Bombayı atan mı, bombaya bakan mı suçlu?
- GİRİŞ24.10.2011 08:59
- GÜNCELLEME24.10.2011 08:59
Çekim Mekânı: Manisa’nın en işlek caddesi.
Olay: 4 kişinin aralarında çıkan kavga.
Senaryo: Doğaçlama gelişecek diyalog ve hareketler.
Aktörler: 1. Karakter; mafya bozması iki karanlık herif, 2. Karakter; Temiz yüzlü, mazlum iki genç adam, 3. Karakter; Çevre esnafı ve oradan geçmekte olan yaya ve araçlar, 4. Karakter; Olay anında tek başına oradan geçen tek bir adam.
Kurgu: Yaşanılan gündelik hayatın sıradanlığı içinde toplumun ilgisizliği, sorumsuzluğu, duyarsızlığını dramatize dil ile anlatmak. Zalim mazlum arasındaki mücadeleye karşı yığınların, ölümcül sessizliği. Koyunların sessizliğini umursamadan adım adım senaryoyu ortaya koymak cesareti…
Dekor: İşlek caddenin kaldırımları, çevredeki dükkânlar, bir polis otosu, (çekim bütçesini aşacağından sahnede bomba, mayın ve silah yerine yumruklar kullanılmak zorunda kalmıştır. Yerlere saçılan kanın ucuzluğu sebebiyle kullanılmasından çekinilmemiştir.)
Kahramanlar: Mafya bozması iki karanlık herif, işbirlikçiler ve sessiz çoğunluğun onayıyla kurdukları sistem.
YÖNETMEN ÇEKİME BAŞLIYOR!..
Yönetmen ekibe seslenir; “Haydi çocuklar motor diyoruz ama son bir prova alacağız”. Elleriyle iki defa şak şak komutu vererek ilave eder:
Arkadaşlar haydi göreyim sizi..Hiç insafınız olmasın bol bol kan dökün, hatta irinleri buradan göreyim..Özellikle kahramanlarımız alçakça ve son derece acımasız olsun....Son bir anımsatma!..Caddeden geçenleri, esnafı vs vs önemsemeyin, etkilenmeyin..Onlar sessizce film gibi seyrederler, takmayın, dışarıdan kavgaya katılan da olmayacaktır, rahat olun.. Eveeet göreyim sizi koçlarım... Son provayı alıyoruz, vee başlaaa!
OLAY ŞEHRİN EN İŞLEK CADDESİNDE
İşlek caddenin tam ortasında dört kişi pervasızca kavga ediyordu. Daha doğrusu iki karanlık tipli herif yere düşen iki masum görünüşlü erkeği tekmeliyor, vuruyor, ağzını burnunu darmadağın ediyordu.
Bir ara biri hızını alamadı ve hırsla yere uzattı ellerini. Dayaktan bitkin düşmüş yerdeki iki arkadaşın kafasını tuttu ve büyük bir hırsla kaldırıma çarpmaya başladı. Her iki eliyle teker teker sıkıca tuttuğu iki kafatasının çıkarttığı ses koca caddede yankılanıyordu. Şehrin merkezi ölüm sessizliği içinde ölümün kokusunu alıyordu. Yönetmenin dediği gibi bir tek tıs yoktu!.. Esnaf dükkanların içine sinmiş gözlerdeki dehşet ve merakla uzaktan kavgaya bakıyor, oradan yaya geçenlerse kavgayı fark ettikleri an ara sokaklara kaçışıyorlardı. Ne me lazımdı!.. Kavgaysa kavga onlardan uzak dursundu, bir sürü işinin arasında birde ona mı zaman ayıracaktı!..
O sırada senaryoya aykırı bir olay gelişmeye başladı. Elinde çantası yoldan geçmekte olan gözlüklü bir adam olayı görmüş ve bir an tereddüt etmeden kavga etmekte olan dört kişinin arasına dalmıştı. Bismillah la ve elindeki çantayla karanlık adamlarla beyinlerinden kan fışkıran yerdekilerin arasına girmesiyle birlikte, sahne tersine dönmüştü. Bu adam deliydi herhalde! Senaryo tıkır tıkır işlerken araya giren bu adam da neydi böyle..Herhalde adamın biri senaryoya uyanmıştı.
ADAM TEK BAŞINA CANİLERİ KAÇIRTMIŞTI
Sonrasında hiç beklenmedik bir şey oldu. Çantalı, gözlüklü adamın araya girmesiyle sözde iki kahramanın kaçması bir oldu. İkisi de caddenin yukarısına doğru öyle bir kaçışla kaçıyordu ki, sanırsınız arkalarından bir tümen asker kovalıyor. On saniye geçmemişti ki bir polis arabası kaldırım kenarında belirdi. Polisler çantalı adama sordular.
“Nereye doğru kaçtılar?”
Adam “yukarı” dedi yutkunarak..ve sağ elinin işaret parmağıyla göstererek ekledi “caddenin yukarısına doğru kaçtılar edepsizler!”..Polisler canilerin peşinden koşarken çantalı adam hemen köşedeki esnafa girerek bir bardak su istemişti bile..
Suyu veren esnaf “ağabey” dedi, “durma kaç buralardan” “Niye” dedi adam. “O iki adam büyük mafyadır ağabey, seni duman ederler”. Çantalı adamın kaşları çatallaştı, keskinleşti ve acıyla gülümseyerek “Bana istediklerini yapabilirler kardeşim, kaçan namerttir.. o iki mağdura da şahitlik yapmaya hazırım” dedi ve ekledi “benim sorumluluğum Allahın önündedir ve tavrım da mazlumdan yanadır, var mı ötesi?!” Esnaf yutkundu, hayran ve mahcup gözlerle “sen bilirsin ağabey” diyebildi..
Adam dükkândan dışarı adım atmıştı ki yüzünde bir tebessüm ve ferahlık belirdi” kapıdan caddeye döndüğünde karanlık adamlardan biri, kollarına giren iki polisin eşliğinde polis otosunun yanına doğru getirildiğini görüyordu. Fakat o da neydi öyle, adam polisleri umursamadan bol keseden ağza alınmayacak küfürler ediyor ve hayâsızca bağırıp çağırıyordu.
Çantalı adam yaklaştığında caniyi polis otosuna sokmuşlardı fakat hala ağza alınmayacak sin kaflı küfürler yağdırmaya devam ediyordu. Bu meşhum manzara karşısında çantalı adam sinirden kıpkırmızı kesilmiş ve gözlerinden ateş çıkmaya başlamıştı. Ani bir hareketle ön kapıdan caninin oturduğu arka tarafa doğru suratına haykırdı; “Ulan eş….. sen kim oluyorsun da küfrediyorsun?! Hadsiz herif dağ başımı lan burası!” O an haysiyetsiz küfürler sallayan adam birden sustu kaldı, adeta kuzuya döndü.
Çantalı adam kapıyı caninin suratına çarpıp arkasına döndüğünde büyük bir kalabalığın toplanmış olduğunu gördü. O an neden küfürlerin bittiğini anladı. Çünkü kendisi caniye konuşurken adam arkasında beliren kalabalıktan korkmuş ve susmak zorunda kalmıştı. Yoksa bu kalabalık adamı linç edebilirdi. Çantalı adam kalabalığın sözcüsü olmuştu sanki.
Oysa bu kalabalık korkak, duyarsız ve adeta kendi gölgesinden ürken kuru bir kalabalıktı. Ancak sadece bir araya gelmiş olmanın görüntüsü caniyi sindirmeye yetmişti. Çantalı ve gözlüklü çelimsiz adam Rabbe sığınıp tek başına tepki koymuş, iki adamı kurtarmış ve suçluyu yakalatabilmişti.
GÖZLÜKLÜ ADAM KALABALIĞA KONUŞUYOR
Adam kalabalığa döndü ve “Siz daha önce neredeydiniz?! Olay bitince seyirci mi geldiniz?!” dedi. Birkaç cümle daha etti ve durumu açıkladı adam. Sonra “eğer” dedi “bu tür olayları gördüğünüzde aranızdan bir iki yaşlı adam bile çıksa, kavgaya müdahale etse ve haklı yada haksıza da bakmadan ayırsa, bütün bu senaryo oynanamayacak ve film gibi size yutturulup izlettirilemeyecek!..
Bir kenara sinip baştan sona olayı seyreden yönetmen ekibe seslendi; “Tamam arkadaşlar olay koptu, senaryo iflas etti, haydi araçlara atlayın, gidiyoruz. Burada bize ekmek yok. Şimdi hedef doğu tarafı..Yılmak yok tekrar tekrar bu senaryoyu uygulayacağız.. Yönetmen araçlarla yola koyulduklarında takip edecekleri stratejiyi işliyordu ekibe;
“ Artık yumruk kavgası yok! Şiddeti artırıyoruz. Bundan böyle bomba, mayın tuzaklar ve tam otomatik silahla savaşımızı sürdüreceğiz”. “Size bir sır vereyim çocuklar; gittiğimiz yerlerde başarılı olmak için, bu milletin kardeşlik duygularını aralarından söküp alacağız” ve ilave etti “Aralarındaki selamlaşma ve komşuluk ilişkilerini daha ne kadar yıpratırsak ve ne kadar çok faşist milliyetçiliği körüklersek o kadar başarılı olacağız”
SENARYOYU KİM VE NASIL BOZACAK!
Yukarıdaki senaryonun bozulmasının sebebi elinde çantası, bilgisi, uyanıklığı ve ferasetiyle bir tek adamdı. Peki diğerleri umursamaz cahillikleriyle büyük bir suçun ortakları olmak üzereydiler değil mi? Eğer her birimiz mahalle ve sokağımızda tebessümle selamlaşarak birbirimize kenetlenirsek şehirlerimizde kavga çıkmayacak ve bombalar atılmayacak.
Yukarıdaki gibi en işlek caddelerde “kavgaya selam vermeden!” geçer gidersek ve bu alışkanlık artarak sürecek olursa, o tek kişi de kalmayacak ortalıkta. Ne Devlete ne hükümete ne de askere sesleniyorum. Hitabım sadece Türk, Kürt, Laz, Çerkez bütün milletedir. Daha ne zamana dek ülke mirasını yemeye devam edeceğiz!? Yoksa bu aymazlıkla bombaların batıda da patlatılmasını mı bekleyeceğiz!
Anlatılan hikâye gerçektir ve güzel ülkemin her noktasında her gün yaşanmaktadır. Birbirine ilgisiz ve sorumsuz kuru kalabalıklar haline geldik, haberiniz ola!..Diğer bölgelerde yaşanan gündelik hayatın içindeki toplumsal doku kırılmalarında durum neyse; Güney Doğu’da terörün zemin bulmasındaki toplumsal doku kırılmaları da aynıdır. Terörün bitmesinin formülü tek tek her insanın mahallesindeki kavgaya ve ilişki düzenine akıllıca ve yüreklice müdahale edebilmesindedir. Melun örgütü suçlamanın zamanı geçmiştir. Kendimize dönelim beyler!..
Nasıl her gün terör bombaları patlatılıyorsa ve seyrediliyorsa; millet olarak tek tek gündelik yaşantımız içinde ve mahalle’de patlatılan bombaları seyre dalmışız. Mahallelerde bencil benliklerimizi doyurma ve toplumsal ilişkilerden koparak yalnızlaşan insancıklar olma durumu, her gün patlayan terör bombalarının altında yatan, derinlerdeki asıl nedendir.
Şimdi o soruyu sorma zamanı. Bombayı atan mı yoksa bombaya bakan mı asıl suçlu? Ne dersiniz?
Selam, sevgi ve muhabbetle…
Yrd Doç Dr. A. Muhsin Yılmazçoban
İlişki ve Evlilik Uzmanı
a.muhsinyilmazcoban@gmail.com
http://www.facebook.com/#!/pages/Beyaz-Kalpler/205481566169258
http://twitter.com/#!/Beyazkalpler
www.beyazkalpler.com (Sitemiz yayına başlamıştır)
NOT: Evlilik Atölyesi söyleşilerine bu hafta devam ediyoruz. Ayrıntılı bilgi aşağıdaki iletişim adreslerinden edinilebilir.
Söyleşi Konusu: Evlilik Atölyesine neden ihtiyaç duyuldu ve sağlayacağı faydalar.
Söyleşi Tarihi: 30. 10. 2011 Pazar Saat: 16.00
Yer: Erdem Der Seminer Salonu
Adres: Eski Londra Asfaltı No:33 Aker Plaza B Blok Kat:4/6 Bahçelievler / İSTANBUL
Yorumlar4