Romanların unutulmaz kahramanları
13.06.2009
04:37
Neydi ki senin dedikodun?
Edebiyatla ilgili bir toplulukla bir arada olmak heyecan verici diyerek sözlerine başlayan Şebnem İşigüzel, Romanlar ve kahramanları, ötekini görmemizi sağlar. Çünkü bizler birbirimizi bilmeden yaşarız dedi ve kendi yaşantısından örnek verdi: Yazları bir Ege köyünde kalıyorum. Midilli adasının tam karşısında. Köyün kadınları akşamüstü köyün bir damının üzerinde toplanırlar. Ben de arada onlara katılır sohbet ederim. Köylünün Midilli adasıyla ilginç bir bağı var. Bugün uzak, bugün yakın, bugün yüzünü gösteriyor, bugün yüzürnü göstermiyor, bugün yok gibi, bugün çok çok burnumun dibinde gibi. Bu büyülü bir şey, bu tanımlama. Bu benim ilgimi çekmişti. Hanımlar konuşurken Fatma Nine bana ben köyün en yaşlı kadınıyım dedi. Bu çok açıktı ama bir yandan da çok çevik bir kadın. Benim dedi köyde elini öpecek kimsem kalmadı. Benim de dedikodumu yapacak kimse kalmadı. Ben çok şaşırdım tabiiki ama fırsatı da kaçırmadım. Neydi ki senin dedikodun dedim. Ben dedi herkesten daha hülyalı bakıyordum karşıya. Bu yüzden kocam bana kızıp evi ters yaptırdı. Mididliyi göremiyorduk. Ama dedi, ben o kadar severek bakıyordum ki karşıya, gözlerimi kapasam da aslında görüyordum. Burada çok derin, bizim okuyarak ulaştığımız bir feslefeye varıyor. Gözlerimi kapasam da görüyorum. Sonra düşündüm taşındım, kocamın karşısına çıktım ve ona dedim ki onları da bizi de aynı Allah yaratmadı mı? O gün o kör duvarda bir pencere açılmış. Aslında hepimiz birbirimize karşı o pencereyi açmalıyız. Bunun en kolay yolu romanlar ve onların kahramanları.
Kendisini çok şanslı sayan Şebnem İşigüzelin sağlam bir gerekçesi var: Tek bir hayatım yok. Burada, bu fani hayatta size konuşan bir Şebnem var, ama masanın başında kılıktan kılığa giriyorum. Bir kahramanı oluşturmanın yıpratıcı yönlerine de değinen İşigüzel, yazmayı bir oyun olarak gördüğünün altını çizdi.
Edebiyatla ilgili bir toplulukla bir arada olmak heyecan verici diyerek sözlerine başlayan Şebnem İşigüzel, Romanlar ve kahramanları, ötekini görmemizi sağlar. Çünkü bizler birbirimizi bilmeden yaşarız dedi ve kendi yaşantısından örnek verdi: Yazları bir Ege köyünde kalıyorum. Midilli adasının tam karşısında. Köyün kadınları akşamüstü köyün bir damının üzerinde toplanırlar. Ben de arada onlara katılır sohbet ederim. Köylünün Midilli adasıyla ilginç bir bağı var. Bugün uzak, bugün yakın, bugün yüzünü gösteriyor, bugün yüzürnü göstermiyor, bugün yok gibi, bugün çok çok burnumun dibinde gibi. Bu büyülü bir şey, bu tanımlama. Bu benim ilgimi çekmişti. Hanımlar konuşurken Fatma Nine bana ben köyün en yaşlı kadınıyım dedi. Bu çok açıktı ama bir yandan da çok çevik bir kadın. Benim dedi köyde elini öpecek kimsem kalmadı. Benim de dedikodumu yapacak kimse kalmadı. Ben çok şaşırdım tabiiki ama fırsatı da kaçırmadım. Neydi ki senin dedikodun dedim. Ben dedi herkesten daha hülyalı bakıyordum karşıya. Bu yüzden kocam bana kızıp evi ters yaptırdı. Mididliyi göremiyorduk. Ama dedi, ben o kadar severek bakıyordum ki karşıya, gözlerimi kapasam da aslında görüyordum. Burada çok derin, bizim okuyarak ulaştığımız bir feslefeye varıyor. Gözlerimi kapasam da görüyorum. Sonra düşündüm taşındım, kocamın karşısına çıktım ve ona dedim ki onları da bizi de aynı Allah yaratmadı mı? O gün o kör duvarda bir pencere açılmış. Aslında hepimiz birbirimize karşı o pencereyi açmalıyız. Bunun en kolay yolu romanlar ve onların kahramanları.
Kendisini çok şanslı sayan Şebnem İşigüzelin sağlam bir gerekçesi var: Tek bir hayatım yok. Burada, bu fani hayatta size konuşan bir Şebnem var, ama masanın başında kılıktan kılığa giriyorum. Bir kahramanı oluşturmanın yıpratıcı yönlerine de değinen İşigüzel, yazmayı bir oyun olarak gördüğünün altını çizdi.