Kadına, erkeğe ve yöneticiye manifesto!
- GİRİŞ07.11.2011 07:03
- GÜNCELLEME07.11.2011 07:03
Bodruma da gittik beraber, İstanbul’da da yaşadık.
Sorun şehirlerde değildi, biz tam yalandık!..
Yanlış hatırlamıyorsam yukarıdaki ifade, geçen senenin popüler bir şarkısının bolca söylenilen nakaratıydı. Bu tür pop parçalarını dinlemem fakat ilgilenmeseniz de arada kulağınıza çalınıyor. Masa başında çalışırken açık unutulan TV’de kendini parçalayan parça bir ara dikkatimi çekti. O an yukarıya alıntıladığım dizelerde, önemli bir toplumsal ve psikolojik tespitin olduğunu fark ettim.
Parçanın sözleri, toplumun yaşadığı büyük çarpıklığı ortaya koyuyor. Yazının sonunda söyleyeceğim tespiti, başında söyleyeyim ve hayatımda sık sık yaptığım şekilde, genel düzene ve sisteme olduğu gibi yazı düzenine de bilerek ve taammüden bir defa daha ters düşeyim. Düzene ters, haksızlığa muhalif, keyfince yöneten insan müsveddelerine gönüllü saygısızlıkta ve aykırılarla mücadelelerden artık haz almaya başladım herhalde.. Allah hayra çıkarsın. Neyse, konumuza geri dönelim…
POP’UN YÖNELTTİĞİ TESPİT; SORUN MODERN DE DEĞİL DEĞİŞEN ZİHİNLERDE
Şehir hayatının stresi, işlerin yoğunluğu, para kazanmanın zorluğu, teknolojinin tepemize çöreklendiği, modernin ruhumuzu ezdiği gibi dertlenmelerimizin aslında, kendimizden ve birbirimizden kaçmanın yalanları ve çok fazla abartılmış asılsız bahaneleri olduğunu söyleyebilirim.
Çok başarılı yalanlar ve bahaneler üretiyoruz ve bu durum yine modern zamanların bize sunduğu şer şeytanlıktan kaynaklanıyor. Psikolojik bozukluk olan “aklileştirme” ve “bahane bulma” mekanizmasını bolca kullanıyoruz. Neymiş efendim! Kocası kendisiyle ilgilenmiyor, tatmin etmiyor, sevmiyormuş, paranın hesabını yapan koca bir cimriymiş, aldığına, giydiğine ve yediğine karışıyormuş. Dindar kadınsa din bilgisini, kocasıyla arasına yapıcı ve bütünleştirici değil de batı tarzına uyarak, ayrımcı ve ayrılıkçı şekliyle koyuyor. Allah öyle buyurmuştur ki, kadın yemek yapmak, bulaşık yıkamak ve çocuğunu emzirmek zorunda değildir!..Hadi oradan bu ne münasebet!..
Bu nedenlerle mutsuzmuş ve boşanmak istiyormuş. Fakat dertlenirken aslında kendinden ve kocasından kaçmanın yalanlarını ürettiğinin farkına varmamaktadır. Kendi zihniyetinin hastalıklarından kaynaklananları nasıl “Zamanın Şartları”na (moderne) yamayan insan tipi varsa; karşıdaki kocasına kabahat bularak kendini temize çıkartan “kadın tipi” de değişen zihniyetine ve buna bağlı ruh dünyasına, hiç suç bulmamaktadır. Hâlbuki çeşitli bahanelerle kendi sorumluluğuna bahane bulanlar ve kendini değil zamanın modern şartlarını suçlayanların, asıl kendileri kabahatlidir.
Bu aynen anne ve babasını suçlayarak başarısızlığını saklayan haşarı çocuğun psikolojisine uyan bir durumdur. Varlığının bilincini unutmuş, bizatihi varlığıyla mutlu olmayan ve şükretmeyen insan modernin araçlarıyla maddeleşerek dinamik ruhunu kaybetmiş, kendiyle ve çevresiyle arasındaki doğal ilişkisini feda etmiştir. Kendine ve diğerlerine yabancılaşmıştır. Kendiyle ve dışındaki varlıklarla “selamı sabahı kesmiştir”.
KENDİMİZE BİLE YABANCILAŞTIK DAĞILIYORUZ!..
Diğer taraftan ruhun maddeleşmesi, yabancılaşma ve kendinden başlayarak herkesle ilişkisizlik hali, evinden işine ve çeşitli sosyal ortamlara daha çok çıkan erkeklerde daha olağan olarak görülür. O’da selamı sabahı kesmiştir. Gündelik ilişkilerinde selamlaşmayı unutmuştur. Bir çıkarı yoksa selam vermez, güler yüz göstermez. Kendine ve diğerlerine sert, tahammülsüz ve gaddardır. Komşusuna tahammül etmez ve onunla yardımlaşmaz.
Aslında komşusuna da tanımadığına da selam vermeyen erkek, bilinçaltı yönlendirmesiyle ya da bilinçli tercihle bir davranış içindedir. Farkında olsun ya da olmasın kasten ve isteyerek tutum takınmaktadır. Mahallesinde tanımadığına selam verdikçe bir süre sonra onunla konuşmak durumuyla karşılaşacaktır. Konuşunca da onu tanıyacak, tanışacaklar ve zamanla ona karşı sorumluluk üstlenecektir. Sonrasındaysa herhangi bir sıkıntısında yardımlaşmak ve dayanışmak zorunda kalacaktır. İşte ben merkezli batı tipi bencil insanın korktuğu başına gelmiş olacak. Başkası için rahatından olmak! Yazıklar olsun bize..ne hale geldik..ne oldu bize!...
Misafir ağırlamak ise hava atmayı, böbürlenmeyi ve gururlanmayı sağlayacağından artık çok masraflı bir iş haline gelmiştir. O yüzden karı koca o gün yediğinden ikram ederek sadelikle paylaşan ve her gün teklifsiz, çat kapı gelebilen misafirine ve bu geleneğe kapısını kapatmıştır. Artık onlar, koyu sohbetleri ile değil de ikramlarının zenginliğiyle, gelene hiç yemediğini yedirerek ne kadar farklı ve üstün bir yaşantı içinde olduklarını bağıra bağıra göstermelidirler.
Abartılı ikramlarını soluk benizli, donuk ve kasıntılı sohbetlerle tamamlamayı kendilerine matah sanırlar. Yapmacık gülücükler ardına saklanan ev sahibi, samimi tebessümleri misafirine, birbirlerine ve de kendilerine ar görürler. Sürekli batı tarzı rekabet duygusu içindedirler ve doğu tarzı olan “hayırda yarışmayı” unutur olmuşlardır.
Misafirliklerdeyse çocuklar dışarı atılmışlardır. Erkek çocuk babasının otomobilinde hoparlörü sonuna kadar açmış şehrin yaşlı ve hastalarına ucube müziklerle birlikte hava yapan yanık kokulu lastiklerle acı fren sesi dinletmekte; kız çocuk ise kendini frenlemeden diğer arkadaşlarına duygu dolu gazlar vermektedir.
BAKANLIK, BELEDİYELER VE HALK HAYDİ GELİN! ZİFİRİ KARANLIKTAN ÇIKALIM
Ülkemin insanları kadın erkek büyük bir bunalım içinde çıkış yolu bulmaya çalışmalıdır. Bayramlar eskisi gibi gerçekten yaşayan ve yaşatan bayramlar olmalıdır. Yeniden ulaşılabilir olan ülkemin güzel bayramlarına iki temel alanda yoğun şekilde çalışılarak ve büyük çabalarla ancak gelinebilir.
1)Selamlaşma ve komşuluk gibi geleneksel değerlerin gündelik hayatımıza girme çalışmalarıyla.
2) İçeriği bizden olan evlilik ve aile eğitimlerinin evli, bekâr ve boşanmışlara verilmesiyle birlikte kurtulacağız.
Her iki alandaki eğitimin içeriği bize has olan, tarihi, inancı ve zamanın diline uygun yeni yorumlamalarla, kaba saba ve anlaşılmaz değil, incelikli ve titiz bir İslam anlayışıyla ve bilimsel katkılarla doldurulmalıdır. Yeni içerik dikkatle, sabırla, nezaketle hazırlanmalı ve bu toprakların sağlıklı mamulü olmalıdır. Her iki alanda büyük kampanyalar düzenlenerek kamu kurumlarının tam desteği sağlanmalıdır.
En büyük sorumluluk hükümete ve yerel yönetimlere düşmektedir. Bunlar arasındaysa asli görev, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Belediyelere düşmektedir. Bu bilincin somut hizmetlere dönüşmesi ve kamuda karşılık bulmasıysa her T. C. Vatandaşı kadın ve erkeğin ısrarlı taleplerine bağlıdır.
Biz Beyaz Kalpler olarak üstümüze düşeni yapmaya çalışıyoruz. Mübarek Kurban Bayramı vesilesiyle sizlere her iki konuda da zihninizde ve ruhunuzda kapı açacak mütevazı bayram hediyemizi sunduk. Kabul ederek bu alanlarda harekete geçerseniz bizde, asli ruhumuzdaki gerçek bayramlara ulaşmanın ilk ümitlerini yeşertmiş olacağız. Yazının altındaki iki ayrı sayfadan “selamlaşma sorgusu” ve “Evlilik Atölyesi içerik” metnine ulaşabilirsiniz.
Mübarek kurban bayramınızı tebrik eder sağlık ve huzur dolu nice beyaz bayramlar dilerim. En büyük duam ise, her mevkideki sorumluluk sahiplerinin ortaya çıkarak ülkemiz dâhil bütün Müslüman ülkelerdeki kanın ve gözyaşının durarak yerini huzur ve saadet iklimine bırakmasıdır. İnsanlar her an zulüm altında iken bayramlarda neşelenmekten utanıyorum!..
Selam, sevgi ve muhabbetle…
Yrd Doç Dr. A. Muhsin Yılmazçoban
İlişki ve Evlilik Uzmanı
a.muhsinyilmazcoban@gmail.com
http://www.facebook.com/#!/pages/Beyaz-Kalpler/205481566169258
http://twitter.com/#!/Beyazkalpler
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol