Gül dağına giden derviş: Olcay Yazıcı
04.04.2009
16:37
6
/ 6
Geleneğimiz hem söz hem de terkip olarak onun şiirlerinde var. Ancak onun şiirleri sadece gelenek değil. Yepyeni bir söyleyiş ve biçim var dizelerinde ama gelenekten bağımsız da değil. Anamızın ak sütü gibi bizden ama çağın hikmet hazinelerinden de hâli değil. Hüzün yağmurunun güneşin ışıkları üzerine süzüldüğünde oluşan bir gökkuşağı belki de.
Kesin olan bir şey var ki şiirlerinin içine bezenen hüzün bizim, çile bizim ve nihayet sancı bizimdir. Dizelerinde dillenen değerlere gelince bütün bunlar, yıllar var ki kaybettiğimiz kendi yitik malımız.
Şu gerçeği mutlaka itiraf etmem gerekir. Hangi şiirini ve neresinden olursa olsun avuçlarımla tutsam diğer bütün azalarım buz kesilmektedir.
Duygu desem mesela, şiirlerini okurken çiçeklerin üzerinden kanatlanan kelebeklere döndüğümü ve sonsuza doğru yol alan bir kervanın peşine takılan bem beyaz haleye büründüğümü uzun uzun anlatmam gerek.
Musiki desem, dizelerin arasında gizlenmiş onlarca müzik aletinin, bazen bir kır çiçeğinin gülüşünü, bazen dörtnala zafere koşan atların nal seslerini elbette çoğu zaman da hüzün lalesinin derin iç çekişlerini büyük bir uyumla terennüm ettiğini anlatmam gerek.
Düşünce desem, gelenekten süzülen ve çağları aşan, nehirden çağlayıp ummana ulaşan, bireysel olmasının yanında ferdi aşıp toplumla kucaklaşan büyük bir bilgeliği söylememem;
Kelime seçimi desem, şiirlerinde kültürümüzün yapı taşları olan eski kelimelerin yeni ile buluşturulup harmanlanarak muazzam şiir kalelerine harç yapıldığını, eksik ve fazla malzeme kullanmadan, tekrara düşmeden, kelimeleri özenli ve özel seçişlerine, nihayetinde de mahirane dil ustalığına dair bahislere derinliğine değinmem gerek.
Kavram ve mana desem, oluşun ve ondan sudur eden oluşumların bütün kavramlarını öz anlamlarını koruyarak ama kendine özgü bir zenginleştirmeyle düzenleyen bir dil işçisinin çabalarından, yeni ve kendine ait semboller kullanarak dinin ve ahlakın doruklarında şövalyelik yapan bir savaşçının destanlarını anlatmam gerek.
Ve aşk... Her dizenin ve her şiirinin ana gayesi. Kırda kaybedip şehirde bulacağımızı zannettiğimiz, yürekte unutup meydanda aradığımız sır. Dünyada izini sürerken elimizden tutup ta bizi dünyaların üzerine kanatlandıran muştu. Şairin çok çarpıcı ifadeleriyle bizleri bazen buz kristallerine dönüştüren bazen de alev kırmızı yanışların sarmalına gark eden donmalarımız ve yanmalarımız... Bütün bunları anlatmam gerek. Şu bir hakikat ki hangisini anlatsak eksik kalan bir şeyler olacak.
Olcay Yazıcı, şiirleri üzerine araştırmalar yapılıp tezler yazılmış bir büyük şair. Bestelenmiş şiirleri de var tabii ki. Şiirleri üzerine hacimli kitaplar da yazılmalı diye düşünüyorum. Bunu fazlasıyla hak ettiğine de inanıyorum.
Ve çile dükkânımız, geçen Pazar günü ansızın kapanıverdi! Allaha sığındı. Rahmet-i rahmana kavuştu. Erguvan uğultusu kesildi. Kendisine Allahtan rahmet diliyoruz.
Seni unutmayacağız Olcay Ağabey! Mekânın cennet olsun.
Veda limanına gemi yanaşır
Herkes tufanını içinde taşır
Bağlanırız, tûl-i emel güderiz
Sonra bir gök ata biner gideriz
Ömür kısa hikâyemiz uzundur
Cümle âlem bu zindanda mahzundur!
