Beyrut patlamasının anlamı…

Abdullah Muradoğlu
Abdullah Muradoğlu

“Birleşik Arap Emirlikleri”nin Dış İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş, “Türkiye Arap iç işlerine karışmasın” demişti. Adı geçen şahıs haddini aşarak Türkiye’yi sömürgeci hayaller kurmakla da suçlamıştı. Oysa Emirlikler’in karıştığı iç işleri Yemen’de insanî felakete dönüştü. Sayelerinde Mısır “Mübarek rejimi”nden daha despot bir askerî rejime geri döndü. Emirlikler Arap olmayan Fransa ve Rusya ile işbirliği halinde Libya’nın meşru hükümetini ortadan kaldırarak polis devleti kurmak isteyen Hafter Çetesi’ne de her türlü desteği veriyor.

Beyrut’ta meydana gelen korkunç patlamanın ardından Fransa cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Lübnan’a gitti. Fransa Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı oluşturulan şer ittifaklarının da arkasında. Temmuz’da Mısır ve Fransa Akdeniz’de ortak bir deniz tatbikatı yaptı. Geçen yıl yine Fransa ile yapılan tatbikatın kod ismiyse “Ramses I” idi. Firavun Ramses’e bu atıf, mevcut rejimin karakterine yeterince ışık tutuyor. Fransa’nın binlerce masumun ölümünden sorumlu olan “Sisi rejimi”ne verdiği destek tarihe düşülen önemli bir not. Fransız generali Napolyon Bonapart sömürgeci hayallerini gerçekleştirmek için 1798’de Mısır’ı işgal etmişti.

“Birinci Dünya Savaşı”nda o sıralar adı “Lübnan” olmayan küçük ülke Fransızlar tarafından işgal edildi. Cebel-i Lübnan’a Sur, Sayda ve Trabluşşam şehirleriyle Bekaa Vadisi ilave ederek sözde ‘Büyük Lübnan’ı kuran da Fransız manda rejimiydi. Niyetleri Maruni Hıristiyanlar tarafından yönetilecek bir “Hıristiyan Lübnan” inşa etmekti. Bu proje hayata geçirilemedi. Bunun yerine Maruni Hıristiyan kesimden bir isimin Devlet Başkanı olduğu, diğer idari makamların ise mezhep kotalarına göre belirlendiği bir sistem inşa edildi. İngilizler de Körfez’de küçük şeyhliklerden küçük devletler kurdular. Sömürge sonrası bu yapılara devlet demek çok zor. Hakiki birer devlet olamamaları bugünkü sorunların da yegâne sebebi.

İngilizlerin ve Fransızların Ortadoğu’da kurdukları düzen ne huzur, ne refah, ne de istikrar getirdi. “Soğuk Savaş” döneminde ABD’nin kurduğu düzen de iflas etti. İsrail öncelikli Amerikan düzeni sadece askeri rejimleri güçlendirdi.” Soğuk Savaş” sonrasında Fransa askerî rejimleri destekledi. Kime karşı destekledi bu rejimleri? Tabii ki Arap halklarına karşı.

Arap hakları despot rejimlerden kurtulmak istiyorlar, ancak yapacak güçleri yok. Karşılarında ABD’nin, Fransa’nın veya Körfez’in petrol zengini monarşik rejimlerinin yardımlarıyla güçlendirilmiş oligarşik yapılar var. Arap dünyasına yapılan malî yardımlar, açılan krediler sadece despotları ve çevrelerindeki küçük azınlıkları güçlendiriyor. Beyrut’taki patlamanın ardından yapılan protestolarda bu yardımlar da eleştiriliyor. Şurası çok açık, Arap halklarının ekseriyeti yönetildikleri rejimlere ve kurumlarına karşı son derece güvensizler. Haklılar da.

Aslında Beyrut’u harabeye çeviren patlamanın altında kalan Fransa’nın 1920’lerde kurduğu düzendir. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise Beyrut’ta adeta ‘kurtarıcı’ edasıyla karşılandı. 60 bin civarında Lübnanlıysa ülkelerinin 10 yıl süreyle Fransız manda rejimine dönmesi için başlatılan kampanyaya imza atmış. Macron yaptığı açıklamada, “Fransa rolünü oynamazsa, Lübnan’ın iç işlerine karışan İranlılar, Türkler, Suudlar ve bölgedeki diğer güçler olacak” demiş. Oysa Ortadoğu’daki istikrarsızlığın temelinde kendilerinin kurdukları düzenler var.

Hiçbir Lübnanlı Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Suudiler’e veya Mısır rejimine “bizi kurtarın” demiyor. Lübnanlılar asıl bu rejimlerin işlerine karışmalarını istemiyorlar. Türkiye’ye laf çaktığını zanneden hadsiz ise Macron’un söz konusu açıklaması karşısında sus pus.

Arap dünyasının sorunu, Arap halklarının kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olamamaları. Birçok analiste göre Arap Dünyası’nın sorunu Arap halklarının kendi başlarına bırakılmaması. Arap dünyasının siyasi-ekonomik yapıları halkların taleplerine cevap vermeyen iltihaplı yapılar. Batı dünyası bu iltihaplı yapıları beslemekten başkaca bir şey yapmıyor. Lübnan örneğinde bir kez daha görüldüğü gibi yaşananlar bir ‘devlet krizi’ veya ‘devletsizlik krizi’dir. Arap halkları onlarca yıldır ‘değişim’ için çığlık atıyor. Duyan var mı? Arap halkları kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olsalar, acaba bugün Ortadoğu’da kaç rejim ayakta kalabilir?

YENİ ŞAFAK GAZETESİ

yazının devamını okuyun