Stüdyolarda ‘Altın Buzağı’ ayinleri...

Nedret Ersanel
Nedret Ersanel

Bölgesel gelişmeleri bile anahtar deliğinden iki büklüm izlemeye alışkın, yani hem açısız hem ufuksuz bir kesit, Türkiye’nin dış politikada sıkıştığını düşündüğü anlarda bir tür histeri krizine kapılıyor...

 

Haber kanallarının stüdyolarında sanki masaya bir altın buzağı konulmuş, bunlar da etrafında ellerini çırparak, “İsrail’le barışalım, İsrail’le barışalım” çığlıklarıyla ayin düzenliyorlar...

Yanlış anlaşılmasın, şu an dış politikadan veya ulusal güvenlikten bahsetmiyorum.. Bir halet-i ruhiyeden bahsediyorum. Yoksa kimse Türkiye’nin, Mısır’la da İsrail’le de görüşmediğini, tüm kanalların kapalı olduğunu söyleyemez. Bu ülkelerle “uygun şartlarda” uzlaşı da sağlanabilir. Türkiye’nin çıkarlarına uyuyorsa-moral değerler dahil-beis yoktur. Yeter ki unutmayalım; İsrail, ABD veya Avrupa ülkelerinin Türkiye üzerine plan ve temennilerinin tam ne olduğunda kendimizi kandırmayalım...

 

Bir diğer akıl cebine konulması gereken bilgi de, Akdeniz krizi üzerinden Türkiye’ye yükselmeye çalışan koalisyonun üyesi olarak İsrail’in attığı her adım, biraz da “davetiyedir”. Kendi dümen suyuna sokamadıkları Ankara’yı bu manevralarla yola getirmeyi deniyorlar.

O yolun tercümesi, biraz da yukarıdaki o cümleye paralel düşer; “Ne olur bizimle barışın artık”...

TÜRKİYE’Yİ PARÇALAYAN HARİTALARIN KUTSANMASI DÖNEMİ...

‘Stüdyolara dönersek’, konular o kadar sulandırılıp, gözler buğulandırılıyor ki, apaçık Türkiye’yi hedefleyen haritalar bile, “ama o harita AB’nin haritası değil, şu ülkenin haritası değil, aman işte üniversitede hocanın biri çizmiş, zaten altında da ‘teorik’ yazıyor, ciddiye mi alıyorsunuz” küçümsemeleriyle, ‘Seville Haritaları’ kutsanıyor...

Bir kişi de çıkıp, “Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu, elbette ciddiye alıyoruz, almadığımızda ölüyoruz,” demiyor. Demeye çalışanların da üzerine öyle hadsizce, kinle saldırılıyor ki, en yetkin olanlar dahi kendilerini sıkışmış, yalnız hissediyor.

Türkiye’nin ‘haritalarla bir müktesebatı’ vardır. Pek iyi anılar da içermez. Terörle mücadelenin erken evrelerinde ortaya atılan haritaları anımsayın. Onlar da resmi değildi, yarı resmi veya “think-tank” çalışmalarıydı. Geriye giderseniz, Sykes-Picot, Sevr. Örnekleri neredeyse sayısız çoğaltabiliriz. Bu haritaları açtığınızda kimin, nasıl çizdiğini merak edersiniz ama herhalde asıl görmeniz gereken, “muradının ne olduğudur”!..

Eğer bir harita bu ülkenin çıkarlarına yönelik sınırlar, parselizasyonlar ölçekliyorsa, onları önemsiz göstererek kamuoyunun alarm durumunu kırmızıdan yeşile düşürmeye kalkışanlarla o haritayı çizenler aynıdır demektir!..

KÜF İTTİFAKI...

Benzer durum Türkiye’nin ABD-AB ile ilişkilerinde de (elbette diğer güçler de dahildir ama en çok bunlar için) geçerlidir. Daha Perşembe akşamı Pentagon, “Doğu Akdeniz’de Yunanistan-Fransa ortak tatbikatından endişeliyiz” açıklaması yaptı. Ne yapacağız şimdi, bu ülkenin son 80 yılına attığı kazıkları unutup gözyaşları içinde Washington’a mı koşacağız?..

Ulusal Güvenlik ve Dış Politika konularında “paranoya seviyesinde şüpheci” olmayı artık öğrenmeliyiz.

Nicel tariflere de kapılmayın. Cüzdan yine gider. “Türkiye’nin karşısında şu kadar ülke var, boyunuz yetmez’ diye liste sıralayanlara da dikkat. Bu ülkelerin tek tek ederleri ile toplam ağırlıkları ne kadar? Paylaştık evvelden, Ankara’nın hiç başarısı yoksa özellikle son beş yılının başarısı, rakiplerinin kof olduğunu anlamasıdır. Türkiye karşıtı koalisyonun genişlemesi diye tarif edilen budur aslında. Kofluklarını cem ediyorlar. Küf ittifakıdır...

Bu Türkiye’nin içerideki muhaliflerin stratejik körlüğüne sürüklenmesi anlamına gelmez. “İsrail’le barışın artık, ne bekliyorsunuz ne duruyorsunuz, haydi haydi” yırtınmalarını iyi anlayın. Bu cümlelerin kurulduğu akşamın sabahında, İsrail ile Türkiye’ye en ağır kötülükleri her coğrafyada yapan ve bizzat Savunma Bakanı tarafından, “uygun zaman ve uygun mekanda hesaplaşacağız” denilen BAE, “tamamen normalleşme” anlaşması yaptı ve imzaları da Beyaz Saray’da atılacak...

Hadi barışın!

TÜRKİYE YOL ALIYOR...

Fransa’nın önce Rum Kesimi’ne savaş uçağı ve gemisi göndermesi, “Türkiye’nin tek taraflı adımlarına karşı bölgede askeri gücümüzü artıracağız” demesi, İran’a gidip, ‘yanınızdayız, ABD’nin nükleer yaptırımlarına da karşıyız’ demesi, Irak’la aramızda yaşanan SİHA atışmasında Bağdat’a sırt vermesi, Esad’ın tansiyonun düşmesine, ‘bizim hastahanelerimizde ağırlayalım’ hamlesi, Yunanistan’ın bizi AB’ye şikayet edip, tüm dışişleri bakanlarını ‘Türkiye konulu’ toplaması, İsrail’in, ‘Yunanistan’ın yanındayız’ açıklaması, Yunan Dışişleri Bakanı’nın şu an Tel Aviv’de olması, BAE’nin pislikleri elbette bir şey anlatıyor bize...

Ama şunlar da anlatmalı; Fransa’nın ABD’yle gırtlak gırtlağa olması, Almanya’nın ABD’yi kudurtmak pahasına, ‘Çinli Huawei’yle çalışacağız, baskı koalisyonu bizi bağlamaz’ demesi, İngiltere’nin her ikisiyle karşı cepheye düşüp Akdeniz’de Türkiye’ye yakın durması, İsrail’in bizzat Pompeo’dan fırça yemesine rağmen Çin’e yapışması, Macron’la birlikte Biden’e oynaması, Trump’un kazanması halinde bunları hep hatırlayacak olması, Berlin ve Paris’in Rusya’ya da yanlaması, Mısır’ın Atina ile yaptığı anlaşmada Ankara’nın hassasiyetlerine dokunmaması hatta kimi kaynaklara göre, “Akdeniz’deki kaygılarınızı anlıyoruz’ mesajı göndermesi, ABD’nin YPG ile neredeyse resmi petrol anlaşması yapması ve bunun Astana üçlüsünün bağlarını pekiştirmesi, Azerbaycan ve Pakistan’dan gelen omuz vermeleri de bir şeyler anlatmalı...

Yeni sınırlar çizme döneminde miyiz, eski alacakların tahsil döneminde miyiz, kolay mıdır zor mudur bilmiyorum.. Ama içerisi-dışarısı bu kadar kuduzlandığına göre Türkiye’nin ileri hedeflerini de düşünmeliyiz...

YENİ ŞAFAK GAZETESİ

yazının devamını okuyun