'Hepimizin Bediüzzaman'a borcu var'

Zaman Gazetesi yazarı Prof. Dr. Mümtazer Türköne, 'Bediüzzaman tek parti vandalizmine karşı taşra seçkinlerini oluşturdu. Halkı şiddetten uzak tutarak bugünlerin alt yapısını hazırladı.' dedi.

'Hepimizin Bediüzzaman'a borcu var'
'Hepimizin Bediüzzaman'a borcu var'
GİRİŞ 03.12.2009 17:01 GÜNCELLEME 03.12.2009 17:01

Dursun Kabaktepe'nin röportajı

Prof. Dr. Türköne: 'Hepimizin Bediüzzaman'a borcu var. Bende borçluyum'

Prof. Dr. Mümtazer Türköne, konuk olduğu bir TV programında tek parti döneminin halk üzerindeki tahribatını Bediüzzaman Said Nursi'nin  düzettiğini söyledi. Biz de Prof. Dr. Türköne’ye tek parti döneminde neler yaşandığını, yeni nesile o dönemlerin nasıl anlatıldığını, Bediüzzman Said Nursi’nin tahribatı nasıl düzelttiğini sorduk. Prof, Dr. Türköne, Said Nursi’nin toplumu şiddetten uzak tutarak halkın fikri alt yapısını beslediğini, Kur’an’ı ve İslam’ı çağın koşullarına uygun olarak yorumladığını, o dönemde yaşayan taşra elitlerine kendilerini ifade etmeleri için yol gösterdiğini ve 2009 yılındaki toplumun alt yapısını oluşturduğunu anlattı. Mümtazer Türköne ile Zaman gazetesinde, Said Nursi ve Nurculuk akımı ile ilgili yaptığımız röportajımızın ayrıntıları:

TEK PARTİ DÖNEMİ MODERNLEŞME VANDALİZMİDİR

Bir televizyon kanalında ‘Tek parti tahribatını Said Nursi düzetti’ dediniz. Tek parti döneminde nasıl bir tahribat yaşandığını anlatır mısınız?
Türkiye’de, sonradan bir ‘Tek parti altın çağı' efsanesi üretildi. Bütün güzelliklerin ve iyiliklerin kaynağı olan bir tek parti döneminden bahsediliyor. Bunun arkasına da bir figür yerleştiriliyor. Bu gerçeklere tamamen aykırıdır. Bu tarihin en baskıcı ve zulmün tüm Osmanlı tarihi boyunca bile rastlanmayacak kadar arttığı karanlık bir dönemdir. Cumhuriyeti kuran azınlık kadroların, seçkinci elitlerin önlerinde hiçbir engel görmeden, bu modernleştirme politikalarını, kendi dar dünyalarında gerçekleştirdikleri, çok ilkel yöntemlerle halka zorla kabul ettirmek istedikleri bir projedir. İnsan onuruna ve doğasına aykırı bir dönemdir.

O dönem için ne söylenebilir?
Tek parti dönemi tek kelime ile modernleşme Vandalizm’idir. Vandalizm kelimesi buraya çok uydun düşer. Vandalizm kan dönmekten zevk almaktır. Kaba güç kullanmaktan zevk almaktır. Tek parti döneminin böyle bir yapısı vardır. Son derece dar kafalar. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçerken toplum bütün elitlerini savaş meydanlarında kaybetmiştir. Bunlar büyük ölçüde kıyıda köşede duran savaş kaçakları, dar mahfillerde çıkar odakları şeklinde bu Cumhuriyeti yağlamaya başlamışlar. Karşılarında da herhangi bir güç olmadığı için ‘vandalca’ ilerlemişler. Çünkü Osmanlı’da denge güçleri vardı. Ama bu dönemde bu güçler kalmamıştır. Bu vandalizmin en önemli tahribatlarından bir tanesi Türk musikisinin yok edilmesidir. Bu korkunç bir tahribattır.

TOPLUMU KÜLTÜREL KÖKLERİNDEN KOPARDI

Türk Musikisi konusunu biraz açar mısınız? Neden korkunç bir tahribattır?
1931 yılından sonra radyoda Türk Musikisi yasaklanmıştır. Bu Ortadoğu ve Balkanlar coğrafyasının en güçlü ve en zengin musikisidir.

Neden Türk Musikisi?
Dede Efendi’lerin, Itrilerin olduğu musikiyi Cumhuriyet yasaklıyor. Bu tam anlamıyla kültürel Vandalizm’dir. Toplumu kültürel köklerinden koparmaktır. Bu süreçten sonra musiki konservatuarlarda da yasaklandı. Ardından Türkiye’de tam anlamıyla mezhebi gayri sahih bir müzik çıktı. Arabesk gibi. Türkiye’nin kültürünü etkisi altına aldı. Sonra Osmanlı eserlerine karşı yapılan tahribat başladı. Kimliği, kişiliği oturmuş toplum büyüklerine karşı saldırılar yapıldı. Savcının beratını isteyip de idam edilen İskilipli Atıf Hoca gibi. Bu toplumu ayakta tutan birçok değerler yok edildi.

Bu coğrafyanın insanı olan yeni elitler niçin halkına bunları reva gördü?
Tam anlamıyla iktidar içindir. Bunun diğer adı faşizmdir. Tek parti dönemini en iyi ifade edecek söz faşizmdir. İtalyan faşizmi Türkiye’de çok yakından takip edilmiştir. Özellikle Recep Peker’de bir Faşizm hayranlığı vardır. Toplumun dini, kültürel ve tarihi değerlerine her türlü saldırı yapılmıştır. Toplum refleks olarak kendisini korumaya başladı. Bu konuda Cumhuriyet tarihinde kendini dengeleyecek iki tür refleks ortaya çıktı.

BEDİÜZZAMAN TAŞRA SEÇKİNLERİNİ OLUŞTURDU

Bu refleksler nedir?
Biri Bediüzzaman Said Nursi’nin öncülüğünde ortaya çıkan Nurculuk’tur. Diğeri ise şiddete yakın olan Kemal Pilavoğlu’nun kurduğu Ticanilik olmuştur. Eş zamanlı olarak aynı yıllarda Türkiye’de yaygındır. Biri tarikat diğeri ise cemaattir. Bediüzzaman toplumun inançlarına yapılan saldırılar karşısında halkın inanç yapısını beslemiştir. Topluma bu ağır tahribat karşısında serum verip vücudu güçlendirmiştir. Bunu da İslam’ı ve Kuran’ı yorumlayarak yapmıştır. Cemaati sıkı bir şekilde bir araya getirmiştir. Tek parti vandalizmine karşı taşra seçkinlerini oluşturmuştur. Taşradaki okuma-yazma bilen seçkinler bu hareket ile kendilerini ifade etmişlerdir. Bugünkü seçkinlerin temeli o dönemde oluşmaya başlamıştır. Said Nursi onlarla bir direnç hattı oluşturmuştur.

Nasıl bir direnç hattı oluşturmuştur?
Taşra elitlerini takviye etmiştir, güçlendirmiştir. Onların kendi arasındaki dayanışmasını sağlamıştır. Elitlerin halkı baskı altına aldığı o dönemlerde Nurculuk hareketi modern bir tepki olarak ele alınmalıdır. Şerif Mardin’in Bedizzzaman Said Nursi kitabının çok önemli bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

NURCULUK GERÇEKTE NASIL BİR HAREKET?
Röportajın devamını okumak için tıklayın...

KAYNAK: (MORALHABER.NET)
YORUMLAR 17
  • CEMAL GÜNER 16 yıl önce Şikayet Et
    TEŞEKKÜRLER SATIN TÜRKÖNE. Gerçek ve objektif bir bakış açısıyla Üstadı yorumlamış.Bu nedenle Sayın Türköneyi kutluyorum.ha bu ara söylemekte fayda var.bediüzzamanın kim olduğunu bilmeyen bazı nadan güruh,basma kalıp sözlerle güya muhalefet etmişler.tabi çoğu boş laf.mahşerde görürsünüz üstada dil uzatmanın ne demek olduğunu.ayıp ayıp..siz kimsiniz necisiniz kim adına çalışıyorsunuz.Cunta ve postal yalayıcısı mısınız.Çünkü bediüzzamanı sevmeyecek tek kitle şeytanlardır.
    Cevapla
  • Haydar Karakuş 16 yıl önce Şikayet Et
    İLK EMRİ UKU OLAN BİR DİNİN MENSUBUYSAK. Sadece duyduklarımızla değil, tahkik ederek kunuşalım, yoksa iftiranın cezasını çekemeyiz.Bediüzzaman, İkinci Emirdağ Hayatı döneminde yazdığı lâhikalarda, özellikle CHP ile alâkalı tahlillerde, &amp8220İttihatçıların bozuk kısmının cinayetleri&amp8221, &amp8220İttihatçıların ve mason kısmının seyyiâtları&amp8221 tâbirlerini müteaddit defalar kullanmıştır. Bu ifadelerle, İttihatçıların menfi icraatlarını netice veren zihniyet ve anlayışın CHP&amp8217de devam ettiğine işaret etmiştir. Bu zihniyetin tezahürleri günümüz siyasetinde de âşikâr bir şekilde müşahede edilmektedir.
    Cevapla
  • Haydar Karakuş 16 yıl önce Şikayet Et
    İTTİHATÇILAR TAKİYYEMİ YAPTI. Bediüzzaman &amp8220Sen Selanik&amp8217te İttihat ve Terakkî ile ittifak etmiştin, neden ayrıldın?&amp8221 sorusuna, &amp8220Ben ayrılmadım, onların bazıları ayrıldılar. Niyazi Bey, Enver Bey gibi adamlarla şimdi de müttefikim lâkin bazıları bizden ayrıldılar, bataklık yoluna saptılar&amp8221 şeklinde cevap vermiştir. &amp8220Ben Selânik&amp8217te Meydan-ı Hürriyette okuduğum nutuk ile ilân ettiğim mesleğimi şimdi de takip ediyorum&amp8221 demiştir.
    Cevapla
  • Haydar Karakuş 16 yıl önce Şikayet Et
    İTTİHATÇILILK İKİTÜRLÜDÜR.BİR MAKALEDEN. Bediüzzaman&amp8217ın İttihat ve Terakki ile meşrûtiyetin bidayetindeki ittifakı, bir partiye mensubiyet tarzında olmamıştır. Müşterek cihetleri meşrûtiyetin ilânı, teşkilat-ı esasiyenin tekrar yürürlüğe konulması, parlamenter bir sisteme geçilerek hâkimiyet-i milliyenin tesisi noktalarındadır. Fakat İttihat ve Terakki, tatbikatıyla çok kısa bir zamanda &amp8220Sultan Abdülhamid&amp8217in hafif ve az istibdadını şiddetli ve kesretli&amp8221 bir hâle getirerek, &amp8220Meşrûtiyeti gaddar, çirkin ve hilâf-ı şeriat&amp8221 göstermeye ve halkı da meşrûtiyet aleyhine sevketmeye başladığında Bediüzzaman&amp8217la yolları ayrıldı.
    Cevapla
  • Haydar Karakuş 16 yıl önce Şikayet Et
    insan bilmediğinin düşmanıdır.. Bediüzzaman hazretleri:bizim düşmanımız cehalEt zaruret ve ihtilaftır.bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahıyla mücadele edeceğiz diyerek asıl düşmanın ne olduğunu, olması gerektiğini dolayısıyla kardeşin kardeşe düşma olmasına mani olduğu için,gerçek irticanın islam öncesi ırkçılığın günümüze taşınması olduğunu öğrettiği için bütün fitne ve fesat şebekelerinin ülkeyi bölme gayretlerini dinsizleştirme çalışmalarını boşa çıkardığı için doğrudur Bediüzzamana çok şey borçluyuz.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
DİĞER HABERLER
Akkuyu NGS'de tarihi prova: 163 temsili yakıt demeti reaktöre yerleştirildi
Trump'tan savaş mesajı! Tarih verip zafer ilan etti: Bu konu kapanacak