Erdoğan ve Bahçeli neyin peşinde?

.

  • GİRİŞ12.01.2018 09:33
  • GÜNCELLEME12.01.2018 09:33

Bahçeli'nin 15 Temmuz direnişi sonrasında birlikte hareket ettiği AK Parti'ye 2019 seçimlerinde ittifak önermesi bekleniyordu. Ancak yine de seçimlere 22 ay varken ve pazarlığa girmeden cumhurbaşkanı adayı olarak Erdoğan'ı desteklediklerini söylemesini erken bulanlar oldu.

Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün 676 sayılı KHK metnine ilişkin "kaygısını" ifade etmesini eleştirmesini "erken hamle" olarak değerlendirenler var. Hatta "Bay Kemal'in kayığına binenler" ve "trenden düşenler" tabirleriyle davadan ayrı düşmekle eleştirmesini de "sert" bulanlar mevcut.

Kimileri Erdoğan'ın aslında Gül'ü erkenden adaylık minderine çekme peşrevi yaptığını öne sürdü. Zihinlerdeki asıl soru ise Erdoğan ve Bahçeli'nin bu erken hamlelerle neyin peşinde olduğuna dair.
Öncelikle, Erdoğan'ın ve Bahçeli'nin siyasi ataklarının zamanlamasının erken olmadığı görüşündeyim. Diğer partileri hazırlıksız yakalayan iki lider de 15 Temmuz sonrası yakaladıkları uyumun uzantısı olan bir siyasi hareketlenme içindeler. 2019 seçimlerindeki adaylardan ziyade 2018'de yaşanabileceklere müdahale etme derdindeler. Yani adaydan ziyade muhtemel krizlerin seçmen bloklaşmasına etkilerine yön verme niyetindeler.
Bahçeli'nin Erdoğan'a desteğini şimdiden ilan etmesi CHP cenahında "iktidar hedefinden vazgeçerek baştan pes etmek" şeklinde yorumladı. Bu yorumun, 16 Nisan referandumunun hemen ardından "hayır" verenleri bir bloğa dönüştürmek için yollara düşen bir partiden gelmesi siyasetin "polemiği" olarak görülmeli.

Analizler, Bahçeli'nin "akıllıca bir hamle" yaptığı yönünde birleşiyor. MHP'nin başka bir şansı olmadığını söyleyenler Bahçeli'nin ön alarak kadrolarının devlet kurumlarındaki yerini sağlamlaştırdığını ve AK Parti siyasetine etki etme gücünü elinde tuttuğunu vurguluyorlar. Bu hamleyi Bahçeli'nin Erdoğan'ı toplum karşısında "dar bir alana sıkıştırması" şeklinde okuyanlar oldu.
Söz konusu okuma MHP'nin gittikçe AK Parti siyasetini şekillendirdiği ve hatta böylece "hedef birlikteliği içerisindeki iki liderin eşitlendiği" önermesine dayanıyor. Kuşkusuz bu önerme "AK Parti'nin 2002 ayarlarından uzaklaştığı ve bu yüzden Türkiye'yi yönetemez hale geldiği" varsayımının tezahürü.

"Milli-yerli ittifak" oluşturma girişimi AK Parti'nin son dört yıldaki iç ve dış siyaset tecrübesinin bir sonucu. Bu sonuç, MHP ve ideolojisine teslim olmak değil. Aksine MHP ile, hem de bu partinin bölünmesi pahasına, ülkenin menfaatleri konusunda bir uzlaşmaya ulaşabilme başarısı. Elbette Bahçeli'nin AK Parti tabanında gördüğü ilgiyi küçümsemiyorum. Ancak iki liderin "eşitlendiği" iddiası, Erdoğan-AK Parti tabanı ilişkisinin dinamiğini ve dahası Erdoğan'ın manevra kabiliyetlerini anlayamamakla malul. Sözgelimi Erdoğan'ın Gül'e eleştirisi bugünün gündemi değil. 2018'de verilecek dış politika kararlarının AK Parti'ye olası tesirlerini kontrol altına alma amaçlı proaktif bir hamle.

Cumhurbaşkanlığı sistemine göre yapılacak seçimlerin partileri ittifaka zorladığı ortada. Ancak iki liderin "erken" hamlelerinin hedefine dair değerlendirmemi üç madde ile açıklayayım:

1- Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş için gerekli düzenlemeleri birlikte yapmak ve siyasi bloklaşmayı buna göre şekillendirmek.
2- Bu dönüşümün taşıyıcı aktörü olan Erdoğan'ın ilk turda kazanmasını temin etmek.
3- "Milli-yerli ittifak"ın 2018'de alacağı yeni siyasi kararların sonuçlarını ve dışarıdan oluşturulacak türbülansı göğüslemek.
Suriye'nin kuzeyindeki "terör koridorunu" ortadan kaldırma yönündeki, Afrin operasyonu gibi, hamlelerin içeride oluşturacağı siyasi dalgalanmaları yönetmeye bu ittifakın erken açıklanmasının katkısı olacak.
"Kürt sorunu" etrafında AK Parti'den parça koparma girişimi de 2019 seçimleri öncesinde beklenen bir hamle olmalı. Adayların rengi asıl o zaman belli olacak

Sabah

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat