Süleymaniye Külliyesi'nin kubbelerinde 'kurşun' yarası
"KURŞUN KAPLAMA KUBBELER ESTETİKTEN ÖNCE TEKNİK BİR ZORUNLULUK"
Kubbelerin kurşun ile kaplanmasının önemini ve gerekliliğini ise Tanman, şu sözlerle anlattı:
"Bu yapılarda Erken Osmanlı döneminde İznik ve Bursa'da 14. Yüzyılda yapılan binalarda kurşun kaplama yerine kiremit kullanılıyor ama bunlar bugün bizim alaturka kiremit dediğimiz, kuvvetli rüzgarda yerinden kopup uçan kiremitler değil. Bunlardan mesela iki tane orijinal kalmış olan bina İznik'te görülebilir. Biri Hacı Özbek Camii, diğeri de İznik'te Nilüfer Hatun İmareti. Daha sonraki yüzyıllarda, özellikle İstanbul'un Fethinden sonra kurşun kaplama yaygınlaşıyor ve eski kiremit kaplamalı kubbelerin çoğu da kurşunlarla kaplanıyor. Kurşun uzun ömürlü bir malzeme. İlk kaplandığında gümüş gibi parlar, sonra kısa sürede okside olur. Yağmur sularının ya da eriyen kar sularının içeriye sızmasını engeller. Bu içeri sızan sular, kubbelerin tonozlarının sağlamlığına uzun vadede zarar veriyor hem de iç yüzeydeki sıvanın üstüne yapılmış olan kalem işi dediğimiz bezemeleri de tahrip ediyor. Bakımsız kalmış, onarıma muhtaç bir evin de önce çatısından başlanır. Önce evin içine suyun sızmasını önleyeceksiniz, sonra cephedeki kaplamalar, içerideki sıvalar ve birtakım ayrıntılar arkasından gelir. Kurşun kaplama kubbeler, Osmanlı mimarisinin tamamlayıcı bir ögesi gibi olmuştur ama estetikten önce, teknik bir zorunluluktur"