63 yıla yazılmış 63 hasret mektubu
Ayşe Nur Menekşe, Peygamberimizin yaşı olan 63 yılın her birine 63 ayrı hasret mektubu yazdı. 63 hasret mektubu. Nesil Yayınları arasından çıktı.
Kutlu Doğum’a özel
63 yıla yazılmış 63 hasret mektubu…
İnsanlık kör kuyularda ışığı bekliyordu. Işık gelecek hem beyinleri aydınlatacak hem yürekleri ısıtacaktı… Hasret kavurucuydu… Âşıklar sinelerinden patlayacak çekirdeğin zamanını bekliyordu.
Alemlerin Fahr-i Ebedisi tertemiz bir silsileden tüm varlıklara merhaba diyecekti…
Her varlık onun selamına müştak bekliyordu…
Açlar, susuzlar, kimsesizler, gönlü kırıklar, yüreği yanıklar O’nu bekliyordu…
O gelecek güzler gülecekti…
O gelecek hasta kalpler şifa bulacak, yaralar iyileşecekti…
O gelecek susan diller çözülecek Hakkı söyleyecekti…
O gelecek sinelerde sonsuz aşkın ihtizazı başlayacaktı…
O gelecek evren coşku semasına duracaktı …
O gelecek yetimler sahibini bulacaktı kendisi de bir yetim olarak…
İnsanlık ‘Dürri yektası’na muntazır idi…
Ve O geldi… Geldi canlandı ruhlar, geldi bayram eyledi sineler…
O geldi dindi âşıkların amansız acıları … O gelince gözlere fer geldi, O gelince dermanını buldu dizler… O geldi alem nefes aldı… Güneş başka doğdu o gün, rüzgarın kalbi duracaktı onun saçlarında dolaşmaktan…
O geldi bin yıldır yanan ateş devam edemedi isyanına…
O geldi hayat buldu yokluk karanlıklarında yitmeye yüz tutan canlar…
O geldi alem manasını buldu…
İşte bu günleri tekrar yaşıyoruz.. Kutlu doğum sinelerimizde yeni mana doğumlarına sebep olmakta… Diller onun için dönüyor, dualar daha bir coşkuyla yükseliyor…
Kutlu doğum haftası münasebetiyle pek çok etkinlik yapılıyor, eserler yayınlanıyor ülkemizde… Bunlardan bir tanesi de yanık bir gönlün, hasret tüten bir kalemin Fahr-i Kainat Efendimizin dünyada yaşadığı her yılına adanmış mektupları… ‘Gök Nazara Geldi’ ve ‘Yorma Yüreğini’ kitaplarının yazarı Ayşe Nur Menekşe eğitimci olmanın da verdiği bir gayretle Sevgililer Sevgilisine mektuplar yazdı. ‘63 Yıla Adanmış 63 Mektup’ kitabı ortaya çıktı. Nesil Yayınları tarafından neşredilen kitabın yazarı ile haber 7 okuyucuları için konuştuk. Efendimize adanan 63 mektubun nasıl bir ruh ikliminden çıktığını, kağıt ve kalemle nasıl buluştuğunu öğrenmeye çalıştık.
UĞUR İLYAS CANBOLAT’ın röportajı
- Efendimizin yazdığı davet mektupları herkes tarafından bilinir. Siz ise Efendimizin her yılı için bir mektup yazdınız. Evrenlerin efendisine mektup yazmak nasıl bir duygu? Size bu mektupları yazdıran, içinizdeki peygamber sevgisini açtıran filizlerin tohumları nasıl atıldı?
- Öncelikle bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Efendimize mektup yazma fikri yıllar önce hâsıl oldu. Haddim olmayarak bu konudaki fiili çalışmalara ise bir yıl önce başladım. Bunun nasıl bir duygu olduğunu inanın tarif etmek çok zor. Sanki Hz. Peygamber’in yanı başında soluk
almak gibi… Sanki O’na hitap etmek gibi… Kelimeleri seçmek bir o kadar zor ve bir o kadar da heyecan verici… Asırlar öncesinde bulunamayışın verdiği ince bir sızı belki de beni mektup yazmaya sevk eden…
- Bu mektupları ne zaman yazdınız? Bu mektuplar adeta harflerden sıyrılıp manaya bürünen kelimeler gibi… Zaman dilimi olarak bu mektuplar günün hangi saatlerinde doğdular?
- Mektupları yazma fikri bir rüya sonucunda doğdu. Bir rüyadan artakalanlar döküldü önce sayfalara… “Ben kimseye diyemedim sana hayranlığımı” başlıklı yazıydı bu kitabı önce kalbime sonra da ruhuma taşıyan… Bu rüyadan uyandığımda “ Çeşm-i siyahım” diyordum. “Çeşm-i siyahım ben kimseye söylemedim sana vurgunluğumu”… Ve sonra başka geceler takip etti bu yazılanları… Sanki yıldızlar yeryüzüne iniyordu. Ardından gündüzlere de söz geçiremedim. Mutlaka yazmalıyım dedim. Gece, gündüz yazmalıyım. Bu bir söz verişin belgesi… Bu bir adanışın satırlardaki izdüşümü… Bu yangını içinde taşıyan mektuplar bu şekilde çıktılar.
- Kitabınızın kutlu doğum haftasında çıkmış olmasının özel bir sebebi var mıdır?
- Bu kitap özellikle Hz. Peygamberin doğum günü için yazıldı. Umarım Hz. Peygamberin razı olacağı bir doğum günü hediyesi olur.
- Mektup yazmakta hitap çok önemlidir malum... Bu mektup Allah’ın son peygamberine yazılıyor ise daha da önem kazanıyor değil mi?
- Kesinlikle öyle… Asr-ı saadette olsaydık nasıl olurdu diye düşündüm. Ashabın Rasululllah’a hitabı o kadar nazik bir eda ile ki, haddi aşmamak için özellikle üsluba çok dikkat etmeye çalıştım. Onun merhametine sığınarak yüreğimden geçenleri aktardım kağıtlara… Dizinin dibindeymiş gibi…
-Bu mektuplara, sevgililer sevgilisine yazılmış hasret ve şükran kokan aşk mektuplarıdır diyebilir miyiz?
-Bence böyle demek yanlış olmaz. Bu çağın dehlizlerinde kaybolmamak, uçurumların kenarından dönmektir aşk… Ve sizi içine çeken Rabbin Habibi ise bu hasret kaçınılmaz oluyor. Onun için altmış üç yılına hitap etmek için altmış üç mektup kaleme aldım. Her yıla bir yazı ithaf ettim. Yaşadıklarını ve yaşattıklarını hissetmeye ve hissettirmeye özen gösterdim.
- İçinizdeki yangını biraz tarif edebilir misiniz? Bu mektupları size yazdıran saik nedir?
- Siyer kitaplarında Hz. Peygamber hep klasik bir tarzda ele alınmış, askeri, siyasi yönü anlatılmış. Yani perdenin hep bir yüzü gösterilmiş. Ben o perdeyi aralamaya çalışarak onun ruh dünyasını yansıtmak istedim. Bu kitap manzum bir siyer kitabı olsun istedim. Duyguların ön plana çıktığı, bu çağın âşıklarının kendilerinden bir şeyler bulabileceği bir yanı olsun istedim. Yangın öyle büyüktü ki, söndürmeye hiçbir yağmurun yetmeyeceğini biliyordum bu yangının sönmesini de hiç istemedim. Yandıkça yanmak ve küllerimden dirilmek ve yeniden yanmak istedim. Yandım. Öyle çok yandım ki, bu tarifsiz aşktan başkalarının da nasiplenmesini istedim. Hepsi bu…
- Normalde mektup yazmayı sever misiniz peki?
- Eskiden en çok yaptığım şeydi mektup yazmak. Şimdi ise elektronik postalara talip olduk. Mektup yazmak unutulmaya yüz tutmuş bir edebi türü yeniden canlı tutmaktır. Belki de özlediğim ve eksikliğini hissettiğim bir yanımı yeniden yaşamak için bu kitabı mektuplardan oluşturdum.
- Kültürümüzde alimlerin öğrencilerine mektup yazma geleneği var. Bunlar daha sonra “Mektubat” ismiyle de kitaplaştırılmış. Mesela ‘Mektubat-ı Rabbani’, Bediüzzaman’ın ‘Mektubat’ı gibi… Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
- Mektup bir eğitim metodu. Mürşitler uzaklarda ulaşamayacakları müritlerini mektupla eğitirlermiş. Bunlar bugünün ders notları olarak değerlendirilebilir. Bizim yaptığımız çalışmada o noktadan ele alındığında mektup şeklinde bir siyer dersi olarak adlandırılabilinir. Bu mektuplarla ben Rasulullah sevgisini, ashabın ve yakın çevresinin ona karşı sevgisini, onun ümmetine karşı sevgisini anlatmaya çalıştım. Edep çerçevesinde Rasulullahı kendi nefsimizden daha çok sevmenin yollarını öğrenmeyi öğrendim. Zira onu anne babamızdan ve kendi nefsimizden daha çok sevmedikçe kâmil imana ulaşamayacağımız düsturundan hareket ettim.
- Yazdığınız kitabınızda yer alan mektuplarda hangi duygulara yer verdiniz?
- Bu mektuplarda yalnız kalmışlığımıza, yetimliğimize, başımızı o mübarek elin okşamayışına duyduğum hüznü yazdım önce… Sonra Ashab-ı Bedir veya Ashab-ı Uhud olamayışımıza duyduğum üzüntüyü. Bir gece vakti bir haremden bir hareme yürüyen efendimize eşlik eden yıldızlara imrendiğimi yazdım. Bir hırka bile olamayışımızı, bir kuru hurma kütüğü kadar içli ağlayamadığımızı… Hz. Peygamberin avuçlarında zikreden çakıl taşlarından biri bile olamayışımızı yazdım. Ve bu teessürle kelimelerin ardı ardınca dizilişine şahitlik yaptı sayfalar…
- Biliyorsunuz hattatlarda “hilye-i şerif” yazma geleneği var. Sizin yaptığınız bu çalışmaya bir nevi modern hilye denebilir mi?
- Hilye-i şerif inananların Hz. Peygambere duydukları sevginin bir yansımasıdır. Hilye yazılırken hattat karşısında Hz. Peygamber varmış gibi coşar ve bu heyecan eserine de yansırmış. Modern hilye denir mi bilmem ama ben de içimdeki sevgiyi yansıtmak istedim.
- Hayatınızda etkilendiğiniz size peygamber aşkını hatırlatan isimler var mıdır?
- Bu isimler arasında sahabeden sayabileceğim pek çok kişi var. Hz. Hamza ve Hz. Ömer cesaretiyle, Hz. Ebubekir dostluğuyla, Hz. Ali samimiyetiyle hem önder hem de bu müthiş sevginin öncüleri… Musab bin. Umeyr eğitimciliği ve dünya nimetlerinden vazgeçmesiyle yine bize rehberlik yapıyor. Sahabiler ve onlara tabi olanlar bu aşkı fazlasıyla hatırlatıyor.
Yaşarken gördüğüm isimler de oldu. Onlardan en önemlisi de gerçek bir peygamber aşığı olarak gördüğüm Dr. Haluk Nurbaki idi. Efendimiz derken gözü nemlenir, sesi titrerdi. Sürekli Fahr-i Kainat Efendimiz ya da Efendimiz derdi. Onda peygamber aşkı adeta cisimleşmişti. Her konuyu döner dolaşır Sevda-i Muhammedi’ye getirirdi. Bahsini ettiğim ashap ile tanışmış gibi olurduk. Her zaman hayatımızın Efendimizden mutlaka bir iz taşıması gerektiğini vurgulardı. Altunizade Kültür merkezi’nde İslam Annelerini Anma Günleri yapılırdı. Burada her ay bir yüce annemizi bize anlatır yaşatırdı. Liseyi bitirmiş İstanbul dışında bir Üniversite kazanmıştım. Ailem teşvik ediyordu ama ben gitmeye taraftar değildim. Kendime ailemin sözünü dinleyeceği bir dayanak bulmak istiyordum. Konferans sonrasında Nurbaki Hocaya sormak aklıma geldi. Hocama yaklaşıp durumu aktardım. Nurbaki Hoca dikkatle dinledi ve bana çok derinden bakarak:
- Elbette gideceksin Ayşe Nur, gurbet sünnettir dedi. Nurbaki Hoca burada da işte efendimize hemen bir bağlantı yapmıştı. Peygambere aşık olmak Onsuz görememek demektir. Nurbaki bana her zaman sevda-i Muhammedi’yi hatırlatmıştır. Babam Nureddin Menekşe’yi de zikretmem gerek elbette.
- Peygamber sevgisinin oluşmasında yazının etkisi var mıdır? Sizin bu kitabı oluşturmaktaki maksadınız nedir?
- Yazılanlar tabii ki bu sevginin perçinlenmesinde etkili… Onu anlatan her şey ve herkes bizim de hayatımıza notlar düşürüyor. Zatının yüceliğine yazılan her kelime bize diyar-ı gurbeti bir kere daha özletiyor. Ben bu kitabı özlemle yazmaya başladım. Özlemek vefa demekti çünkü… Biliyordum ki her şey onu özlemekle başlıyordu. Bir gün huzurunda söz verdim ona… Ve bu söz mucibince hayatıma yürüyen kelimeleri durdurmak istemedim.
- Peygamberimizin kadınlar alemine getirdiği en önemli hususlar nelerdir? İlk iman edenlerden çoğunun hanımlar olması sizin dünyanızda nasıl bir yankı buluyor?
- Biliyorsunuz Hz. Peygambere ilahi görev verilmeden önceki dönem cahiliye devri olarak anılır. Ve bu dönemde kadınlara değer verilmez kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. İslam kadına değer vermeyi, neslin kız çocuklarından da devam edebileceğinin müjdecisi oldu. Zira Hz. Peygamberin soyu kızı Hz. Fatıma’dan devam etmiştir. Erkek evlatları erken yaşta vefat ettiği için… Veda hutbesinde Hz. Peygamberin üzerinde önemle durduğu konulardan biri de erkeklerin kadınlar üzerindeki haklarıdır. İslam kadını taçlandırmış ve hak ettiği değeri vererek, cahiliye döneminin yanlışlarını örtmüştür.
- Peygamberimizin hayatında önemli yer tutan kadınlar konusunda ne düşünüyorsunuz? Kendinize yakın bulduğunuz, hissetmeye çalıştığınız sahabi kadınlar var mı?
- Hz. Hatice’nin fedakârlığı ve samimiyeti dikkatimi çekiyor önce… Hz. Peygambere olan bağlılığı… İlk inananlar arasında yer alarak onun en büyük destekçisi olması…
Hz. Ayşe’nin ilmiyle en çok hadis rivayet edenler arasında yer alması… Hz. Peygamberin son zamanlarını yanında geçirmesi ve ilminden nasiplenmesi...
Hz. Fatıma’nın evlat olarak ona duyduğu muhabbet ve babasının kızı Fatıma’ya olan sevgisi… Rasulullah’ın hal ve davranışları özellikle eş ve baba olarak bize en büyük rehber olmalı…
- Bir gün efendimizin yanında değer bulan bu yüce annelerimize de birer mektupla seslenmeyi düşünür müsünüz? Örneğin Hazret-i Amine annemize seslenseydiniz nasıl bir cümle kurardınız?
- Allah nasip ederse neden olmasın. Yüce annelerimizin ahlakını ve fedakarlıklarını anlatabilmek ne büyük haz… Rabbimden dilerim ki, kalemime kuvvet versin. İslam annelerine de hitap edebilmek en büyük şeref olacaktır benim için… Hz. Amine’ye seslenseydim eğer, “ Kâinatın nurunu gözlerimize ve yüreğimize taşıyan efendimizin annesi, her çiçek solar demiştin ya, her yeni eskir. Bize efendimizi bıraktın ve sen gönlümüze açtırdığın çiçekle hiç solmadın” derdim.
- Peygamber efendimizin Hatice annemizin eski bir arkadaşı geldiğinde ona hürmeten ayağa kalktığını biliyoruz. Bu hareketin sizin gönlünüzde ne gibi bir karşılığı vardır?
- Hz. peygamberin vefa duygusunun en güzel örneklerinden biridir bu davranışı… Sevenin sevdiğine duyduğu vefayı anlamamız ve yaşatmamız için bize de güzel bir davranış örneği oluyor. Hz. Hatice için “Yemin ederim ki Allah bana ondan daha hayırlısını nasip etmedi, herkes benim peygamberliğimi inkar ederken o beni onayladı. Herkes beni yalancılıkla suçlarken o beni doğruladı. Kimse bana bir şey vermezken o malını mülkünü benim emrime verdi.” sözleri ile ilk eşi olan Hz. Hatice’ ye duyduğu vefayı bir kere daha hatırlatır bize…
- Şüphesiz yüceler yücesi efendimizin her hali her davranışı zarifin de zarifidir ama size göre peygamberimizin en zarif davranışı nedir? Bir örnek verebilir misiniz?
- Rasulullah’ın ne kadar zarif olduğu herkes tarafından bilinir. Mesela kendisine getirilen bir hediyeyi eğer yiyecek ise hediyeyi getirene yedirmeden elini uzatmaması bize intikal eden bir haslet olmuş. Ziyaretine gelenlere çoğu kez oturmaları için kendi elbisesini sermesi… O kadar zarif ki, herkesin onun en çok kendisini sevdiğini düşünmesine yol açacak kadar ilgili… Bizler onun nezaketinden kendimize paylar çıkarabiliyorsak bundan daha büyük haz ne olabilir ki…
- Kutlu doğumda çıkan bu kitabınızın ne gibi güzel doğumlara vesile olmasını arzu edersiniz?
- Sizin aracılığınızla öncelikle Nesil Yayınları’na, Genel Yayın Yönetmeni Dr. Veli Sırım Beyefendi’ye ve editörüm Fatma Özten’e özellikle teşekkürü bir borç biliyorum. Ben öncelikle bu kitabın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Rasulullah’ın sevgisinin bir kez daha gönüllere nakşedilmesini Rasullullah’ın muhabbetini ve rızasını kazanmayı ümit ediyorum. Yazdıklarımla ümmet-i Muhammed’in gönlünde Muhammed-i muhabbete yer verebildiysem ve artmasına vesile olabildiysem ne mutlu bana… Rabbim hepimizi o mübarek zatın dizinin dibinden ayırmasın ve şefaatine nail eylesin.