Erdoğan-Biden görüşmesinin perde arkası

Mehmet Acet
Mehmet Acet

Beklenen görüşme önceki akşam gerçekleşti.

Kasım’da seçimleri kazanan, 20 Ocak’ta Beyaz Saray mesaisine başlayan ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan NATO zirvesinin yapıldığı Brüksel’de bir araya geldi.

Yaklaşık bir buçuk saatlik buluşmanın ilk yarısı baş başa, kalan kısmı heyetler arasında geçti.

Görüşmeler bittikten sonra yapılan açıklamalar, karşılıklı anlaşma ile olduğu izlenimi verecek şekilde bir diğeriyle ‘uyumluydu.’

Erdoğan, “Yararlı ve samimi bir görüşme oldu” dedikten sonra,

“Sayın Biden’la ilk verimli görüşmemiz gerçekleşmiş oldu. Kendisini Türkiye’ye davet ettim. Yoğunlukları aştıktan sonra Türkiye’ye gelebileceğini söyledi” ifadesini kullandı.

Biden, “Pozitif ve verimli bir toplantı yaptık. Toplantının çoğu baş başaydı. Ekiplerimiz görüşmelere devam edecek, Türkiye ile ABD arasında gerçek bir ilerleme kaydedeceğimize inanıyorum” dedi.

Dün, bu görüşmeye dair yeni açıklamalar da yapan Biden, Afganistan meselesinin sorulması üzerine, bu soruya daha geniş bir çerçeveden yaklaşıp, “Uzun görüşmelerimiz oldu. Toplantımızla ilgili iyi şeyler hissediyorum” şeklinde bir cevap verdi.

Bunlara basına, yani kamuoyuna dönük olarak yapılan açıklamalardı.

Bir de görüşmelerin dışarı yansımayan içeriği ve perde arkası var.

5 MADDEDE GÖRÜŞMENİN SONUÇLARI

Öncelikle şu bilgiyi aktaralım:

Türk tarafı, görüşmeye olumlu anlamlar yükleyerek, olabilecek en ideal sonucun elde edildiğini düşünüyor.

Görüşmenin içeriğinden haberdar olan çevrelerce, 5 maddeden oluşan değerlendirmeler yapılıyor.

Buna göre;

-Mevcut durumun korunduğu,

-Afganistan’da ortak gündemle hareket edildiği,

-Libya’da Türkiye’nin pozisyonunun ABD tarafından kabullenildiği,

-Karabağ ile ilgili bir sorun çıkarılmadığı,

-İdlib ve insani yardımlar konusunda birlikte hareket etme kararının alındığı

dile getiriliyor.

Bu başlıkları bardağın dolu tarafını yansıtan başlıklar olarak görmekle birlikte, önemli kazanımlar olduğunun da altını çizmekte fayda var.

Libya konusunda bir önceki yazıda aktardığımız gibi, Batılı ülkelerden çekilme baskısı geldiği için, NATO zirvesinin hemen öncesinde bir ‘çıkarma’ ile buna cevap verilmiş, kararlılık gösterisi sergilenmişti.

Demek ki bunun karşılığı Brüksel’de alınmış oldu.

ABD makamlarının Türkiye’nin Libya’daki pozisyonunu kabullenmiş olmaları bu anlamda önemli bir haber.

Karabağ’la ilgili Fransa başta olmak üzere Avrupa’dan gelen kimi tepkilere karşın, ABD cephesince bir sorun çıkarılmaması da önem taşıyor.

Dikkat edildiyse bu iki başlık, Türkiye’nin son 2 yılda yaptığı dış politika hamlelerinin iki önemli ayağını oluşturuyor.

Bu anlamda, ABD’den bu iki konuda itiraz seslerinin yükselmemesi, atılan adımların yerleşik hale gelmesine imkân sağlayabilir.

MEVCUT DURUMUN KORUNMASI DERKEN NE KAST EDİLİYOR?

Yukarıda sıraladığım 5 madde arasında yer alan “Mevcut durumun korunduğu” ifadesinin muğlaklığı dikkat çekmiş olabilir.

Bu ifade ile neyin kast edildiğine dair soruma bir cevap alamadım.

Bir tahmin yürütmek gerekirse, buradaki kastın, Ankara’nın en fazla baskıya maruz kaldığı S-400 meselesi olduğu düşünülebilir.

Malum olunduğu üzere, Caatsa yaptırımları devrede ancak, mevcut durumun korunması derken, yeni bir yaptırımın gündemde olmadığına vurgu yapılıyor olabilir.

Daha önce Erdoğan-Biden görüşmesinin ön hazırlıkları için Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Sherman, Türkiye’ye S-400 sisteminden vazgeçme çağrısında bulunmuştu.

Ancak bu türden çağrıları, yeni bir yaptırımın ayak sesleri olarak yorumlamak yerine, şu an uygulanmakta olan yaptırımın kaldırılması için öne sürülen bir şart olarak değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşme sonrası düzenlediği basın toplantısında, bu konuyla ilgili soruya, “S-400’de bizim düşüncemiz daha önce neyse, aynı düşünceyi Sayın Başkan’a ifade ettim” şeklinde bir cevap verdi.

Demek ki bir geri adım yok.

O halde, bu görüşmenin bir çıktısı olarak şöyle bir hüküm verilebilir:

ABD tarafında mevcut krizleri derinleştirecek bir eğilim (somut yeni adım atma anlamında), Türk tarafında ise, onların ‘vazgeçme’ taleplerini karşılayacak bir geri adım vaadi, söz konusu olmadı.

YENİŞAFAK

yazının devamını okuyun