Kılıçdaroğlu’nu seçtik diyelim… Ülkeyi kim, nasıl yönetecek?

Yücel Koç
Yücel Koç

Ah şu zincir marketler!

Tartışmanın göbeğinde sorumluluk hissettiğim için şu güzelim konuya ancak girme fırsatı buldum.
Neyse, uzatmadan başlayayım.

Günlerce kafa ütülediler; 

“Altılı masa Anayasa Değişikliği Önerisini açıklayacak, pazartesini bekleyin”,

“Kemal Kılıçdaroğlu büyük projeler açıklayacak, 3 Aralık’ı bekleyin...”

Bekledik, dinledik.

             ***

9. yuvarlak masa toplantısından başlayalım…

Söyledikleri şu; milletvekili dokunulmazlığını kaldırmayı zorlaştıracaklarmış, KHK’lara son verilecekmiş, İçişleri Bakanlığı’nın belediyelere kayyum atama yetkisi kaldırılacakmış(!)

Bu vaatlerin kimin dayatmasıyla açıklandığını anlamışsınızdır.

Terör örgütlerinin ve sahiplerinin istediği bu vaatleri ilk defa söylemedikleri ve üzerinde çok yorum yaptığımız için yeniden parmaklarımı yorma ihtiyacı duymuyorum, her şey ortada.

Bir tek Güçlendirilmiş(!) Parlamenter Sistem deyip, bugüne kadar bir türlü cevabını veremedikleri “Cumhurbaşkanını kimin seçeceği”nde karar kılmışlar.

Eski parlamenter sistemden farklı olarak Cumhurbaşkanını yine halk seçecekmiş.

O da bir defalık ve yedi yıllığına… İkinci defa aday olamayacak yani.

Muhtemelen ikinciye oy istemeye yüzü olmayacağını düşünmüşlerdir.

Yedi yılın sırrı ise eskiye dönüş arzusu olsa gerek. TBMM seçtiğinde de süre böyleydi. Yani, simgesel rövanş bir nevi!

             ***

Hatırlayınız; halkımız 2007’de CHP’nin çıkardığı 367 krizinden sonra 2010’da yapılan referandumda “Cumhurbaşkanını artık Meclis değil, ben seçeceğim” demişti.

Erdoğan, 2014 yılında halkın oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu.

2017’de yapılan referandumda ise iki başlılığı ortadan kaldırıp, Başkanlık Sistemine geçmeye karar verdi.

2018 seçimlerinde Başbakanlık ortadan kalktı ve seçilmiş iki liderin yönetim kavgasına girmelerinin önüne geçildi.

Dikkat edin; Türkiye asıl ivmeyi de bu seçimden sonra yakaladı.

Üstelik 2002’den bu yana iktidarda AK Parti bulunduğu hâlde.

             ***

Neymiş; Cumhurbaşkanını halk seçecekmiş ama yetkileri tırpanlanacakmış, görevi sembolik olacakmış!

İcraatta hiçbir fonksiyonu olmayacaksa o zaman halk niye seçecek?

Halka neyi vadedip de oy isteyecek?

Cumhurbaşkanının yüzde 50'nin üzerinde oyla seçildiğini (ki bu mecburi), Başbakan’ın yüzde 22 ile iktidara geldiğini düşünün.

Nitekim, Parlamenter Sistemin garabeti koalisyon hükûmetlerinde bu oylarla iktidara gelenleri görmedik mi?

Böyle bir durumda yönetimde kimin sözü geçecek?

Hele ki geçmişte tecrübe ettiğimiz parlamenter sistemde “atanmış” Cumhurbaşkanları bile hükûmetlerle anlaşamazken(!)

             ***

Bunlar ham hayal; birilerinin dayatması.

Hele bir de “Hükûmeti altılı masa birlikte yöneteceğiz” demiyorlar mı?!..

Yüzde 1’in altında oy alan altılı masa üyesi, yüzde 50’den fazla oyla seçilen Cumhurbaşkanına talimat verecekmiş, bunun adı da demokrasi olacakmış!

Madem olacağına inanıyorsunuz; hadi bir deneme yapın, mesela İstanbul’u birlikte yönetin de görelim nasıl oluyormuş!

             ***

Gelelim Kemal Bey'in hafta sonu açıkladığı muhteşem(!) kadroya.

ABD ve İngiltere’ye yaptığı tartışmalı ziyaretlerin ardından “vizyon” diye ortaya koyduğu isimler günlerdir tartışma konusu.

Mesela Hacer Foggo, çukur-hendek olaylarında Mehmetçiğe düşmanlığını açıkça ortaya koyup, PKK’nın sözcülüğünü yapmış.

Daha önce Ermenistan’ın ‘kurtarıcı’ olarak sarıldığı Doran Acemoğlu ülke ekonomisini kurtarma konusunda hiçbir işe yaramadığı gibi, Türkiye’de Ermenilerin yaptığı katliamların anlatıldığı bölümlerin ders kitaplarından çıkarılması için imza toplamış, FETÖ’nün medya ayağına operasyonlara karşı çıkmış.

Daha neler, neler…

Şaşırdık mı?

Elbette hayır.

***

Merak edip, ertesi gün hususi olarak CHP destekçisi gazetelerin ne yazdığına, haberi nasıl verdiklerine baktım.

Nasıl bir hayal kırıklığına uğradıkları, verdikleri haberlerden okunuyordu.

Kemal Bey'in muhteşem(!) ekibini zaten manşet yapan yoktu da, sağa sola koydukları haberlerde iftiharla bu isimleri sunanı da göremedik.

Sadece her zamanki suya tirit açıklamalarını taşımışlardı birinci sayfaya; yok toplumu birleştirecekmiş, Cumhurbaşkanlığını yeniden Çankaya’ya taşıyacakmış, altı lider birlikte yürüyeceklermiş, kalıcı refahı oluşturacaklarmış falan…

Bir de fakir fukarayı sömürme edebiyatı…

AK Parti’nin hâlihazırda yapmakta olduğu, hatta CHP’nin de zaman zaman “para dağıtmak marifet değil” diye eleştirdiği sosyal yardımları, sanki ilk defa kendileri yapacakmış gibi vadetme huyu var bunların.

             ***

Bize asıl sorunun cevabını veremiyorlar hiçbir zaman.

O da şu;

ABD’ye, İngiltere’ye, Fransa’ya, Almanya’ya rağmen sen Türkiye’nin haklarını müdafaa edebilecek misin?

Bakın, terörden arındırılan Gabar’da çok yüksek miktarda petrol rezervi bulundu, yakında Cumhurbaşkanı kamuoyuna açıklayacak.

Terör ablukası yüzünden kırk yıldır dokunulamayan bölge şimdi karış karış taranıyor, yer altı zenginlikleri araştırılıyor.

Öyle ya, terör buraları hedeflemişse illaki altında bir şey var; peyderpey göreceğiz hepsini.

Gabar’dan gelen müjde ilk oldu, arkası da çözülecek.

Neye borçluyuz bunu?

Muhalefetin ve desteğini aldığı örgütlerin hedefinden inmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Millî Savunma Bakanı Akar’ın, kahraman askerlerimizin ve polislerimizin kararlılığına tabii ki.

Şimdi söyleyin bakalım; altılı masanın konuşulan adayları yahut “vizyon”a koyduğu isimler arasında bir tane Erdoğan ya da Soylu gibi Türkiye için kararlılık gösterecek, Batı’ya karşı gerektiğinde yumruğunu masaya vuracak “adam” var mı?

Çok beklersiniz…

Teşbihte hata olmaz, eskilerin güzel bir sözü vardır; “Gâvurun ekmeğini yiyen onun kılıcını sallar.”

Sadece terörden arındırılan bölgeler mi; işte Karadeniz, Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Irak, Karabağ…

Hatta Balkanlara, Katar’a, Afrika’ya uzanın; buralarda Türkiye’nin karşısında hangi ülkeler var?

HDP’nin oyuyla, CIA casusu FETÖ’nün desteğiyle iktidara geleceksiniz, sonra da onlara karşı Türkiye’nin hak ve menfaatlerini mi savunacaksınız?

Bunu yapabilecek babayiğit, önce açıkladığı anayasa değişiklik önerisine HDP’nin, FETÖ’nün taleplerini koymazdı.

Daha ötesini konuşmaya gerek var mı?

Kukla olduktan sonra biriniz yönetse n’olur, hatta altınız-yediniz o koltuğa otursa ne değişir!

Türkiye Gazetesi

yazının devamını okuyun