Kılıçdaroğlu: Hz. Hüseyin’e ağlayıp, Yezid gibi davrananlardan değiliz!

A. İhsan Karahasanoğlu
A. İhsan Karahasanoğlu

Dün 10 Muharrem idi..

Kerbela şehidleri Hz. Hüseyin ve arkadaşlarının şehadet yıldönümü..

Birçok etkinlikle, Hz. Hüseyin ve şehid arkadaşları anıldı..

Anma törenlerinden birisine de, Halkalı’dakine de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu katılmış..

Ve o törende Kılıçdaroğlu da bir konuşma yapmış..

Konuşmada çok güzel, çok dikkat çekici, ibretamiz bir çelişkiye de işaret etmiş sayın Kılıçdaroğlu..

Toplumda sık sık şahit olduğumuz, siyaset dünyasında ise artık olağan hale gelmiş çelişkiyi, bakın ne kadar güzel özetlemiş, Kılıçdaroğlu:

“Hz. Hüseyin’e ağlayıp, Yezid gibi davranmak..”

Müthiş bir vurgu..

İnsanı titreten; riyakarlıkların altı kelime ile ifşası..

Maskeleri indiren özetin özeti bir cümle..

Benim gözümde bir anda, Latif Şimşek’in, Cemal Enginyurt ve (haydi koruması demeyelim, kendi savunmasındaki anlatımını doğru kabul edelim) danışmanının arkadaşından yediği yumruklar, iteklemeler canlanıyor..

“CHP Genel Başkanı, Latif Şimşek’e vicdansızca yumruklar atıldığı bir günde ‘Hz. Hüseyin’e ağlayıp, Yezid gibi davranmak..’ cümlesi kuruyorsa, demek ki sözünün hakkını da verecek” diye ümitleniyorum..

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının tamamını okumaya koyuluyorum..

Kılıçdaroğlu devam ediyor:

“Günümüzün Yezid’i anlayışına ama, fakat, ancak, lakin ile cümleler kurarak meşruiyet kazandırmamalıyız.”

Daha da ümitleniyorum..

Tam da 10 muharrem arefesinde, evet bir insan öldürülmemiş ama..

Öldürme niyeti ile hareket edenlerin sembol filleri, şiddet görüntüleri kameralar önünde hayata geçirilmiş..

Şiddete başvuranların eski vukuatları ortaya saçılmış.

Hayatlarının; hep şiddet ekseninde rollerle sürdüğü anlaşılmış..

Kılıçdaroğlu da, şiddete başvurmanın 6+1 ittifaktaki bir milletvekili olmasından hareketle; “Ama” diyerek şiddeti mazur göstermeyecek, “Fakat” diyerek saldırıya mazeret üretmeyecek, “ancak” diyerek mazluma suç yüklemeyecek, “lakin” diyerek zulmün üstünü örtmeyecek diye düşündüm.

Ama okumam sürerken..

Kılıçdaroğlu konuyu nasıl getirdi ise, Mustafa Kemal’e kadar getirmiş ama, günün aktüel tartışması Latif Şimşek’in uğradığı zulme, bir türlü gelemediğine şahit oluyorum.

Kılıçdaroğlu, “Kerbela, sadece İslam tarihinin değil insanlık tarihinin de en büyük trajilerinden birinin adı olsa dahi kendisinde çıkartacağımız sonuç mutlak adalet ve kardeşlik olmalıdır” demiş..

“Elbette ki bizler Hz. Hüseyin’in Kerbela’da temsil ettiği adaletten yanayız, tarafız” demiş..

“Hz. Hüseyin, ‘Ben zulme karşı adaletin savaşını verirken kendisi zalim olan birisinin bu harekete katılmasını istemiyorum’ demişti” bile demiş..

Ben de bu cümleyi okuyunca, “Tamam işte, 6’lı ittifakın içinde, bir tane bile zalimi kabul etmiyor, Kemal bey.. helal olsun kendisine..” deme noktasına tam gelmiş iken..

Hele hele..

Bu cümleden sonraki cümlesine bir de, “Bu sözün, şartın günümüz İslam dünyasındaki karşılığı şudur:” diyerek başlayınca..

“Tamam, işte bu” diyeceğim evreye gelmiş iken..

Kemal bey cümleyi şöyle bitiriyor:

“Her türden haksızlığa, her türden şiddete, adaletsizliğe karşı birlikte davranmalı, birlikte karşı çıkmalıyız.”

Bitiriyor ve haksızlığa uğrayan Latif Şimşek’e gelmiyor.. Şiddete maruz kalan gazeteciden bahsetmiyor.. Adaletsizliğe karşı somut örnek üzerinden bir cümle kurmuyor.. 

Cemal Enginyurt’un saldırısına değinmiyor..

“Bu sözün, günümüz İslam dünyasındaki karşılığı şudur” diyerek beni heyecanlandırırken..

Bir saniye içinde, beni boş çuval gibi, yere seriyor..

Artık siz, Kılıçdaroğlu’nun; “Haksızlık, şiddet, adaletsizlik, eşitsizlik kimden gelirse gelsin ve kimden kaynaklanıyorsa kaynaklansın hep birlikte karşı çıkmalıyız” cümlesine nasıl inanacaksınız ki?

Örnek önümüzde. Türkiye çalkalanıyor..

Canlı yayın sırasında, 6+1 ittifakının bir vekili, bir gazeteciye saldırıyor..

Küfrediyor.. Hakaret ediyor..

Yetmiyor, vuruyor..

Yetmiyor, adamı seri hale gelmiş şekilde yumruk üstüne yumruk atarak vicdansızlığını sergiliyor..

Ama Kılıçdaroğlu’ndan, yüzyıllar öncesindeki zulmün, küçük bir örneği de olsa, bugünkü canlı şekline, Kılıçdaroğlu’nun anlatımı ile “Günümüzdeki karşılığa” tek cümle ile atıf gelmiyor..

Ve  konuşmayı şöyle tamamlıyor, Kılıçdaroğlu:

“Bu noktada Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurucusu olduğu cumhuriyetimizin demokratik, laik, sosyal hukuk kimliğinin tüm İslam dünyasına rehber olacağına inanıyorum.”

Hani demokrasiyi anladık diyelim. Sosyal hukuk kimliğini de anladık diyelim..

Laiklik ne oluyor ki, Hz. Hüseyin’in anılmasında..

Hele hele.

O “laiklik” ilkesini gerekçe göstererek, bu ülkede onlarca yıl, zulmettiyseniz.

Üniversite öğrencilerinin en temel haklarını ellerinden aldı iseniz..

Memurları kapının önüne koydu iseniz.

Anayasa Mahkemesi’nin arşivinde, CHP’nin müracaatı ile, o “laiklik ilkesi”nin gereği olarak, “kamuda başörtü takılamayacağı” defalarca anlatılmış ise..

Kemal bey, “Hz. Hüseyin-Yezid.. Zalim-mazlum. Haksızlık-adalet.. Şiddet-kardeşlik” içerikli bir konuşmada, “laikliği” nereden getirip de, konuşmaya pike etti, anlayan birisi var ise, bana da izah ediversin..

Son cümlem şu:

Kılıçdaroğlu’nun, “Hz. Hüseyin’e ağlayıp Yezid gibi davrananlardan değiliz” cümlesinin gerçek olmasını çok arzu ederdim..

Ama düne kadar başörtünün yasak olması için didinen birisi..

Helalleşme anlatımları ile ortalıkta gezerken bile..

Hz. Hüseyin’in uğradığı zulmün bir küçük örneğine maruz kalan gazeteci Latif Şimşek için, olayın üzerinden 48 saat geçtiği halde, tek kelime etmiyorsa.

Kusura bakmasın..

Tam da “değiliz” dediği “insanlar”ın içinde yer alıyor demektir.

YENİAKİT

yazının devamını okuyun