Yeni ekonomi modelinde dar gelirlinin korunmasının faydası…

Hasan Öztürk
Hasan Öztürk

Uzun zamandır, “Zenginden alın, fakire verin” terkibini kurup, yazılar yazıyoruz. En son yazıda da “Asgari ücret”in belirlenmesi hususunda da “Teknik değil vicdani bir kara vermek gerekir” diye not düştük.

Çünkü makro düzeyde şu anda ekonomi verilerimizde hamdolsun kötü bir tablo yok. Kur ataklarının iktisadi verilerle hiçbir alakası yok.

Ama dar gelirliler aleyhine gelişen ve dar gelirlinin geçimini doğrudan etkileyen “fahiş fiyat artışları” söz konusu. Ve zengin ile fakir arasındaki makas giderek artıyor!

Bu bağlamda size gelir adaletsizliğini bir kez daha anlatıp, önerilerde bulunmak istiyorum.

BİR YANDA 200 ŞİŞE ŞAMPANYA PATLATANLAR, BİR YANDA ASGARİ ÜCRET ZAMMINI BEKLEYENLER

Dünkü gazetelerden iki haber:

Birincisi Hürriyet’ten. Sürmanşette kulakta bir haber, “200 şampanya patladı”

Spotta, Hülya Avşar’ın İstanbul’da bir gazinoda konser verdiği esnada sahneye gönderilen ve açılan pahalı şampanyalardan söz ediyor. Ayrıntısına gerek yok.

İkinci haber Cumhuriyet’ten.

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay ile yapılan röportajın anonsu birinci sayfadan yapılmış. Atalay diyor ki, “Asgari ücrete en az yüzde 20 zam istiyoruz.” Ayrıntısında, “Devlet desteğinin işverenin yükünü üzerinden alacak kadar olmasının” önemini değinilmiş, “kayıt dışı çalışma”ya dikkat çekilmiş. Ve “Enflasyon yüzde 20, onun çok üstünde bir zam yapılmalı” önerisi.

İki farklı haber Türkiye’deki gelir adaletsizliğine tipik birer örnek olarak karşımızda duruyor.

Bir gecede, bir konserde bir sahnede en ucuzu 100 TL olan 200 şişe şampanya patlatılabilecek bir ekonomik hovardalık...

Diğer tarafta, üretimin lokomotifi olan işçilerin dört gözle bekledikleri asgari ücretin tespiti konusunda hiç olmazsa en az yüzde 20’lik zam önerisi bekleyenler…

İşte tam da bu noktada, çözüm önerisi gazetemiz Yeni Şafak’ın dünkü manşetiyle ortaya çıkıyor.

SANAYİ LOKOMOTİF OLACAK, İŞÇİLER ÜRETECEK, TÜRKİYE BÜYÜYECEK

Dün Yeni Şafak, “YENİ MODELİN AKTÖRÜ SANAYİ” manşeti ile çıktı. Spotunda, şu bilgi verildi: “Türkiye’yi faiz kur kıskacından kurtaracak yeni ekonomik modelin ana lokomotifi sanayi olacak. Sektörün pandemiye rağmen 2 yılda kat ettiği yol ve elde ettiği başarı ipuçlarını veriyor. Sanayide çalışan sayısı 700 bin artarak 4 milyon723 bine ulaştı. Üretim yüzde 146 artarak 291 milyar lira oldu.”

Yeni bir ekonomik modelin denendiğini geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan Bakanlar Kurul toplantısından sonra ilan etmişti. Buna göre, düşük kur, yüksek faizden, düşük faiz yüksek kur politikasına geçiş başladı.

Böylece, üretim, istihdam, ihracat merkezli bir yola girildi. Başarırsak Türkiye düze çıkacak. Allah korusun başaramazsak teslim bayrağını çekeriz. Başarmak zorundayız!

Yeni modelde, lokomotif “sanayi” ve üretim olacağına göre, bu üretimi yapacak fabrikalarda, atölyelerde, tarımda çalışacak işçilerin pozitif ayrıcalığa tabi olmasının gerekliliğine inanıyorum.

Türkiye’nin geleceği dar gelirlinin refah düzeyinin artmasındadır.

Buraya bir parantez açalım. Dün yine Yeni Şafak’ta, Süleyman Seyfi Öğün hocam, çok dikkat çeken bir yazı yazdı.

Yazısında, yeni bir ekonomik modeli deneyen hükümete karşı, “ekonominin ruhbanları”nın harekete geçtiğine dikkat çektikten sonra diyor ki, “Modern refah toplumlarının ‘başarıları’, kalan dünyanın iliklerine kadar sömürülmesine dayanır. Asla unutmamalı, bu yolda güzellemeler yapanların yüzüne vurulmalıdır.”

Son bir haftadır yeni ekonomik modele karşı çıkanların neye hizmet ettiğini anlatması bakımında önemli bir tespit.

Devam edelim.

Üretim, istihdam ve ihracat merkezli yeni ekonomik modelde, faizin düşmesi yatırım ve üretim yapacak işverenimize katkı olacaktır. İstihdam ise işsizlerimize çaredir. İhracat, cari açığın kapatılması dolayısıyla Türkiye’deki her bir ferdin refah seviyesinin yükselmesi anlamına gelir.

İşte burada dar gelirlinin, işçinin pozitif ayrımcılığa tabi tutulması yeni sistemin “sağlıklı” yürümesi açısından önemlidir.

Hani deniyor ya “Çin modeli öneriliyor” diye. Çin modeli, yani “ucuz iş gücü ile üretim modeli” Türkiye gerçeği ile uyuşmaz.

Ne işçilerimiz, ne de işverenimiz açısından o model Türkiye’nin gerçeği değildir.

Refah düzeyi yükselmiş, enflasyona ve hayat pahalılığına ezdirilmemiş bir alt gelir grubunun “üretim”e katacağı büyük katkı vardır.

İşine severek giden, emeğinin karşılığını aldığı için huzurlu olan bir dar gelirlinin sadece kendisine sadece işverenine katkısı olmaz. Top yekun Türkiye ekonomisine katkısı büyük olur.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, yeni ekonomik modelle birlikte üretimin artacağını da hesaplayarak dar gelirli için hakkaniyetli ve çok iyi bir asgari ücret belirleyecektir. İnancımızı koruyoruz.

Haksız mıyım?

Hasan Öztürk / Yeni Şafak Gazetesi

yazının devamını okuyun