutucu sel felaketlerini hatırlatıp, “Bu felaketlerin küresel ısınma ile ilişkisi nedir? Türkiye’nin bu konudaki durumu nasıl” sorusunu yönelttim.

Kurum soruma cevap verirken önce, yine bu yaz döneminde karşımıza çıkan Marmara’daki müsilaj kirliliğine atıf yaptı.

“Marmara Denizi’nin 2,5 derece ısındığını görüyoruz. Zaten müsilajın gerekçelerinden biri de bu” dedi.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ TÜRKİYE’Yİ ETKİLİYOR. KURAKLIK SORUNUNU ÇOK DAHA FAZLA CİDDİYE ALMAMIZ GEREKİYOR

Devamında yukarıda aktardığım bilgiyi hatırlatıp şunları söyledi:

“Dünya şimdiden 1,1 derece ısındı. Bu gidişatla 2030, 2040’larda 2 dereceye ilerlemesini bilim adamları öngörüyor. Böyle giderse dünyanın birçok bölgesi yaşanılamaz hale gelecek diyorlar. Tedbir alınacak. Tüm bu çalışmalar dünyanın sıcaklığını 1,5 derecede tutmak için. Türkiye’de son yıllara baktığımızda, son 5 yılda her yıl bir önceki yıla göre daha fazla kurak, daha fazla sıcak geçiyor. Sıcaklık artışları rekorlar kırıyor.”

Bu ifadelere de yansıdığı gibi, kuraklık Türkiye için ciddi bir problem haline dönüşmüş durumda.

Daha önce bu köşede bir başka yazıda aktarmıştık.

İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde toprak kurudu.

Kuraklık ve ‘vahşi sulama’ nedeniyle yer altı suları çekildi, göller tarlaya dönüşmeye başladı.

Meselemiz bundan ibaret de değil, ne yazık ki.

İklim değişikliği ve kuraklık, gıda fiyatlarını bile etkiliyor.

Niçin etkiliyor?

Su azlığı nedeniyle üretim düşüyor. Üretimin düşmesi de, fiyatları artırıyor.

Bitmedi.

Enerjide bu yıl, yine kuraklığa bağlı olarak hidroelektrik santrallerinin çalışma kapasitesinde gerileme oldu.

Öyle olunca, doğalgaza ihtiyaç arttı.

İhtiyaç artınca doğalgaz fiyatları yükseldi.

Görüyorsunuz, iklim değişikliği ve kuraklık deyince, nerelerde ne tür olumsuzluklar ortaya çıkıyor.

Bakan Kurum, iklim değişikliği bahsinde konuşurken, “2030’lardan itibaren bütün dünyada bir su problemi olacağından” söz etti.

Zaten, bir sonraki dünya savaşının ‘su savaşları’ olacağına dair tezlerin dolaşımda olduğu biliniyor.

YENİŞAFAK

yazının devamını okuyun