İyi Parti ne yapmaya çalışıyor?

Mehmet Acet
Mehmet Acet

Siyasette canlılığını koruyan iki tartışma konusu var.

 

 

Biri, 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine CHP’nin adayı olarak girip yüzde 30,6 olmayı başaran Muharrem İnce’nin son günlerde yeni bir parti ya da hareket başlatmak üzere kımıldanması.

Diğeri, İyi Parti’ye yönelik MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı ve bu çağrıya Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın destek veren açıklamalar yapması.

 

 

Bugünkü yazımızda ikinci konuya, yani İyi Parti ekseninde ortaya çıkan gelişmelere odaklanacağız.

Devlet Bahçeli’nin son daveti yeniymiş gibi bir algı oluştu ama bu doğru değil.

Geçen yıl tam da bu vakitler Bahçeli, İyi Parti’ye yönelik şöyle bir çağrıda bulunmuştu:

“Fiziken orada, fikren aramızda bulunan dava arkadaşlarımın müştereken karar alıp Milliyetçi Hareket Partisi’ne dönüşün tarihi sorumluluğunu yerine getirmeleri halisane ve samimi beklentimdir.”

Bu açıklamayı hatırlayınca, MHP liderinin İyi Parti’ye yaptığı son davetin yeni değil, ‘tekrarlanmış’ bir davet olduğunu düşünebiliriz.

Yeni olan, Cumhur ittifakının büyük ortağı olarak Ak Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu davete sıcak cümlelerle destek vermiş olması.

Erdoğan, bir soru üzerine ama her kelimesi önceden ince ince düşünülmüş izlenimi veren değerlendirmesinde şöyle dedi:

“Makul çizgide bir davettir. Terör örgütleriyle el ele olmak, milli ve yerli olarak düşündüğümüz İYİ Parti’ye hiç uygun düşmeyebilir. Böyle bir sıkıntının olması hasebiyle, böyle bir davet gerçekleşmiş diye düşünüyorum. Ülke genelinde bir bütünleşmenin gereğini düşünüyorum”.

Bu açıklamaların ardından gözler “Acaba ne diyecekler” merakıyla İyi Parti’ye çevrildi.

Partinin temel meselelerde nerede durduğunu anlatmak üzere Meral Akşener tarafından geniş şekilde yetkilendirildiği anlaşılan Sözcü Yavuz Ağıralioğlu,

“Cumhur ittifakına girmeyeceğiz” diyerek Bahçeli’nin yaptığı, Erdoğan’ın desteklediği çağrıya olumsuz cevap vermiş oldu.

Aslına bakarsanız, siyaseti yakından izleyenler açısından buraya kadar yazdıklarımızın şaşırtıcı bir yönü bulunmuyor.

Bahçeli’nin çağrısı, Erdoğan’ın desteği, İyi Parti’nin mesafeli bir tutumla cevap vermesi.

Diğer yandan, İyi Parti’yi izlemeyi ilgi çekici kılan bir başka nokta daha var.

O da, HDP faktörü nedeniyle Millet İttifakı ile de araya mesafe koymuş olmaları.

Geçen yıl “İçinde HDP’nin olduğu bir bileşende artık olmayacağız” cümlesiyle yine Parti Sözcüsü Ağıralioğlu tarafından deklare edilen bu duruş acaba korunuyor mu?

Önceki gün Ağıralioğlu’nu aradım, İyi Parti etrafında gelişen tartışmalardan yola çıkarak kendisine bu konularla ilgili sorular yönelttim.

CHP ile partilerinin ilişkisini şöyle bir ifade ile özetliyor Ağıralioğlu:

“Müştereklerimizin azlığına rağmen kesişme yerlerindeki kuvveti yönetiyoruz.”

Asıl soru bu değil tabii.

İyi Parti, CHP ile yan yana durmaktan, görünmekten dolayı rahatsızlık beyan eden bir parti değil.

Asıl soru, bundan sonra yapılacak seçimlerde, içinde ‘HDP bileşeni olan’ bir kurgu oluşması halinde nasıl bir refleks gösterileceği sorusu.

Yavuz bey, geçen yıl ilan ettikleri bu duruşun devam ettiğini anlatmak için şöyle bir yeni cümle kuruyor:

“Biz HDP’nin resmi olarak nefes aldığı bir yerde olamayız”.

Bu cümle, içinde HDP olan bir ittifakta zinhar yer almayız anlamına geliyor mu? Evet, geliyor.

Peki bu deklarasyon, İstanbul seçimlerinde olduğu gibi, aynı adaya oy verme biçiminde ortaya çıkan örtülü ittifak, ya da ‘dolaylı paslaşmaya da’ artık kapıları kapatan bir niteliğe sahip mi?

Ya da şöyle soralım:

En son İstanbul seçimlerinde oluşturulan kurgu, bundan sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde tekrarlanırsa İyi Parti nerede duracak? Aynı yerde mi?

Başka bir yerde mi?

Ağıralioğlu bu soruyla ilgili olarak “evet” ya da “hayır” netliğinde bir cevap vermedi.

Ama ben bu konularda sorular yöneltirken kendisi lafı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teklifimizdir dediği bir yere getirdi.

“Teklifimizdir” dediği şeyi şöyle anlattı:

“Yüzde 50 artı 1 değişsin. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişsin, Bundan doğacak değişikliklerden ilk istifade edecek olan Sayın Cumhurbaşkanı olacaktır. Yani, yüzde 40’a mı düşer, kaça düşerse düşsün. Bu sistem değiştiği andan itibaren yine en avantajlı olan Tayyip Bey olacaktır. Olsun. Yeter ki bu sistemin memleketin yükünü çekemez hale geldiği görülsün ve bundan vazgeçilsin. Bu teklif Tayyip Bey için bir tekliftir.”

İyi Parti kanadından böyle bir teklif yapılıyor ama buna da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın evet demesi kolay görünmüyor.

Mehmet Acet / Yeni Şafak Gazetesi

yazının devamını okuyun