İŞKUR kadın çalıştıracakmış!
- GİRİŞ14.11.2011 08:17
- GÜNCELLEME14.11.2011 08:17
İŞKUR 40 yıllık stratejiyi değiştiriyor
Geçenlerde basında çıkan bir haber beni fazlasıyla şaşırttı. Konu Haber7’de malumun ilanı cinsinden doğru bir başlıkla verildi; İŞKUR'dan işsiz kalana kötü haber! Haber başlığı içinde bir tespitte barındırıyor. O tespit ise işsizlerin ezici çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu gerçeğinden hareketle “işsiz kalana (erkeğe)” kötü haber verildiğinin ilan edilmesi.
Haberin içeriğinde şöyle deniyor; “Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), 2015 yılının sonuna kadar işe yerleştirdiklerinin yüzde 35'inin kadınlar arasından olmasını hedeflerken, işsizlik ödeneği ile ilgilide bir takım düzenlemeler yapacak..”
İŞKUR’un strateji değişikliğini özetleyen satılarda bakın neler deniliyor; “Planda dikkati çeken hedeflerden biri de 2015 yılı sonuna kadar Kurum tarafından işe yerleştirilenlerin yüzde 35'inin kadınlardan oluşmasını sağlama hedefi... İŞKUR, bu hedef için toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımına ilişkin bilinç oluşturacak çalışmalarla kadının iş gücüne katılımına ve istihdamına yönelik çalışmalara öncelik verecek”.
Alın size kadını aileden koparacak ve kocasına karşı kışkırtacak bir strateji tercihi! Feministleri, batıcıları ve sömürgecileriyse sevinçten deliye döndürecek bir gelişme.
Kadının kışkırtılmasını yazılarımda işliyorum ve sorumluların tepkisizliklerinden usanmaya başladım. Önceki yazılardan aşağıya bir alıntıyla bir daha haykıralım. “Bugünlerde şiddet üzerinden en çok konuşulan kadınlarsa çok azı bu çocuklara anne olma mutluluğunu yaşamakta. Çokları da mutsuz, tatminsiz, sabırsız, kanaatsiz, duygusuz ve duyarsızlaştırılmış hayatlar içinde. Yine aynı marketlerden çokça lüzumsuz ihtiyaç! maddeleri alıyor. Her gün takip ettikleri 3-5 diziyle gittikçe yozlaşıyorlar. Kadının film, dizi, sinema, moda, hızlı tüketim alışkanlığı, gazeteler ve TV’lerin kışkırttığı oyuncaklar durumuna düşürülmesi sağlandı. Kadın kocasına isyanda.. Nasıl çocuk ebeveynine karşı kışkırtılıyorsa kadında kocasına karşı kışkırtılıyor.
Saçını süpürge etme, kocanın eline bakma patronun eline bak!
Kadın evlendiğinde kışkırtma artarak devam ediyor. Çünkü kapitalist tüketim kültürü kadını, çocuğu kışkırtarak tüketimi devasa artırma formülünü bulmuştu. Artık kadın sadece bir meta idi, maldı. Etinden, sütünden, derisinden kazanılmalıydı.
Evli kadına dendi ki sen kocana esir olamazsın, hizmetçi olamazsın, saçını süpürge edemezsin. Kocanın eline bakma çalış, kendi paranı kazan, böylece özgür ol (ve rahatça bize harca). Evde başkaldıracak bütün mekanizmalar hazırdı ve yıldan yıla artarak aile mutluluğu bozuldu, huzur yitti gitti.. Ne adına? Ailenin değil kadının özgürlüğü adına. Erkeğine baş kaldırmış ve kendine rakip gören bencil, hazcı ve tatminsiz kadıncıklar türedi”.
Uzun yıllar kadının işgücüne katılım oranı adeta gelenekselleşmiştir. TÜİK’in istatistik rakamıyla kadınların %20’si çalışmaktadır. Bu oranın % 35’e çıkartılması yönünde stratejik çalışmalara başlanması kime ve neye hizmet edecektir. Bu büyük milletin ailesine ve huzuruna hizmet etmeyeceği gün gibi açıktır.
Kadın ve aile kapitalist ateşe odun olmasın..
Kadın kocasına ve ailesine karşı daha çok kışkırtılacak ve üstümüze çöken vahşi kapitalizm ateşinin harlanması için daha çok kadın odun niyetine kullanılacaktır. Boşanmalar çok daha fazla artacak, evlilik daha da zorlaşacak, bekâr erkekler daha çok tutkularının esiri olacak, yalnız yaşayan kadın sayısı aile sayısından fazla olacak. Daha sayalım mı!? Yirmi sene sonrasındaysa batının başına gelenden ders almayanların katkılarıyla, bize ait bir aileden ve değerlerden bahsetmek fantezi sayılacaktır.
Bu tür politikalar ve uygulamalar toplumun ve ailenin sonunu hazırlayacaktır. Çanakkale’de bu milleti göğüs göğse geçemeyenler ve ayrıştıramayanlar erkek ve kadın rekabeti, ayrıştırmasıyla rahatlıkla parçalayacaklardır.
Bu toplumun parçalanamaz en küçük birimi ailedir. Batıdaysa parçalanmaz temel toplumsal birim “birey”dir. Batı ülkelerinin güçlü devlet anlayışı, sistemi ve sömürge takviyeleri olmasa her an yıkılacak durumdadır. Bu tehlike en çok da Amerika için geçerlidir.
İŞKUR strateji değişikliğinden vazgeçmelidir. Konuyla ilgili bütün kurumlar kadının iş gücüne katılımına ve istihdamına yönelik çalışmalara öncelik vereceğine, toplumun kendi dinamiklerine uygun olarak strateji üretmelidir. Batının gazına gelerek, kadının güçlendirilmesi için değil aileyi güçlendirmek için çalışılmalıdır.
Kadınların çalışmasından en çok kadınlar memnun değil
Ekonomik zorluklar nedeniyle başta çalışan kadınlar olmak üzere kadınlar başta olmak üzere bütün aile üyeleri ve erkekler kadının çalışmasından memnun değillerdir. Kadına yönelik şiddetin artması gibi birçok problemin temelinde çarpık şekilde modernleşmeye çalışan kadınların, asırlardır gelenekselleşmiş yapıya aykırı tutum takınmaları yatmaktadır. Bizim kadınlarımız her devirde erkeğinin yanında çalışmış ve destek vermiştir. Zamanımızda kamu hizmetinin bile bilgisayar aracılığıyla evden planlanması düşünülürken “çalışan kadın” profili içine “ev kadınının” alınmaması ve onlara çalışmıyormuş gibi bakılması anlayışı çağdışı bir rezalettir.
Çalışan kadın sadece iş hayatında mıdır?! Ya ev kadınları?
Türkiye’de kadının % 20’si dışarı da % 80’i ise evde çalışmaktadır. Çalışan kadın dendiğinde mutlaka bordro tutsağı mı anlaşılmalıdır. İlla karşılığında maaş ve ücret mi almalıdır. Evinde kendi çocuklarına bakınca çalışmayan kadın; anaokulunda ya da bakıcılık yaptığı komşu evinde çocukların altını aldığında çalışan kadın oluyor ve değer görüyor. Evinin ihtiyaçları için çarşı pazarda yorulunca çalışmayan asalak kadın; üç kuruşluk maaşla aynı işi bir lokanta için yaparsa çalışan onurlu kadın oluyor!..
Bu ne çarpık bir zihniyettir..Bu düşünce ve bakış şekli bizi mi anlatıyor. Başımızda Hollandalı teknik adamla çıktığımız ve ilk defa Hırvatistan gibi sıradan bir takıma, kendi sahamızda 3-0 mağlup olduğumuz Milli Futbol Takımımız için TV yorumcusu maç boyunca acı bir şey söyledi durdu; “biz bu değiliz”.
Pirince giderken evdeki bulgurdan olmak!..
Evet, ve nihayet, büyük hezimetlerle de olsa futbol’da da bilinçlenmeye ve kavramaya başladık. O gün o sahada şimdiye kadar yaşamadığımız derecede rezalete imza atan takımın başında, bizi tanımayan ve bize yabancı Hiddink denen bir Avrupalı vardı. Takımın başına geldiğinden beri bize vaaz ediyordu. Neymiş efendim siz futbol oynarken çok duygusalmış mışız da bunu bırakıp mantıklı olmalıymış mışız! Sevsinler seniii. Federasyon yetkilileri başta olmak üzere herkes kulağının üstüne yattı!
Sağlıklı bir analizle sağlıklı bir strateji oluşturulmadı. Normal şartlarda orada ve o maçta 3-0 biz yenmeliydik ve bu sonuç dünya futbol otoritelerini de şaşırtmazdı. Çünkü biz coşkulu duygularımızla dünya üçüncüsü olmuş bir takımdık ve bu başarıyı kendi teknik adamımızla kazanmıştık.
Başımıza hangi saçmalık ve başarısızlık geliyorsa, batılı için doğru olanı kalkıp kendimize uygulamamızdan kaynaklanmaktadır. Bunu futbolda olduğu gibi aile ve toplum ilişkilerimizde de tersine çevirmeliyiz.
Evet, ev kadınına çalışan ve değerli kadın olarak bakıp, kadını iş hayatına yöneltecek stratejilerden vazgeçilmeli. Kadınımızı rahat bırakın, ister çalışsın ister çalışmasın! Bunu da Devlet düzenlemesin.
Eski yıllarda olduğu gibi, ailenin çocuk sayısına karışarak yeni bir aile planlaması yapmayalım. O çarpık politikalar sonucu gelinen noktada “ en az 3 çocuk her ailenin milli görevidir” deniliyor değil mi? Devlet politikası bugünden uzağı görebilmek mahareti gerektirir. Pirinç almaya giderken evdeki bulgurdan olmayalım, lütfen dikkat!..
Selam, sevgi ve muhabbetle…
NOT: “Evlilik Atölyesi”ne katılmak, sorunlarınız, sorularınız ve katkılarınız için aşağıdaki iletişim adreslerinden ulaşabilirsiniz.
Yrd Doç Dr. A. Muhsin Yılmazçoban
İlişki ve Evlilik Uzmanı
a.muhsinyilmazcoban@gmail.com
http://www.facebook.com/#!/pages/Beyaz-Kalpler/205481566169258
http://twitter.com/#!/Beyazkalpler
Yorumlar5