'Şair-ül Azam' Necip Fazıl Kısakürek kimdir? - YAZDIR

Fikir dünyamızın manevi mimarlarından olan yalnızca edebiyatçı demenin büyük bir haksızlık olacağı Necip Fazıl Kısakürek...

  • GİRİŞ19.02.2021 15:17
  • GÜNCELLEME20.02.2021 16:06
  • KAYNAKHABER7

Fikir dünyamızın manevi mimarlarından olan yalnızca edebiyatçı demenin büyük bir haksızlık olacağı Necip Fazıl Kısakürek... 79 yıllık hayatını dolu dolu yaşadı, dolu dolu yaşattı. Gençlik yıllar, düşüncelerinin filizlendiği, meyve verdiği yıllar zindan hücrelerinde, mahkeme salonlarında geçse de onun ‘hamle çapı’nda işler yapmasına engel olamadı... Geriye 70 eser ve heyecan ve İslami şuurla tanıştırılmış bir genç nesil bıraktı. Şiiri ve nesri yarış içinde olan Necip Fazıl, nesre de büyük bir estetik kattı:

Laf var ki laftır, laf var ki iştir, iş var ki laftır. Bize iş kadrosunda laf, hamle çapında iş lazım.

26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ahmet Necip Kısakürek. İstanbul Çemberlitaş’tan Sultanahmet’e doğru inen sokaklardan birinde, İkinci Abdülhamid Han’a Ermenilerce yapılan bombalı suikast hadisesinin tarihi mahkemesini yapan İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinaf Reisi Maraşlı Kısakürekzade Mehmed Hilmi Efendi’ye ait büyük bir konakta doğar Necip Fazıl. Babası Abdülbaki Fazıl Bey, annesi ise Mebiha Hanım’dır. Baba kökü, Maraş’ın en eski ailelerinden Kısakürekoğulları’na bağlı. Kısakürekler, Yavuz Sultan Selim döneminde Maraş’ta hükümet konağına bağlı bir kol. Çocukluğu Çemberlitaş’ta dedesinin konağında geçti.  Aile eğitimini daha ziyade dedesi Mehmet Hilmi’den aldı. Henüz 5 yaşındayken günlük gazeteleri okuyup, çevredeki insanlara anlatırdı. 1908’de İstanbul’a gelen ilk otomobillerden birini Necip Fazıl’ın babası satın alır. 1910 yılında Kur’an dersi almaya başlar. Babannesi onu roman okumaya alıştırır. 1912’de Gedikpaşa’daki Fransız mektebine yazılır, ardından Amerikan kolejine verilir. Ancak gittiği okullardan usanan Necip Fazıl, sık sık okul değiştirmek durumunda kalır. Zor bir çocukluk geçirir, öyle ki, babası henüz 33-34 yaşında iken hayata gözlerini yumar.

1916’da Bahriye Mektebi’nde Yahya Kemal, Aksekili Hamdi ve Hamdullah Suphi gibi hocalardan ders alır. Nazım Hikmet, Nizamettin Nazif, Fahri Sait Korutürk, okul arkadaşlarından. Ahmet Haşim, Halide Edip, Fuat Köprülü’nün yazdığı mecmuada şiirleri yayınlanmaya başlar.

İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde öğrenim gördü. Bu bölümü yarıda bırakarak, Paris’e gitti. Sarbonne Üniversitesi’nde Felsefe eğitimine devam etti. 1925’te de eğitimini yarıda bırakarak yurda döndü.

İlk şiirleri 1922’de yayınlandı. 

1926-1939: İstanbul’da çeşitli bankalarda farklı pozisyonlarda çalıştı. Bir yandan da edebi faaliyetlerini sürdürdü. Çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya devam etti.

1934: Seyyid Abdülhakim Arvâsi ile tanıştı. Bu tarihten itibaren edebiyat ve sanat çevrelerinde “mistik şair” olarak anılmaya başladı. Oysa o, geçen yıllarını şöyle muazzam ifadelerle tanımlar:

“Tam 30 yıl saatim işlemiş, ben durmuşum.

Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum.”

Arvâsi ile tanışması onun için yalnızca edebiyatında değil, tüm hayatında bir dönüm noktası niteliğindedir. Bundan sonraki dönemlerinde hayatında din ve tasavvuf felsefesi yer etmeye başlar. Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Reis Bey gibi edebiyat çevrelerince çok bilinen tiyatro eserlerini kaleme alır. Çünkü hayatının artık yepyeni bir yönü vardır. Eserleri ve fikirleri ile gençliğe önder olmak ister. Gençleri, İslami bir hayat tarzı yaşamaya yönlendirme azmindedir. O döneme ait meşhur söylemlerinden bazıları şöyle:

“Arsızlığa cesaret, zinaya aşk dediler. Bir neslin ahlakını işte böyle yediler”

“Çöpe attılar da mukaddes emaneti, hak bellettiler hakka en büyük ihaneti” 

1937’de “Türk Shakespeare’i” anılan Türk tiyatrosunun zirvesi “Bir Adam Yaratmak” eserini kaleme alır. Eser o denli etki yaratır ki, tiyatronun sahnelendiği bazı salonlarda izleyiciler kendinden geçerek bayılır.

1939-1943: Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet konservatuarı, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler verir.

1942: Babanzade Neslihan Hanım ile Abdülhakim Arvâsi’nin huzurunda evlenir. Bu evlilikten 3’ü erkek, 2’si kız 5 çocuğu dünyaya gelir.

Yazarlık ve yayıncılık yaptı. Türk şiirinde gizem rüzgârları estiren Necip Fazıl, Fazıl hüsnü Dağlarca ile Cahit Sıtkı Tarancı'nın da aralarında bulunduğu birçok şairi derinden etkiledi. Garip akımının ortaya çıkışıyla şiirden uzaklaştı. Güçlü bir yazım tekniğinin görüldüğü tiyatro oyunlarında ise daha çok korku ve kaygı psikolojisini işledi hatıra, makale ve inceleme türü eserlerinde daha çok din mahreçli ve siyasi ve toplumsal konuları analiz etti. 

Büyük Doğu yılları

1943-1978: Büyük Doğu yılları. Bu yıllarda derginin çok defa kapatılmasına karar verilse de aralıklı olarak tekrar yayın hayatına geri dönen derginin ağırlık verdiği alan ilk başta sanat olsa da zaman içerisinde İslami bir misyona evrilmişti. Tek Parti iktidarı ve Demokrat Parti iktidarı dönemlerinde muhafazakâr muhalefetin sesi olan dergi, düşünce ve ideolojik eksikliği giderdi. Necip Fazıl Büyük Doğu ile, tarih muhasebesi, devlet anlayışı, estetik bakış ve fikrî duruş ortaya koymaya çalışır. Dergideki yazılar politikadan sanata, ekonomiden felsefeye, dinden tarihe kadar çeşitli konu başlıklarını ele alır. Dergi, daha çok başyazar Necip Fazıl ile anılır. 35 yıllık yayın dönemi boyunca Sait Faik, Özdemir Asaf, Oktay Akbal, Salih Murad Uzdilek, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Peyami Safa, Nurettin Topçu, Nihal Atsız, Cemil Meriç, Şevket Eygi, Sezai Karakoç, Sabahattin Zaim gibi daha nice isim dergide yazarlık yapar.

1944: Büyük Doğu’da “Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez” şeklindeki hadisi neşrettiği için dergi, Bakanlar Kurulu’nca kapatılır. 1946’da ise “Başımıza Kulak istiyoruz” kapağı İnönü’ye hakaret sayıldığı için dergi ikinci kez kapatılır.

1947: Devrin başbakanı Recep Peker, kendisine 100 bin TL teklif ederek, İslam’ı meseleleri fazla açığa almaması ve Demokrat Parti’ye cephe alması istenir. Kabul etmez. CHP tarafından Anadolu’nun pek çok yerinde Necip Fazıl aleyhinde mitingler düzenlenir.

Son Posta ve Yeni İstanbul gazetelerinde yazarlık yaptı. Büyük ilgi gören Kaldırımlar şiirinin ardından uzunca bir süre “Kaldırımlar Şairi” olarak anıldı. O dönem öyle övüldü, öyle sevildi ki, “Gelmiş geçmiş en iyi şair” şeklinde yakıştırmalar yapıldı.

Necip Fazıl’ın misyonu ve idealleri vefatından birkaç gün sonra Sezai Karakoç tarafından şöyle anılacaktır; Necip Fazıl’ın öyle bir özelliği var ki, bu, geldiği çağ gereği, yalnız ona mahsus olan bir özellik. Misyonu da bu noktada gizli...

25 Mayıs 1983’te 79 yaşındayken Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Son günüm olmasın çelengim top arabam

Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam

Necip Fazıl Kısakürek’in Eserleri

Şiir:

Örümcek Ağı (1925)
Kaldırımlar (1928)
Ben ve Ötesi (1932)
Sonsuzluk Kervanı (1955)
Çile (1962)
Şiirlerim (1969

Öykü ve Roman:

Ruh Burkuntularından Hikayeler (1965)

Aynadaki Yalan (1980)
Kafa Kağıdı (1984)

Tiyatro:

Tohum (1935)
Bir Adam Yaratmak (1938)
Künye (1940)
Para (1942)
Namı Diğer Parmaksız Salih (1949)
Reis Bey (1964)
Abdülhamit Han (1969)

Monografi- Makale- Fıkra - Hatıra:

Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil (1933)
Namık Kemal (1940)
Çerçeve (1940)
Son Devrin Din Mazlumları (1969)
Hitabe (1975)
İhtilal (1975)
Yılanlı Kuyudan (1970)
Hac (1973)
Babıali (1975)
İman ve İslam Atlası (1981)