Hayrettin Hoca'nın hatıraları çokmuş
Ömrünü Kur'an'a hizmet etmeye adayan Karaman, 1951'de açılan imam hatip lisesinin ilk öğrencilerinden. Okul hayatı, işportacılık dönemi, gönül ilişkileri, evliliği ve birbirinden ilginç daha bir çok anısını kitaplaştırdı.
İlahiyat camiasında ‘Hocaların Hocası’ olarak bilinen Prof. Dr. Hayrettin Karaman anılarını, “Bir Varmış, Bir Yokmuş” ismiyle kitaplaştırdı. İz Yayıncılık’tan çıkan ve 3 ciltten oluşan hatıratında öğrencilik yıllarını, imam hatip okullarını, yüksek İslam enstitülerini, öğretmenlik yıllarını, ailesini, seyahatlerini, 12 Eylül’ü, 28 Şubat‘ı ve daha pek çok anısını anlatıyor.
Prof. Dr. Hayrettin Karaman, İslam hukukunda otorite kabul edilen bir ilim adamı. Yıllardır hocalık yaptığı ilahiyat fakültesinde binlerce öğrenci yetiştirdi. Yazdığı kitap ve makalelerle İslam hukukunun günümüze yansıyan problemlerine çözüm yolları geliştirdi. En son, hatıralarını kaleme alarak alanındaki otoritesi yanında insani yönünü de gözler önüne serdi. Sahasında her sözü senet kabul edilen, dik duruşuyla tanınan Prof. Dr. Karaman, çocukluğunda sokak kavgalarına karışan, her genç delikanlı gibi âşık olan, evden kaçıp işportacılık yapan ancak imam hatip lisesine girdikten sonra ilmin zirvesine çıkan, Çorumlu bir demirci ustasının çocuğu... Ömrünü Kur’an yolunda ilim elde ederek dine hizmet etmeye adayan Karaman, 1951’de açılan imam hatip liselerinin ilk öğrencilerinden. Mısır’daki ünlü El Ezher’e gitme hayali kurarken Çorum sokaklarında bağıra çağıra imam hatip lisesi açıldığını duyuran tellal sayesinde 17 yaşında Konya’ya giderek eğitim hayatına başlar. Alelade bir imam hatip öğrencisi değildir. Kendini imam hatiplerin var olması, yaygınlaşması ve eğitim kalitesinin yükseltilmesine adar ve ismi imam hatip lisesi ya da ‘imam hatip davası’ ile özdeşleşir. İmam hatibi bitirdikten hemen sonra açılan yüksek İslam enstitülerinde de aynı mücadelenin içerisindedir. Hayatını inandığı değerlere adayan Karaman, 2000 yılına kadar Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde hoca olarak hizmet verdi. Başörtüsü yasağına karşı duran Karaman, emekliliğini istedi; hizmetini değişik alanlarda devam ettiriyor.
Kızları kırmamak için yediğim üzümlerin miktarını Allah bilir
Karaman, gençlik yıllarında kızlarla olan ilişkilerini de aktarıyor. 16 yaşına kadar en az altı kızla gönül bağı kurduğunu ifade ediyor. Bağ bozumuna gittiklerinde kendileri ile gelen akraba kızlarının sofradaki iltifatına nasıl mukabele ettiğini şöyle anlatıyor: “Bağ bozumuna bizimle birlikte üç yakınımızın kızı da gelmişti. Kahvaltıda kızlardan biri kalkarak güzel bir salkım üzümü getirerek önüme koyarken göz göze gelip karşılıklı gülümsedik. Bunun üzerine ikinci kız gitti, daha güzel bir salkım bulup getirip önüme koydu. Üçüncüsü de aynı şeyi yaptı. Derken bağın en güzel üzümleri önüme yığıldı, ben de ortaya iterek herkesin yemesini sağladım. O gün iyi bir üzüm ziyafetine konduk, ama kızları kırmamak için yediğim üzümlerin miktarını Allah bilir!”
Genç işportacı Karaman
Yaşını büyüten Karaman’ın, askere gidebilmek için 6 ay daha beklemesi gerekir. Bu süreyi Çorum’da demircilik yaparak geçirmek istemeyen Karaman, cebindeki 60 lirayla Ankara’ya kaçar. Bütün aramalarına rağmen bir iş bulamaz. Bir seyyar satıcının teşviki ile işportacılık yapmaya karar verir. Tahta bavulunun kapağını sökerek iki ucuna taktığı iple boynuna asıp ticarete atılır. Sattığı jilet, çakmak, tıraş sabunu gibi malzemelerden iyi para kazanmaya başlar ama zabıta ile kovalamaca oynama sıkıntısı yaşar. Yakalandığı bir günde tezgahına el konulur. Ankara’yı terk edeceğine dair yalvar yakar dayısından ödünç aldığı bavulunun kapağını kurtarır ve bu işe son verir.
Nişanlın, gripindeki kızın aynısı
1953 yılında babası Karaman’a dostu Nurettin Efendi’nin kızıyla söz keser ve bunu bir mektupla oğluna bildirir. Karaman ‘ailem benim için iyi olanı seçmiştir’ diyerek kabul eder. Çorum’a gittiği ilk fırsatta da müstakbel eşini görmeyi hayal eder. Ancak müstakbel kayınpederinin kıstasları çok katıdır, kızını bir türlü göstermez. Karaman’ın umudu ertesi yıl yaz tatiline kalır. İkinci yıl yaz tatilinde tekrar Çorum’a gelen Karaman, sık sık müstakbel kayınpederi tarafından eve ve bağa yemeğe davet edilir: “Benim gözüm yemekte ve çayda değil, evleneceğim kızı görmekte olduğu için heyecan ve arzu ile davetleri kabul ediyorum. Ancak sıkı haremlik selamlık uygulandığı için bir türlü göremiyorum. Bir gece tuvalete çıkmıştım. Tuvalet bahçede idi, kapısının üstünden de kadınların oturduğu oda gözüküyordu. Tuvaletten kalkınca odada yanmakta olan sobanın üstündeki kazanı karıştırmakta olan bir kız gördüm. Bana arkası dönüktü ama bizim nişanlıdan başkası olamazdı. Heyecanlandım, bekledim, hava soğuk olduğu için iyice üşüdüm. Ama yine beklemeye devam ettim. Bir türlü yönünü değiştirmedi. Biraz daha durursam merak edip tuvalete gelirler diye orayı terk ettim. Her bağa gidişten sonra üzgün ve öfkeli olarak geri dönerdim.”
Karaman, “Bari resminden göreyim” ricasında bulunur sonra. “Ne yapar eder getiririm” diyen anneannesi dediğini yapar. Ancak Karaman, resmi görünce şoke olur: “Gerçekten onun resmi idi, ama elinde üzüm salkımı ile çekilmiş üç yaşındaki resmi!” Torununun üzüntüsünü dert eden nine yolda yere atılmış bir kutu üzerinde resim görür, onu hemen torununa getirir: “Hayri can, bir resim buldum, tıpkı o.” Karaman, heyecanla resmi eline aldığında ne görsün: Gripin kutusunun üstündeki başı ağrıyan bayan resmi değil mi! Eşini evlendiği güne kadar göremeyen Karaman, aslında bir kumar oynadığını belirtiyor ve ekliyor: “Allah’tan beğendim ve hep beğendim.”
Ayakkabıcıdan iğne vurmayı öğrendi, hâlâ iğne vuruyor
Öğrencilik yıllarında evlenir ama maddi sıkıntı içerisindedir. Hasta olan eşine iğne vurulması gerekir. İğneci eve gelirse 125, kendileri iğneciye giderse 100 kuruş. ‘Acaba ben yapabilir miyim?’ diye düşünmeye başlar. Askerde sıhhiye olan bir ayakkabıcı dostundan yardım ister. Çırağını kütüğün üzerine yatıran dostu, nasıl iğne yapacağını anlatır. Karaman devamını şöyle anlatıyor: “Hanım iğneleri aldım ben yapacağım dedim. ‘Sen biliyor musun’ diye sordu. Tabii biliyorum dedim. Pek yutmadı ama teslim oldu. İlk iğneyi yaparken ellerim titredi ama sonra alıştım. Gerektikçe ömür boyu iğne yaptık.”
Talat Aydemir’in Doğan Avcıoğlu’na attığı fırçaya şahit oldu
Avrupa yakasından geç vakitte Anadolu yakasına Karaköy vapuru ile geçerken bodrum kata inip kafasını kanepeye koyarak dinlenmeye çalışır. Bu arada bir grup gelerek yan tarafa oturur. Karaman’ı uyuyor zanneden grup konuşmaya başlar. Birisi amir bir eda ile karşısındakilere yaptıkları işi eksik yapmalarından dolayı fırça atar. Kafasını çevirip baktığında bir de ne görsün; Talat Aydemir ve Doğan Avcıoğlu ile bir grup arkadaşı. Aradan bir vakit geçmeden Talat Aydemir bir darbe teşebbüsünde daha bulundu ve idam edildi.
-
zahid MERT 18 yıl önce Şikayet EtHocamıza selam olsun.... Hayrettin hocamız yaşayan ve yaşarken değeri iyi bilinen güzide bir alimdir. Hem kişiliği hem ilmi yönü ile çoğunluğun teveccühüne mazhar olmuş nadide bir kişiliktir. Allah ömrünü uzun. Hizmetlerini daim eylesin.Beğen