Mülteci sorununu kazanç kapısına çevirenle, elini taşın altına koyan elbette bir değildir

Hasan Öztürk
Hasan Öztürk

20 Haziran Dünya Mülteciler Günü münasebetiyle, Suriyeli kardeşim Mahmut Hacıali, sosyal medyada bir video paylaştı. “Sen hiç mülteci oldun mu” diye başlayan ve “Senin hiç Suriye’den telefon geldiğinde bir ölüm haberi alma korkusuyla telefonu açamadığın oldu mu” diye devam eden paylaşım, “Biz Türkiye’de hiçbir zaman mülteci gibi hissetmedik, hissettirilmedik. Allah kimseyi vatansız bırakmasın” diye bitiyor.

Mahmut’u, 15 Temmuz darbe gecesinden iki gün sonra Taksim Meydanı’nda uluslararası medyaya mülakat verirken tanımıştım. Gazeteciydi, sonraları ticaret yaptı. İrtibatımız her daim sürüyor. Zaman zaman geliyor, çay kahve içiyoruz. Yiğit bir adam. Mücadeleci biri.

Mahmut gibi binlerce var; iç savaşın kirli yüzünden kaçıp ülkemize sığınan. Ama bir de savaşı bahane edip gelenler de var. Hani şu, “istisna” grup..!

“SURİYE DEVRİMİ” DİYE BAŞLAYAN AFİLİ LAFLARI SÖYLEYENLERİN VERDİĞİ ZARAR…

Bu köşeyi takip edenler hatırlayacaktır…

“Boşaltılan Suriye toprakları”nın Türkiye’nin güvenliği için büyük sorun olduğunu söylüyorum.

Suriye’nin kuzeyindeki bazı alanların bizim vicdanımız istismar edilerek boşaltıldığını ve böylece PKK terör devletine ya da küçük İsrail’e alan açıldığını söylüyorum.

Onun için Suriyeli geçici koruma altındaki insanların şartlar el verdikçe vatanlarına dönmesi için projeler geliştirilmesini dile getiriyorum.

Bu yüzden de kimi çevrelerce “faşist” olarak nitelendiriliyorum. O çevrelerin, bizim “vicdanımızı” istismar ederken aynı zamanda başta Suriyeli geçici koruma altındakileri de istismar ettiklerini biliyorum.

“Suriye devrimi” diye başlayan afili cümlelerden sonra kurdukları sivil toplum kuruluşları üzerinden Avrupa Birliği (AB) fonlarına nasıl da saldırdıklarını biliyorum.

Bazılarının, sadece AB fonlarıyla yetinmediklerini… Göçmenlerin Suriye, Mısır, Irak, Libya gibi ülkelerden gelirken yanlarında getirdikleri paraları da “danışmanlık” ya da “proje” adı altında ceplerine indirdiklerini de…

Geçici koruma altındaki Suriyeliler ve diğer mülteciler, bazıları için “geçim kaynağı” hatta “zenginleşme aracı” olmuş..!

O yüzden, “Suriyelilerin entegrasyonu, milli projelerle olmalı” dendiğinde, ya da “Güvenli bölgelere, dönmelerinin önü açılmalı” dendiğinde bu çevreler “Ekmekleri ellerinden alınıyor” paniğiyle sağa sola çemkiriyor!

“BRÜKSEL’İN YOLU DİYARBAKIR’DAN GEÇER”DEN, “MÜLTECİ ENTEGRASYONUNDA AB FORMÜLÜ”NE

AB’nin özellikle mülteciler sorununda Türkiye’ye ihtiyacı var. AB, göçmenleri, sadece Türk hükümetiyle geliştirdiği mekanizmalar üzerinden püskürtmüyor. Aynı zamanda, Türkiye içindeki bazı sivil toplum kuruluşlarıyla geliştirdiği ilişki biçimiyle de bunu yapıyor.

Göç mutabakatının (Geri Kabul Anlaşması) Türkiye’nin aleyhine hem de çok aleyhine olduğu gerçeği artık saklanamıyor.

O yüzden Almanya Dışişleri Bakanı Maas, göç mutabakatının güncellenmesi gerektiğini söylüyor.

Gerekçesi çok açık!

“Türk hükümetiyle olan tüm zorluklara rağmen bu ülkenin, önemsiz görülmeyecek göç yükünü bizim için üstlendiğini kabul etmek gerekir. Türkiye önemli bir maliyet üstleniyor bundan bazıları da tasarruf ediyor” diyerek Türkiye’nin rolünü anlatıyor.

AB’nin sosyolojisini değiştirmemek için geliştirilen “göç mutabakatı”, Türkiye’nin sosyolojisini her geçen gün değiştiriyor.

Ne var ki AB temsilcileri bugünlerde Türkiye’ye bir takım mali destekler sunacaklarının ipuçlarını da veriyor.

Bu desteklerin, geçici koruma altındakilerin entegrasyonunda kullanılacağını biliyoruz. Bu entegrasyonun AB standartları çerçevesinde olması istenecek…. Biliyorsunuz, AB, kendi içinde birlikten yanayken, bölgemiz için bütün farklılıkları körükleyen bir politikaya sahip. O yüzden de AB’nin entegrasyon stratejisi uzun vadede Türkiye’nin aleyhine.

“Brüksel’in yolu Diyarbakır’dan geçen” cümlesini hatırlıyorsunuz öyle değil mi?

TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞİ AKİL TEPESİ’NDEN GEÇER

Dünya Mülteciler Günü’nde Türkiye, Suriye’de askeri harekatlarla güvenli hale getirdiği bölgelerde önemli etkinlikler yaptı. Suriyeli Göçmenlerin Uyum Sürecinde Sivil İletişim ve Koordinasyon Platformu’nun etkinliğine katılan, Gaziantep Valisi Davut Gül, El-Bab’taki Akil Tepesi’nde şunları söyledi: “Terörün ne olduğuna, kim olduğuna bakmadan mücadele eden ülkelerin başında geliyoruz. (…) Türkiye’nin güvenliği buradan başlıyor.”

Vali beyin ifadesiyle, Türkiye, Suriye’de kendi güvenliği için var. Ancak sadece askeri varlıkla orada bulunmak yeterli olmuyor. O yüzden sosyal projelerle var olmak için de yoğun bir çalışma yürütülüyor. Bu çalışmalar doğrudur ve desteklenmelidir.

MÜLTECİLERİ İSTİSMAR EDENLERLE MÜCADELE HIZLANMALI

Suriye meselesi 2021 yılının ilk altı ayında gündemimizde çok yer almadı.

Rusya ve Amerika faktörünü ıskalamadan, Türkiye’nin milli çıkarları ve kardeş Suriye halkı için önümüzdeki süreçte gerekeni yapacağını düşünüyorum.

Mültecileri bir kazanç kapısı olarak gören bazı kesimlerle mücadeleyi sürdürmeye devam ederken, elini taşın altına koyanları da her daim desteklemekten yanayım.

YENİŞAFAK

yazının devamını okuyun